GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

KONUK YAZARLAR - 8

ORTAK YAŞAM

Bildiğimiz   

ve   

yaşadığımız   

gibi   

kentler,   

insanların   

en   

yoğun   

şekilde   

birlikte

yaşadığı mekanlardır. Peki neden bir arada yaşarız ve neden kentler?

İnsanların  

bir  

arada  

yaşamaları  

için  

birkaç  

açıklama  

getirilmiştir.  

Bunlardan  

ilki,

“güdüsel-evrimsel   

kökenli   

açıklama”dır.   

Buna   

göre,   

birlikte   

yaşamak   

ortama   

uyum

sağlamada,  

çevreyle  

baş  

etmede  

kolaylaştırıcı  

bir  

etkendir  

ve  

insanlar  

doğal  

seçilim

sonucu  

bir  

arada  

yaşamaya  

eğilimli  

olmuştur.  

İkincisi,  

“doğal  

zorunluluklara  

(birincil

gereksinimler)    

ilişkin    

biyolojik    

açıklama”dır.    

Bu    

açıklamaya    

göre,    

yeryüzünde

doğumdan   

sonra   

en   

uzun   

süre   

ebeveynlerine   

ve   

başkalarına   

bağımlı   

kalan   

canlı,

insandır.  

Bir  

başka  

açıklama,  

özellikle  

sonraki  

yaşlarda  

ortaya  

çıkan  

sevilme,  

saygı

görme   

gibi   

“ikincil   

gereksinimlere   

dayalı”   

açıklamadır   

ve   

bu   

da   

başka   

insanların

varlıklarını  

gerekli  

kılar.  

Bir  

diğer  

açıklama  

da  

diğer  

insanlarla  

bir  

arada  

olmaktan

sağlanan  

ödüle  

dayanan  

“öğrenme”  

açıklamasıdır:  

İnsan,  

diğer  

insanlarla  

bir  

arada

olmak ile ödül arasında bir bağ kurar.

İlk  

insan(sı)ları  

hayal  

edecek  

olursak,  

çevrelerinde  

anlam  

veremedikleri  

yanardağ

patlamaları,  

seller,  

kuraklık,  

depremler  

gibi  

doğal  

afetlerle  

ve  

bugün  

çoğunun  

neslinin

tükendiği  

kendinden  

büyük  

yırtıcılarla  

dolu  

olduğunu  

görürüz.  

Yine  

ilk  

insanlar  

böyle

bir  

çevrede  

toplayıcılık  

ve  

avcılıkla  

yaşamını  

sürdürmek  

zorundaydılar.  

Her  

şeyden

önce  

korku,  

başlı  

başına,  

insanları  

bir  

araya  

getiren  

bir  

duygumuzdur;  

çünkü,  

korku,

bir   

aradayken   

azalır.   

Korku   

nesnesi   

onu   

yaşayan   

herkes   

için   

aynı   

olduğundan   

ve

korkan  

kişinin  

sadece  

kendimiz  

olmadığını  

bize  

gösterdiğinden  

bize  

rahatlık  

verir;  

bu

nedenle  

bir  

araya  

gelmek,  

korku  

nesnesiyle  

baş  

etme  

gücü  

ile  

güven  

duygusu  

verir.

Bir  

araya  

gelen  

insanlar  

ise  

düşünce  

çeşitliliği  

ve  

birlikteliğiyle  

daha  

kolay  

çözümler

üretebilirler:    

Tek    

başlarına    

baş    

edemeyecekleri    

büyük    

hayvanları    

daha    

kolay

avlayabilir,  

yenen-yenmeyen  

ve  

şifalı  

bitki  

bilgilerini  

paylaşırlar.  

Elbette,  

ilk  

insanlardan

itibaren  

nedenini  

bilmedikleri  

ve  

baş  

edemedikleri  

doğa  

olayları  

için  

de  

onlara  

dinsel

yüklemeler  

yapmaya  

ve  

onlara  

tapınmaya  

başlamışlardır.  

Bir  

arada  

yaşamayla  

türün

devamı  

yönünde  

eş  

seçimi  

artmış,  

çocuk  

bakımı  

kolaylaşmış,  

diğer  

kabilelere  

karşı

savunma   

güçlenmiş;   

eğlenme,   

yardımlaşma,   

sevilme   

ve   

saygı   

görme   

gereksinimi

giderilmiştir.

Başlangıçta  

küçük  

klanlar,  

kabileler  

şeklinde  

avcılık  

ve  

toplayıcılıkla  

sürekli  

yer

değiştirerek    

yaşayan    

bu    

topluluklar,    

toprağın    

işlenmeye    

başlanıp    

bir    

köşeye

gereksinim   

duyulan   

yiyecekten   

fazlasının   

saklanmaya   

başlanmasıyla   

daha   

büyük

topluluklar   

halinde   

bir   

araya   

gelmeye   

başlamıştır.   

Toprağı   

işlemek   

için   

araç-gereç

geliştirilmesi,  

biriktirilen  

artık  

ürünün  

korunması  

için  

savaşçılar  

yetiştirilmesi,  

bu  

artık

ürüne   

kimin   

ya   

da   

kimlerin   

sahip   

olacağını   

belirleyen   

yönetim   

şeklinin   

yeniden

biçimlenmesi  

vb,  

daha  

önceki  

yaşam  

biçimini  

kökten  

değiştirmeye  

başlamıştır:  

Çalı

çırpıdan   

geçici   

olarak   

yapılan   

barınaklardan   

ilk   

yerleşik   

yapılar   

(site)   

kurulmaya

başlanmıştır.   

Tarım   

devrimiyle   

ortaya   

çıkan   

bu   

yapısal   

değişim,   

Sanayi   

Devrimiyle

daha  

da  

hız  

kazanmıştır.  

Önce  

manifaktür  

üretim,  

sonra  

fabrikaların  

ortaya  

çıkmasıyla

işgücü  

gereksinimi  

de  

artmış,  

kırsal  

alandan  

kentlere  

hızlı  

bir  

göç  

hareketi  

başlamıştır

ve   

bugünkü   

kentlere   

doğru   

yol   

alınmıştır.   

Güzel   

kentimiz   

Milas   

da   

bu   

süreçlerin

sonucunda kurulmuş ve bugünlere gelmiştir.

Elbette   

kentlerin   

insan   

yaşamına   

kattığı   

olumlu   

şeyler   

olduğu   

gibi,   

olumsuz

şeyler  

de  

olmuştur,  

olmaktadır  

ve  

olacaktır.  

Bu  

yazıda  

tümünü  

ele  

alabilmek  

olanaklı

değildir.    

Ancak,    

büyük    

insan    

kitlelerinin    

bir    

arada    

yaşaması,    

birlikte    

yaşama

konusunda   

bazı   

kurallar   

oluşturmayı   

da   

beraberinde   

getirir:   

Trafik,   

temizlik,   

kent

planlaması,  

yönetim,  

başkalarını  

rahatsız  

etmeme,  

gibi.  

Özellikle  

yukarıdaki  

tarihsel

gelişim  

ve  

değişimlerin  

önemli  

bazı  

aşamalarını  

atlamış  

olan,  

“Orta  

Asya’dan  

bir  

kısrak

başı  

gibi  

uzanan”  

Anadolu’ya  

gelen  

bizler,  

kentin  

ortak  

yaşamını  

acaba  

sindirebildik

mi?  

Sanırız  

bu  

konuda  

olumlu  

yanıt  

vermek  

kolay  

değildir.  

Yaşadığımız  

uzun  

göçer

topluluk  

olma  

özelliğimizden  

olsa  

gerek,  

“eğitimlimiz”-“eğitimsizimiz”  

sokaklara  

çöpler

atmıyor    

muyuz,    

dinlediğimiz    

müziğin    

sesini    

sanki    

herkes    

o    

müziği    

dinlemek

zorundaymış    

gibi    

sonuna    

kadar    

açmıyor    

muyuz,    

sanat-kültür    

etkinliklerinden

kaçınmıyor   

muyuz?   

Çevremize   

ve   

kendimize   

bir   

de   

bu   

gözle   

baksak,   

daha   

neler

göreceğimiz ortada değil mi?

Haydi  

daha  

güzel  

bir  

ortak  

yaşam  

için  

kolları  

sıvayalım.  

Bir  

sonraki  

yazıya  

kadar

sağlıcakla kalın.

Yazar    

Hakkında:    

Bursa    

İnegöl    

doğumlu.    

Hacettepe    

Üniversitesi    

Psikoloji

Bölümü     

lisans     

ve     

psikometride     

yüksek     

lisans,     

Ankara     

Üniversitesi     

ölçme-

değerlendirme  

(psikometri)  

doktora  

programlarından  

mezun  

oldu.  

ÖSYM’de  

ölçme-

değerlendirme  

uzmanı  

olarak,  

Hacettepe  

ve  

Mersin  

Üniversitesi’nde  

öğretim  

üyesi

olarak  

çalıştı.  

Çeşitli  

bilimsel  

kitapları,  

ulusal  

ve  

uluslararası  

bilimsel  

makaleleri  

olan

Erkuş,  

emekli  

olduktan  

sonra  

kendisi  

gibi  

eğitimci  

eşiyle  

yerleştiği  

Milas’ta  

beş  

yıldır

yaşamaktadır.

Prof. Dr. Adnan ERKUŞ - (1)

DİĞER YAZARLAR

Yalçın BAYER - (1)

Dilara PEKEL

Yalçın BAYER - (2)

Celal BAŞLANGIÇ

Yonca TOKBAŞ - (1)

Osman BERBEROĞLU

Yonca TOKBAŞ - (2)

Kent ve İnsan

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

KONUK YAZARLAR - 8

ORTAK YAŞAM

Bildiğimiz   

ve   

yaşadığımız   

gibi   

kentler,   

insanların   

en

yoğun  

şekilde  

birlikte  

yaşadığı  

mekanlardır.  

Peki  

neden  

bir

arada yaşarız ve neden kentler?

İnsanların  

bir  

arada  

yaşamaları  

için  

birkaç  

açıklama

getirilmiştir.     

Bunlardan     

ilki,     

“güdüsel-evrimsel     

kökenli

açıklama”dır.   

Buna   

göre,   

birlikte   

yaşamak   

ortama   

uyum

sağlamada,  

çevreyle  

baş  

etmede  

kolaylaştırıcı  

bir  

etkendir

ve   

insanlar   

doğal   

seçilim   

sonucu   

bir   

arada   

yaşamaya

eğilimli   

olmuştur.   

İkincisi,   

“doğal   

zorunluluklara   

(birincil

gereksinimler)  

ilişkin  

biyolojik  

açıklama”dır.  

Bu  

açıklamaya

göre,     

yeryüzünde     

doğumdan     

sonra     

en     

uzun     

süre

ebeveynlerine  

ve  

başkalarına  

bağımlı  

kalan  

canlı,  

insandır.

Bir  

başka  

açıklama,  

özellikle  

sonraki  

yaşlarda  

ortaya  

çıkan

sevilme,   

saygı   

görme   

gibi   

“ikincil   

gereksinimlere   

dayalı”

açıklamadır   

ve   

bu   

da   

başka   

insanların   

varlıklarını   

gerekli

kılar.   

Bir   

diğer   

açıklama   

da   

diğer   

insanlarla   

bir   

arada

olmaktan  

sağlanan  

ödüle  

dayanan  

“öğrenme”  

açıklamasıdır:

İnsan,  

diğer  

insanlarla  

bir  

arada  

olmak  

ile  

ödül  

arasında  

bir

bağ kurar.

İlk   

insan(sı)ları   

hayal   

edecek   

olursak,   

çevrelerinde

anlam  

veremedikleri  

yanardağ  

patlamaları,  

seller,  

kuraklık,

depremler  

gibi  

doğal  

afetlerle  

ve  

bugün  

çoğunun  

neslinin

tükendiği    

kendinden    

büyük    

yırtıcılarla    

dolu    

olduğunu

görürüz.  

Yine  

ilk  

insanlar  

böyle  

bir  

çevrede  

toplayıcılık  

ve

avcılıkla   

yaşamını   

sürdürmek   

zorundaydılar.   

Her   

şeyden

önce   

korku,   

başlı   

başına,   

insanları   

bir   

araya   

getiren   

bir

duygumuzdur;   

çünkü,   

korku,   

bir   

aradayken   

azalır.   

Korku

nesnesi  

onu  

yaşayan  

herkes  

için  

aynı  

olduğundan  

ve  

korkan

kişinin  

sadece  

kendimiz  

olmadığını  

bize  

gösterdiğinden  

bize

rahatlık    

verir;    

bu    

nedenle    

bir    

araya    

gelmek,    

korku

nesnesiyle  

baş  

etme  

gücü  

ile  

güven  

duygusu  

verir.  

Bir  

araya

gelen  

insanlar  

ise  

düşünce  

çeşitliliği  

ve  

birlikteliğiyle  

daha

kolay       

çözümler       

üretebilirler:       

Tek       

başlarına       

baş

edemeyecekleri   

büyük   

hayvanları   

daha   

kolay   

avlayabilir,

yenen-yenmeyen  

ve  

şifalı  

bitki  

bilgilerini  

paylaşırlar.  

Elbette,

ilk    

insanlardan    

itibaren    

nedenini    

bilmedikleri    

ve    

baş

edemedikleri  

doğa  

olayları  

için  

de  

onlara  

dinsel  

yüklemeler

yapmaya   

ve   

onlara   

tapınmaya   

başlamışlardır.   

Bir   

arada

yaşamayla  

türün  

devamı  

yönünde  

eş  

seçimi  

artmış,  

çocuk

bakımı     

kolaylaşmış,     

diğer     

kabilelere     

karşı     

savunma

güçlenmiş;  

eğlenme,  

yardımlaşma,  

sevilme  

ve  

saygı  

görme

gereksinimi giderilmiştir.

Başlangıçta  

küçük  

klanlar,  

kabileler  

şeklinde  

avcılık  

ve

toplayıcılıkla  

sürekli  

yer  

değiştirerek  

yaşayan  

bu  

topluluklar,

toprağın  

işlenmeye  

başlanıp  

bir  

köşeye  

gereksinim  

duyulan

yiyecekten    

fazlasının    

saklanmaya    

başlanmasıyla    

daha

büyük   

topluluklar   

halinde   

bir   

araya   

gelmeye   

başlamıştır.

Toprağı   

işlemek   

için   

araç-gereç   

geliştirilmesi,   

biriktirilen

artık   

ürünün   

korunması   

için   

savaşçılar   

yetiştirilmesi,   

bu

artık  

ürüne  

kimin  

ya  

da  

kimlerin  

sahip  

olacağını  

belirleyen

yönetim   

şeklinin   

yeniden   

biçimlenmesi   

vb,   

daha   

önceki

yaşam    

biçimini    

kökten    

değiştirmeye    

başlamıştır:    

Çalı

çırpıdan   

geçici   

olarak   

yapılan   

barınaklardan   

ilk   

yerleşik

yapılar    

(site)    

kurulmaya    

başlanmıştır.    

Tarım    

devrimiyle

ortaya  

çıkan  

bu  

yapısal  

değişim,  

Sanayi  

Devrimiyle  

daha  

da

hız  

kazanmıştır.  

Önce  

manifaktür  

üretim,  

sonra  

fabrikaların

ortaya    

çıkmasıyla    

işgücü    

gereksinimi    

de    

artmış,    

kırsal

alandan    

kentlere    

hızlı    

bir    

göç    

hareketi    

başlamıştır    

ve

bugünkü  

kentlere  

doğru  

yol  

alınmıştır.  

Güzel  

kentimiz  

Milas

da    

bu    

süreçlerin    

sonucunda    

kurulmuş    

ve    

bugünlere

gelmiştir.

Elbette  

kentlerin  

insan  

yaşamına  

kattığı  

olumlu  

şeyler

olduğu   

gibi,   

olumsuz   

şeyler   

de   

olmuştur,   

olmaktadır   

ve

olacaktır.  

Bu  

yazıda  

tümünü  

ele  

alabilmek  

olanaklı  

değildir.

Ancak,  

büyük  

insan  

kitlelerinin  

bir  

arada  

yaşaması,  

birlikte

yaşama      

konusunda      

bazı      

kurallar      

oluşturmayı      

da

beraberinde    

getirir:    

Trafik,    

temizlik,    

kent    

planlaması,

yönetim,    

başkalarını    

rahatsız    

etmeme,    

gibi.    

Özellikle

yukarıdaki   

tarihsel   

gelişim   

ve   

değişimlerin   

önemli   

bazı

aşamalarını  

atlamış  

olan,  

“Orta  

Asya’dan  

bir  

kısrak  

başı  

gibi

uzanan”   

Anadolu’ya   

gelen   

bizler,   

kentin   

ortak   

yaşamını

acaba   

sindirebildik   

mi?   

Sanırız   

bu   

konuda   

olumlu   

yanıt

vermek   

kolay   

değildir.   

Yaşadığımız   

uzun   

göçer   

topluluk

olma  

özelliğimizden  

olsa  

gerek,  

“eğitimlimiz”-“eğitimsizimiz”

sokaklara    

çöpler    

atmıyor    

muyuz,    

dinlediğimiz    

müziğin

sesini   

sanki   

herkes   

o   

müziği   

dinlemek   

zorundaymış   

gibi

sonuna  

kadar  

açmıyor  

muyuz,  

sanat-kültür  

etkinliklerinden

kaçınmıyor  

muyuz?  

Çevremize  

ve  

kendimize  

bir  

de  

bu  

gözle

baksak, daha neler göreceğimiz ortada değil mi?

Haydi    

daha    

güzel    

bir    

ortak    

yaşam    

için    

kolları

sıvayalım. Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalın.

Yazar  

Hakkında:  

Bursa  

İnegöl  

doğumlu.  

Hacettepe

Üniversitesi  

Psikoloji  

Bölümü  

lisans  

ve  

psikometride  

yüksek

lisans,        

Ankara        

Üniversitesi        

ölçme-değerlendirme

(psikometri)      

doktora      

programlarından      

mezun      

oldu.

ÖSYM’de  

ölçme-değerlendirme  

uzmanı  

olarak,  

Hacettepe  

ve

Mersin  

Üniversitesi’nde  

öğretim  

üyesi  

olarak  

çalıştı.  

Çeşitli

bilimsel  

kitapları,  

ulusal  

ve  

uluslararası  

bilimsel  

makaleleri

olan   

Erkuş,   

emekli   

olduktan   

sonra   

kendisi   

gibi   

eğitimci

eşiyle yerleştiği Milas’ta beş yıldır yaşamaktadır.

Yalçın BAYER - (1)

Dilara PEKEL

Yalçın BAYER - (2)

Celal BAŞLANGIÇ

Prof. Dr. Adnan ERKUŞ - (1)

DİĞER YAZARLAR

Yonca TOKBAŞ - (1)

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

Osman BERBEROĞLU

Yonca TOKBAŞ - (2)

Kent ve İnsan

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız