GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

KONUK YAZARLAR - 4

Milas'tan davet var

 

Tarihi,   

evleri   

ve   

halısıyla   

ünlü   

Milas,   

turizmde   

Bodrum'un   

gölgesinde

kalmak istemiyor.

Uygarlıkların   

buluşma   

noktası   

Milas,   

Karya'ya   

ve   

Menteşe   

Beyliği'ne

başkentlik   

yaptı.   

Roma,   

Bizans,   

Selçuklu,   

Osmanlı   

derin   

izler   

bıraktı.   

Tarihi,

halısı,   

eğitimli   

ve   

modern   

insanlarıyla   

turizmde   

artık   

Bodrum'un   

gölgesinde

kalmak istemiyor

 

Gündüzün   

'Bafa   

mavisi',   

gece   

ay   

ışığında   

gümüş   

bir   

tepsiye   

dönüşmüştü.

Kıyısından  

geçenleri  

kiremitte  

kefalle  

keçi  

peyniri  

yemeye  

çağırıyordu  

Bafa  

Gölü.  

Zeytin

ağaçlarının gökyüzüne bakan yaprakları mehtabın parlaklığını giyinmişti.

Ege  

topraklarından  

yalnız  

üzüm,  

incir,  

zeytin  

değil,  

geçmiş  

uygarlıklar,  

mitolojik

öyküleri  

de  

fışkırır.  

İnsan  

ne  

zaman  

gece  

Bafa'nın  

kıyısından  

geçse  

karşıdaki  

Latmos

yani   

Beşparmak   

Dağları'nın   

insanlara   

binlerce   

yıldır   

yaptığı   

tanıklığını   

anımsar.

Latmos'un    

eteklerindeki    

Herakleia    

kenti    

Anadolu'da    

Hıristiyanlığın    

erken    

girdiği

yerlerden  

biridir.  

Putperest  

Roma  

baskısından  

kurtulmak  

için  

Latmos'un  

doruklarına

sığınmıştır Herakleia'nın insanları.

Bafa'yı   

gümüş   

tepsiye   

dönüştüren   

ay   

ışığı   

aslında   

bir   

aşkın   

suya   

yansıyan

yüzüdür.  

Latmos'taki  

çoban  

Endymion  

ile  

Ay  

tanrıçası  

Selene'nin  

aşkları  

binlerce  

yıldır

anlatılmıştır.

Issız  

Latmos  

Dağları'nda  

gündüzleri  

nağmesi  

kayadan  

kayaya  

yayılan  

kavalını

üflerken,   

geceleri   

buram   

buram   

kekik   

ve   

ıhlamur   

kokan   

otların   

arasında   

uyurken

çoban  

Endymion'u  

yalnızca  

Ay  

tanrıçası  

Selene  

görür.  

Endymion'un  

erkek  

güzelliğine

âşık  

olmuştur  

Selene.  

Anlatılan  

o  

ki  

çoban  

ile  

tanrıçanın  

Latmos'un  

eteklerinde,  

Bafa

Gölü'nün  

kıyısında  

yaşadıkları  

bu  

aşk  

herkesi  

büyülemiştir  

ve  

Zeus'un  

'ölümsüz  

bir

uykuya'  

yatırdığı  

çoban  

Endymion  

geceleri  

ay  

ışığı  

çıktığında  

uyanmakta  

ve  

tanrıça

Selene ile hâlâ daha sevişmektedir.

Sevgilileri rahatsız etmeyin

 

O   

yüzden   

insan   

geceleri   

ay   

ışığında   

soluğunu   

tutar   

ve   

iki   

sevgiliyi   

rahatsız

etmemek için sessizce geçer Bafa kıyısından.

Söke   

Ovası'nı   

geçip,   

Bafa   

Gölü'nü   

aştın   

mı,   

Bodrum'a   

biraz   

daha   

yaklaştın

demektir.  

Çünkü  

arada  

bir  

Milas  

kalmıştır.  

Ona  

da  

el  

sallayıp  

Bodrum'a  

varmak  

için

basılır gaza. Ancak bu kez yolculuğun amacı Milas'a varmak.

Yolculuk, postayla gelen bir zarfla başladı.

İki    

kitap    

çıkmıştı    

zarfın    

içinden.    

Bir    

de    

mektup.    

Kitaplardan    

birinin    

adı

'Uygarlıkların   

Başkenti   

Mylasa   

ve   

Çevresi'ydi.   

Abuzer   

Kızıl   

yazmıştı.   

İkinci   

kitap   

da

yardımcı  

doçent  

Doktor  

Melek  

Çolak'ın  

'Milas  

Yahudileri'  

adını  

taşıyordu.  

Kitaplar  

Milas

Belediyesi'nin    

ve    

Milas    

Çevre    

ve    

Kültür    

Değerlerini    

Koruma-Tanıtma    

Vakfı'nın

katkılarıyla basılmıştı.

Milas   

Belediyesi   

Basın   

ve   

Halkla   

İlişkiler   

Sorumlusu   

Nevzat   

Çağlar   

Tüfekçi

kitaplarla  

gönderdiği  

mektubuna  

"Milas  

zengin  

tarihi  

ve  

kültürel  

birikime  

sahiptir"  

diye

başlıyor:

"En  

az  

3  

bin  

500  

yıllık  

bir  

geçmişi  

vardır.  

Tarihte  

Karya  

uygarlığına  

ve  

Menteşe

Beyliği'ne  

başkentlik  

yapmıştır.  

Sırasıyla  

Karya,  

Roma,  

Bizans,  

Selçuklu,  

Menteşe  

Beyliği

ve  

Osmanlı  

uygarlıklarını  

yaşamıştır.  

Milas'ta  

27  

antik  

kentin  

kalıntıları  

bulunmaktadır.

İasos,   

Heraklein,   

Euruomos   

ve   

Labranda   

bugün   

gezilip   

görülebilecek   

olan   

ören

yerleridir.  

İlk  

çağda  

Milas  

mermerleriyle  

ünlü  

bir  

kent.  

Şehrin  

pek  

yakınında  

olan  

Sadra

Dağı'nda  

mermer  

ocaklarının  

bulunması  

Mylasa'nın  

çok  

sayıda  

mermerden  

mabetle

donatılmasını  

sağlamıştır.  

Bir  

öyküye  

göre,  

nükteleri  

ile  

ünlü  

'arpçı  

Stratonikos'  

kentte

verdiği    

resitali    

açarken,    

şehirdeki    

tapınak    

sayısından    

etkilenerek,    

alışılagelmiş

'İnsanlara  

kulak  

ver'  

sözünü  

bir  

kenara  

bırakarak  

'Tapınaklara  

kulak  

ver'  

demiş.  

Bu

öykü  

bir  

başka  

şekilde  

şöyle  

anlatılır:  

Pazaryerine  

gelen  

bir  

çalgıcı  

'Dinleyin  

ey  

halk!'

diyeceği yerde 'Dinleyin ey mabetler!' demiş."

Bafa  

Gölü'nü  

arkamızda  

bırakıp  

gecenin  

bir  

yarısı  

Milas'a  

girdiğimizde  

Nevzat

Çağlar   

Tüfekçi   

bizi   

Ticaret   

Odası'nın   

lokalinde   

bekliyordu.   

Masada   

yerel   

'Menteşe'

gazetesinin  

sahibi  

Oktay  

Dizdar  

ile  

belediye  

basın  

bürosundan  

Gürsel  

Tekin  

de  

vardı.

Tam karşımda oturanı bir yerlerden tanıyorduk ama nereden?

Milaslı  

bir  

berberdi  

Halil  

Köse  

ve  

nereden  

tanıdığımızı  

anımsatınca  

bizi  

19  

yıl

öncesine  

götürdü.  

1984  

yılında  

köyleri  

kömür  

havzasında  

kurulu  

olduğu  

için  

evleri  

ve

arazileri   

kamulaştırılan   

Yatağan'ın   

Eskihisar   

ve   

Milas'ın   

Sek   

köylüleri   

Gökçeada'da

iskâna   

gönderiliyordu.   

Yaklaşık   

60   

ailenin   

üç   

gün   

süren   

Gökçeada   

yolculuklarını

izlemiştik  

bir  

gazeteci  

olarak.  

İşte  

Halil  

Köse  

de  

kendisine  

Gökçeada'da  

ev  

ve  

arazi

verilen köylülerdendi.

Öyküsünün  

devamını  

da  

bu  

gidişimizde  

öğrendik  

ki,  

bilinmeyen  

bir  

nedenden

dolayı  

verilen  

ev  

ve  

arsa  

o  

daha  

içine  

yerleşme  

fırsatı  

bile  

bulamadan  

geri  

alınmıştı.

Halil   

Köse   

hâlâ   

daha   

neden   

Gökçeada'daki   

evinin   

ve   

arazisinin   

geri   

alındığını

öğrenmeye çalışıyor.

Macar mimarisi bile var

 

Ertesi  

gün  

Gürsel  

Tekin  

ile  

birlikte  

'Milas  

turu'na  

başlıyoruz.  

Menteşe  

Beyliği'nden

kalma   

camiler,   

medreseler,   

hamamlar,   

Osmanlı   

mimarisinin   

en   

güzel   

örneklerini

yansıtan  

kışları  

sıcak,  

yazları  

serin  

cumbalı  

ahşap  

Milas  

evlerini  

geziyoruz.  

Bir  

yapı

ihtişamıyla  

dikkatimizi  

çekiyor.  

'Macar  

evi'  

diyor  

Gürsel.  

Milas'ta  

bir  

süre  

Levantenler

de yaşamış ve Orta Avrupa mimarisinin örneklerini ilçeye taşımışlar.

Gezi  

boyunca  

başka  

zenginliklerini  

de  

öğreniyoruz  

Milas'ın.  

Örneğin  

bir  

dönem

Yahudilerin  

yanı  

sıra  

Rumlarla  

Ermeniler  

de  

yaşıyormuş.  

Yüzyılın  

başında  

Milas'ta  

sekiz

bin  

Rum'un  

varlığı  

kayıtlara  

geçmiş.  

Yine  

Milas'ta  

1950'li  

yıllara  

kadar  

bin  

nüfusluk  

bir

Yahudi  

cemaati  

de  

varmış.  

Milaslı  

Yahudiler,  

İsrail  

devletinin  

kurulmasıyla  

ayrılmışlar

buradan.

Ord.  

Prof.  

Dr.  

Ekrem  

Akurgal'ın  

'Anadolu  

Uygarlıkları'  

adlı  

yapıtında  

ilk  

çağlardan

beri  

ayakta  

kalabilen  

ve  

Kral  

Midas'ın  

mezarının  

bir  

benzeri  

olduğunu,  

Bodrum'daki

Moseleum'un  

bir  

minyatürü  

olarak  

inşa  

edildiğini  

belirttiği  

Milas  

Gümüşkesen  

Anıtı'nın

mermerleri, işlemesi, mimarisi görenleri büyülüyor.

Ancak  

daha  

çarpıcı  

olanı  

da  

anıtın  

karşısındaki  

Yahudi  

mezarlığının  

yerel  

yönetim

tarafından   

koruma   

altına   

alınmış   

olması.   

Yahudilerin   

gitmesiyle   

çöplüğe   

dönüşen,

taşları  

çalınan  

mezarlık  

şimdi  

geçmişte  

burada  

yaşayan  

farklı  

bir  

kültüre  

saygının  

anıtı

gibi duruyor.

Çift  

ağızlı  

bir  

balta  

deseninin  

bulunduğu  

'Baltalı  

Kapı'ya,  

ilçenin  

beş  

kilometre

güneyindeki  

Beçin  

Kalesi'ne,  

içindeki  

türbe  

ve  

medreseye  

gidince  

insan  

birkaç  

yüz

metrede    

bir    

tarihin    

başka    

bir    

boyutuna    

geçmekten,    

bir    

uygarlıktan    

öbürüne

koşmaktan yoruluyor.

Nevzat  

Çağlar  

Tüfekçi  

geçmiş  

kültürlerin  

ve  

bir  

dönem  

bir  

arada  

yaşayan  

farklı

etnik   

ve   

dinsel   

kökenli   

insanların   

Milas'a   

katkılarını   

anlatırken   

ilginç   

saptamalar

yapıyor:

"Rumların   

ve   

Yahudilerin   

Milas'ın   

toplumsal   

yaşamında   

çok   

önemli   

katkıları

vardır. Yerli halk bir bakıma sanatı, zanaatı ve ticareti onlardan öğrendi.

Yahudi    

aileler    

1930'lu,    

1940'lı    

yıllarda    

en    

iyi    

giysilerini    

giyerek    

Milas'ın

Süsyolu'nda   

akşamları   

gruplar   

halinde   

ailece   

gezerdi.   

Onların   

bu   

davranışları   

yerli

halka  

da  

örnek  

olmuş,  

Milaslılar  

da  

gruplar  

halinde  

ailecek  

şehir  

merkezindeki  

yolda

akşamları gezmeye başlamışlardır. Milas'ta halen bu gelenek sürmektedir."

Milas'ın    

CHP'li    

Belediye    

Başkanı    

Fevzi    

Topuz    

da    

kentteki    

tarihi    

dokunun

korunmasına    

dönük    

bilincin    

belediye    

öncülüğünde    

geliştirmeyi    

amaçladıklarını

belirtirken   

"Ancak   

bu   

bilinç   

istediğiniz   

hızda   

gelişmiyor.   

Çünkü   

nedense   

insanlar

betonu çok seviyor" diyor.

Milaslılar  

artık  

'turizmin  

arka  

bahçesi'  

olmak,  

Bodrum'a  

geçilirken  

uzaktan  

şöyle

bir   

el   

sallanan   

yerleşim   

durumuna   

düşmek   

istemiyorlar.   

Bazıları   

yok   

olmaya   

terk

edilmiş  

tarihi  

yapıların  

bir  

an  

önce  

onarılmasını,  

tarihi  

ve  

kültürel  

zenginliklerinin  

artık

tüm  

dünyanın  

farkına  

varmasını,  

15  

kilometre  

uzaklıktaki  

Bodrum-Milas  

Havaalanı'nın

yalnızca   

50   

kilometre   

uzaklıktaki   

Bodrum'a   

bir   

geçiş   

yeri   

olarak   

kullanılmamasını

istiyorlar.

Eğer  

bir  

gece  

yolunuz  

Bafa  

Gölü'nün  

kıyısına  

düşerse  

ay  

ışığında  

sevişen  

çoban

Endymion   

ile   

tanrıça   

Selene'yi   

rahatsız   

etmemek   

için   

sessiz   

olun   

ve   

biraz   

ileride

binlerce    

yıllık    

tarihiyle    

Milas'ın    

sizi    

uygarlıkların    

buluştuğu    

noktada    

beklediğini

unutmayın!

Celal BAŞLANGIÇ

(Radikal - 29 Eylül 2003)

Yalçın BAYER - 1

Dilara PEKEL

Yalçın BAYER - 2

Osman BERBEROĞLU

DİĞER YAZARLAR

Yonca TOKBAŞ - (1)

Yonca TOKBAŞ - (2)

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

KONUK YAZARLAR - 4

Milas'tan davet var

Tarihi,   

evleri   

ve   

halısıyla   

ünlü   

Milas,   

turizmde

Bodrum'un gölgesinde kalmak istemiyor.

Uygarlıkların  

buluşma  

noktası  

Milas,  

Karya'ya  

ve

Menteşe    

Beyliği'ne    

başkentlik    

yaptı.    

Roma,    

Bizans,

Selçuklu,   

Osmanlı   

derin   

izler   

bıraktı.   

Tarihi,   

halısı,

eğitimli     

ve     

modern     

insanlarıyla     

turizmde     

artık

Bodrum'un gölgesinde kalmak istemiyor

 

Gündüzün  

'Bafa  

mavisi',  

gece  

ay  

ışığında  

gümüş  

bir

tepsiye  

dönüşmüştü.  

Kıyısından  

geçenleri  

kiremitte  

kefalle

keçi     

peyniri     

yemeye     

çağırıyordu     

Bafa     

Gölü.     

Zeytin

ağaçlarının      

gökyüzüne      

bakan      

yaprakları      

mehtabın

parlaklığını giyinmişti.

Ege   

topraklarından   

yalnız   

üzüm,   

incir,   

zeytin   

değil,

geçmiş  

uygarlıklar,  

mitolojik  

öyküleri  

de  

fışkırır.  

İnsan  

ne

zaman  

gece  

Bafa'nın  

kıyısından  

geçse  

karşıdaki  

Latmos  

yani

Beşparmak    

Dağları'nın    

insanlara    

binlerce    

yıldır    

yaptığı

tanıklığını  

anımsar.  

Latmos'un  

eteklerindeki  

Herakleia  

kenti

Anadolu'da   

Hıristiyanlığın   

erken   

girdiği   

yerlerden   

biridir.

Putperest   

Roma   

baskısından   

kurtulmak   

için   

Latmos'un

doruklarına sığınmıştır Herakleia'nın insanları.

Bafa'yı  

gümüş  

tepsiye  

dönüştüren  

ay  

ışığı  

aslında  

bir

aşkın  

suya  

yansıyan  

yüzüdür.  

Latmos'taki  

çoban  

Endymion

ile Ay tanrıçası Selene'nin aşkları binlerce yıldır anlatılmıştır.

Issız  

Latmos  

Dağları'nda  

gündüzleri  

nağmesi  

kayadan

kayaya   

yayılan   

kavalını   

üflerken,   

geceleri   

buram   

buram

kekik   

ve   

ıhlamur   

kokan   

otların   

arasında   

uyurken   

çoban

Endymion'u      

yalnızca      

Ay      

tanrıçası      

Selene      

görür.

Endymion'un    

erkek    

güzelliğine    

âşık    

olmuştur    

Selene.

Anlatılan  

o  

ki  

çoban  

ile  

tanrıçanın  

Latmos'un  

eteklerinde,

Bafa     

Gölü'nün     

kıyısında     

yaşadıkları     

bu     

aşk     

herkesi

büyülemiştir   

ve   

Zeus'un   

'ölümsüz   

bir   

uykuya'   

yatırdığı

çoban  

Endymion  

geceleri  

ay  

ışığı  

çıktığında  

uyanmakta  

ve

tanrıça Selene ile hâlâ daha sevişmektedir.

Sevgilileri rahatsız etmeyin

 

O  

yüzden  

insan  

geceleri  

ay  

ışığında  

soluğunu  

tutar  

ve

iki   

sevgiliyi   

rahatsız   

etmemek   

için   

sessizce   

geçer   

Bafa

kıyısından.

Söke  

Ovası'nı  

geçip,  

Bafa  

Gölü'nü  

aştın  

mı,  

Bodrum'a

biraz   

daha   

yaklaştın   

demektir.   

Çünkü   

arada   

bir   

Milas

kalmıştır.  

Ona  

da  

el  

sallayıp  

Bodrum'a  

varmak  

için  

basılır

gaza. Ancak bu kez yolculuğun amacı Milas'a varmak.

Yolculuk, postayla gelen bir zarfla başladı.

İki    

kitap    

çıkmıştı    

zarfın    

içinden.    

Bir    

de    

mektup.

Kitaplardan   

birinin   

adı   

'Uygarlıkların   

Başkenti   

Mylasa   

ve

Çevresi'ydi.  

Abuzer  

Kızıl  

yazmıştı.  

İkinci  

kitap  

da  

yardımcı

doçent    

Doktor    

Melek    

Çolak'ın    

'Milas    

Yahudileri'    

adını

taşıyordu.  

Kitaplar  

Milas  

Belediyesi'nin  

ve  

Milas  

Çevre  

ve

Kültür   

Değerlerini   

Koruma-Tanıtma   

Vakfı'nın   

katkılarıyla

basılmıştı.

Milas   

Belediyesi   

Basın   

ve   

Halkla   

İlişkiler   

Sorumlusu

Nevzat   

Çağlar   

Tüfekçi   

kitaplarla   

gönderdiği   

mektubuna

"Milas   

zengin   

tarihi   

ve   

kültürel   

birikime   

sahiptir"   

diye

başlıyor:

"En  

az  

3  

bin  

500  

yıllık  

bir  

geçmişi  

vardır.  

Tarihte  

Karya

uygarlığına   

ve   

Menteşe   

Beyliği'ne   

başkentlik   

yapmıştır.

Sırasıyla  

Karya,  

Roma,  

Bizans,  

Selçuklu,  

Menteşe  

Beyliği  

ve

Osmanlı  

uygarlıklarını  

yaşamıştır.  

Milas'ta  

27  

antik  

kentin

kalıntıları   

bulunmaktadır.   

İasos,   

Heraklein,   

Euruomos   

ve

Labranda  

bugün  

gezilip  

görülebilecek  

olan  

ören  

yerleridir.

İlk   

çağda   

Milas   

mermerleriyle   

ünlü   

bir   

kent.   

Şehrin   

pek

yakınında     

olan     

Sadra     

Dağı'nda     

mermer     

ocaklarının

bulunması    

Mylasa'nın    

çok    

sayıda    

mermerden    

mabetle

donatılmasını  

sağlamıştır.  

Bir  

öyküye  

göre,  

nükteleri  

ile  

ünlü

'arpçı  

Stratonikos'  

kentte  

verdiği  

resitali  

açarken,  

şehirdeki

tapınak  

sayısından  

etkilenerek,  

alışılagelmiş  

'İnsanlara  

kulak

ver'   

sözünü   

bir   

kenara   

bırakarak   

'Tapınaklara   

kulak   

ver'

demiş.  

Bu  

öykü  

bir  

başka  

şekilde  

şöyle  

anlatılır:  

Pazaryerine

gelen  

bir  

çalgıcı  

'Dinleyin  

ey  

halk!'  

diyeceği  

yerde  

'Dinleyin

ey mabetler!' demiş."

Bafa   

Gölü'nü   

arkamızda   

bırakıp   

gecenin   

bir   

yarısı

Milas'a    

girdiğimizde    

Nevzat    

Çağlar    

Tüfekçi    

bizi    

Ticaret

Odası'nın   

lokalinde   

bekliyordu.   

Masada   

yerel   

'Menteşe'

gazetesinin     

sahibi     

Oktay     

Dizdar     

ile     

belediye     

basın

bürosundan  

Gürsel  

Tekin  

de  

vardı.  

Tam  

karşımda  

oturanı

bir yerlerden tanıyorduk ama nereden?

Milaslı  

bir  

berberdi  

Halil  

Köse  

ve  

nereden  

tanıdığımızı

anımsatınca   

bizi   

19   

yıl   

öncesine   

götürdü.   

1984   

yılında

köyleri   

kömür   

havzasında   

kurulu   

olduğu   

için   

evleri   

ve

arazileri  

kamulaştırılan  

Yatağan'ın  

Eskihisar  

ve  

Milas'ın  

Sek

köylüleri   

Gökçeada'da   

iskâna   

gönderiliyordu.   

Yaklaşık   

60

ailenin  

üç  

gün  

süren  

Gökçeada  

yolculuklarını  

izlemiştik  

bir

gazeteci  

olarak.  

İşte  

Halil  

Köse  

de  

kendisine  

Gökçeada'da  

ev

ve arazi verilen köylülerdendi.

Öyküsünün  

devamını  

da  

bu  

gidişimizde  

öğrendik  

ki,

bilinmeyen  

bir  

nedenden  

dolayı  

verilen  

ev  

ve  

arsa  

o  

daha

içine   

yerleşme   

fırsatı   

bile   

bulamadan   

geri   

alınmıştı.   

Halil

Köse  

hâlâ  

daha  

neden  

Gökçeada'daki  

evinin  

ve  

arazisinin

geri alındığını öğrenmeye çalışıyor.

Macar mimarisi bile var

 

Ertesi   

gün   

Gürsel   

Tekin   

ile   

birlikte   

'Milas   

turu'na

başlıyoruz.       

Menteşe       

Beyliği'nden       

kalma       

camiler,

medreseler,    

hamamlar,    

Osmanlı    

mimarisinin    

en    

güzel

örneklerini   

yansıtan   

kışları   

sıcak,   

yazları   

serin   

cumbalı

ahşap    

Milas    

evlerini    

geziyoruz.    

Bir    

yapı    

ihtişamıyla

dikkatimizi   

çekiyor.   

'Macar   

evi'   

diyor   

Gürsel.   

Milas'ta   

bir

süre  

Levantenler  

de  

yaşamış  

ve  

Orta  

Avrupa  

mimarisinin

örneklerini ilçeye taşımışlar.

Gezi   

boyunca   

başka   

zenginliklerini   

de   

öğreniyoruz

Milas'ın.  

Örneğin  

bir  

dönem  

Yahudilerin  

yanı  

sıra  

Rumlarla

Ermeniler  

de  

yaşıyormuş.  

Yüzyılın  

başında  

Milas'ta  

sekiz  

bin

Rum'un  

varlığı  

kayıtlara  

geçmiş.  

Yine  

Milas'ta  

1950'li  

yıllara

kadar  

bin  

nüfusluk  

bir  

Yahudi  

cemaati  

de  

varmış.  

Milaslı

Yahudiler, İsrail devletinin kurulmasıyla ayrılmışlar buradan.

Ord.  

Prof.  

Dr.  

Ekrem  

Akurgal'ın  

'Anadolu  

Uygarlıkları'

adlı   

yapıtında   

ilk   

çağlardan   

beri   

ayakta   

kalabilen   

ve   

Kral

Midas'ın   

mezarının   

bir   

benzeri   

olduğunu,   

Bodrum'daki

Moseleum'un  

bir  

minyatürü  

olarak  

inşa  

edildiğini  

belirttiği

Milas  

Gümüşkesen  

Anıtı'nın  

mermerleri,  

işlemesi,  

mimarisi

görenleri büyülüyor.

Ancak  

daha  

çarpıcı  

olanı  

da  

anıtın  

karşısındaki  

Yahudi

mezarlığının  

yerel  

yönetim  

tarafından  

koruma  

altına  

alınmış

olması.   

Yahudilerin   

gitmesiyle   

çöplüğe   

dönüşen,   

taşları

çalınan  

mezarlık  

şimdi  

geçmişte  

burada  

yaşayan  

farklı  

bir

kültüre saygının anıtı gibi duruyor.

Çift    

ağızlı    

bir    

balta    

deseninin    

bulunduğu    

'Baltalı

Kapı'ya,  

ilçenin  

beş  

kilometre  

güneyindeki  

Beçin  

Kalesi'ne,

içindeki   

türbe   

ve   

medreseye   

gidince   

insan   

birkaç   

yüz

metrede   

bir   

tarihin   

başka   

bir   

boyutuna   

geçmekten,   

bir

uygarlıktan öbürüne koşmaktan yoruluyor.

Nevzat  

Çağlar  

Tüfekçi  

geçmiş  

kültürlerin  

ve  

bir  

dönem

bir  

arada  

yaşayan  

farklı  

etnik  

ve  

dinsel  

kökenli  

insanların

Milas'a katkılarını anlatırken ilginç saptamalar yapıyor:

"Rumların      

ve      

Yahudilerin      

Milas'ın      

toplumsal

yaşamında  

çok  

önemli  

katkıları  

vardır.  

Yerli  

halk  

bir  

bakıma

sanatı, zanaatı ve ticareti onlardan öğrendi.

Yahudi  

aileler  

1930'lu,  

1940'lı  

yıllarda  

en  

iyi  

giysilerini

giyerek    

Milas'ın    

Süsyolu'nda    

akşamları    

gruplar    

halinde

ailece  

gezerdi.  

Onların  

bu  

davranışları  

yerli  

halka  

da  

örnek

olmuş,     

Milaslılar     

da     

gruplar     

halinde     

ailecek     

şehir

merkezindeki    

yolda    

akşamları    

gezmeye    

başlamışlardır.

Milas'ta halen bu gelenek sürmektedir."

Milas'ın    

CHP'li    

Belediye    

Başkanı    

Fevzi    

Topuz    

da

kentteki    

tarihi    

dokunun    

korunmasına    

dönük    

bilincin

belediye       

öncülüğünde       

geliştirmeyi       

amaçladıklarını

belirtirken   

"Ancak   

bu   

bilinç   

istediğiniz   

hızda   

gelişmiyor.

Çünkü nedense insanlar betonu çok seviyor" diyor.

Milaslılar     

artık     

'turizmin     

arka     

bahçesi'     

olmak,

Bodrum'a  

geçilirken  

uzaktan  

şöyle  

bir  

el  

sallanan  

yerleşim

durumuna  

düşmek  

istemiyorlar.  

Bazıları  

yok  

olmaya  

terk

edilmiş  

tarihi  

yapıların  

bir  

an  

önce  

onarılmasını,  

tarihi  

ve

kültürel     

zenginliklerinin     

artık     

tüm     

dünyanın     

farkına

varmasını,      

15      

kilometre      

uzaklıktaki      

Bodrum-Milas

Havaalanı'nın  

yalnızca  

50  

kilometre  

uzaklıktaki  

Bodrum'a  

bir

geçiş yeri olarak kullanılmamasını istiyorlar.

Eğer  

bir  

gece  

yolunuz  

Bafa  

Gölü'nün  

kıyısına  

düşerse

ay   

ışığında   

sevişen   

çoban   

Endymion   

ile   

tanrıça   

Selene'yi

rahatsız  

etmemek  

için  

sessiz  

olun  

ve  

biraz  

ileride  

binlerce

yıllık  

tarihiyle  

Milas'ın  

sizi  

uygarlıkların  

buluştuğu  

noktada

beklediğini unutmayın!

Celal BAŞLANGIÇ

(Radikal - 29 Eylül 2003)

Yalçın BAYER - (1)

Dilara PEKEL

Yalçın BAYER - (2)

DİĞER YAZARLAR

Osman BERBEROĞLU

Yonca TOKBAŞ - (1)

Yonca TOKBAŞ - (2)

www.milas.org.tr