GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  
Şennur UZMAN - Edebiyat Öğretmeni Aysu AKYOL - Tarih Öğretmeni Türküler: Milas   yöresine   ait   olan   türküler,   düğünlerde,   çeşitli   eğlencelerde   söylenir.   Milas,   türkü kültürü    açısından    da    zengin    olan    bir    ilçedir.    Milas    ve    yöresinde,    alan    taraması    yapılığında, derlenebilecek çok sayıda türkünün olduğu söylenmektedir. İşte bazı Milas türküleri: ŞU MİLAS’IN İÇİNDE Şu Milas’ın içinde bir tek gül idim Goncalarım açmadan soldum döküldüm Gençliğime doymadan yar için öldüm Hazan yaprağı gibi birden döküldüm * Sevda neler getirdi dertsiz başıma Elimle zehir kattım tatlı aşıma Kimse merhem olmadı kanlı yaşıma Talihim destan oldu mezar taşıma * Sevdiğim kızın adı Yüksel’di Can verirken feryadı arşa yükseldi Kabahat ne ondaydı ne de bendeydi Alnımıza yazılmış bu bir eceldi Türkünün Öyküsü: Yıl   1946.   Olayın   kahramanlarından   birisi   Milas   Ortaokulunda   okuyan   genç   bir   kız,   diğeri de   Astsubay   Okuluna   gitmeye   hazırlanan   bir   genç.   Ortaokul   öğrencisi   olan   Yüksel,   güzel   ve sempatik   bir   kızdır.   Hayat   doludur.   Hayalleri   vardır.   Ona   âşık   olan   İbrahim,   aşkını   sevdiği   kıza kabul    ettirebilmek    için    aylarca    okul    yollarında-önlerinde    onu    bekler.    Onu    her    gün,    Hoca Bedrettin    Mahallesi,    Tüfekçi    Sokak    içindeki,    bugün    önünde    nar    ağacı    olan    cumbalı-ahşap evlerine    kadar    takip    eder.    İbrahim    sevgisini    ve    aşkını    İbrahim’e    açsa    da,    Yüksel    bu    aşkı reddeder.   Bu   arada   İbrahim’i   Astsubay   okulundan   çağırırlar.   İbrahim,   olay   günü   son   kez   aşkını, Yüksel’e   açar   ve   aşık   olduğu   kız   bunu   sert   bir   ifadeyle   reddeder.   İbrahim   herşeyi   göze   almıştır. Onu   evlerinin   önüne   kadar   takip   eder.   İbrahim,   sevdiğini   söyledikçe   hakaret   görmektedir.   Kızın kapısına   dayanır,   kapıyı   zorlar   ve   teklifinde   ısrar   eder.   Teklifinin   kabul   edilmemesi   üzerine, bıçağını   çıkarır   ve   Yüksel’i   24   yerinden   bıçaklar.   İbrahim   de,   cebinde   taşıdığı   zehiri   içerek   oradan uzaklaşır.   Polisler   onu   yakalar,   nezarete   koyarlar.   Bir   süre   sonra   İbrahim,   inleyerek   ve   can çekişerek   orada   ölür.   Bunun   üzerine,   iki   genç   için   türkünün   aşağıdaki   sözleri   yakılır.   Türküyü besteleyen Zeki Duygulu, söyleyen ise Nazmi Yükselen’dir. Ferayi Türküsü Ferayidir Kızın Adı Ferayi Ferayidir Kızın Adı Ferayi Yar Yandım Aman Esmer Yârim De Haydi Yandım Ferayi Türkmen Kızı Katarlamış Mayayı Yar Yandım Aman Esmer Yarim De Haydi Yandım Ferayi Rinni Rinna Rinni Rinna Rinanay Rinanay Da Aman Da Yandım Ferayi Demirciler Demir Döver Tunç Olur Öf Yar Yandım Aman Esmer Yarim De Haydi Yandım Ferayi Sevip Sevip Ayrılması Güç Olur Öf Yar Yandım Aman Esmer Yarim De Haydi Yandım Ferayi (Ferayi türküsünün söz ve müziği: Muzaffer Sarısözen tarafından Muğlalı Galip Birgili ve Raziye Gülten’den derlenmiştir.) Türkünün Öyküsü: Şu   bizim   Milâs,   tarih   boyunca   iki   uygarlığa   başkentlik   etmiştir.   İlkin   Halikarnassos'tan (Bodrum'dan)   önce   Karya   Krallığına;   daha   sönra   da   Menteşe   Beyliğine.   Menteşe   beylerinden Yakup'un    oğlu    İlyas,    av    meraklısı,    dağlar    sevdalısıymış.    Silahını    omuzladığı    gibi,    dağlara düşermiş.   O   dağ   senin,   bu   dağ   benim.   Hani,   bizim   Muğla'mızın   dağları   da   dağdır   ha.   Adam,   avcı olmasa   bile   aç   kalmaz   Muğla   dağlarında.   Mevsimine   göre   çıntar   (mantar)   toplar,   közde   kebap edip    yer.    Mersindi,    çilekti,    geyik    elmasıydı,    haruptu,    incirdi;    doyurur    karnını.    Sözün    akışını değiştirmiyelim;   İlyas   Bey'den   anlatıyorduk:   Bu   İlyas   Bey,   bir   ilkyaz   günü   Muğla   dağlarında   av ardında   koşuyormuş.   Göktepe   dolaylarında   olacak;   dünya   güzeli   bir   Yörük   kızına   rasgelmiş. Bilinir   ki;   Yörükler   yazı   yaylada,   kışı   yazıda   (ovada)   geçirirler.   İlyas   Bey;   bu   becene(ıssız)   dağ başında bir güzeller güzeliyle karşılaşınca şaşırmış: - İn misin, cin misin? diye sormuş. Kız: - Ne in'im, ne cin! Senin gibi bir insanım. - Peki, ne arıyorsun bu dağ başında? - Kuzularımı, oğlaklarımı güderim. Ya sen? - Ben mi? Av avlayıp kuş kuşlardım ki; bugün bahtım karşıma seni çıkardı. Adın ne senin? - Ferayi. - Ferayi. Ferayi. Ferayi... - Benim Türkmen adımı Beğenmedin  galiba? - Yoo. çok Beğendim.Bbeğendiğimden, düşürmem adını dilimden. - Ya senin adın ne? Neyin nesi, kimin fesisin? - Adım İlyas. Yakup Beyin oğlu. -   Ooo.   Beyimizin   oğlu   onurlandırmış   obamızın   konduğu   yerleri.   Ne   mutluluk   canımıza.   Hadi, çadırımıza buyur da, bir tas ayran sunayım sana. Açsındır, çökelek çıkarayım. İlyas   Bey,   Ferayi'nin   sunduğu   çökeleği   bazlamaya   sarıp   yemiş,   tas   tas   ayran   içmiş.   Bir   yandan da, Ferayi'yle evlenmeyi kafasına koymuş, içini açmış: - Benimle evlenir misin Ferayi? - Bunu anam-atamla konuşman gerek bey.. İlyas Bey dönmüş Milas'a. Anasına iletmiş kararını: - Ana can, hep, benim evlenmemi ister durursun değil mi? - Hem de nasıl! Hayrola, buldun mu yoksa gönlünün sultanını? - Buldum ana. Senden dileğim odur ki; dileğimi bey babama açasın. - Olur oğul. Kim ki gelinimiz olacak kız? - Göktepe'de oba kurmuş Yörük kızı Ferayi. Yakup   bey,   adamlarından   birkaçını   yanına   alıp,   varmış,   Ferayi'nin   obasına.   Hoş-beşten   sonra   da çıkarınış ağzında baklayı: -    Gelişimiz    şundandır    ki;    diye    söze    başlamış...    "Bahçenizdeki    gülü    dermeye    geldik,    sizinle kardeşlik olmaya geldik... Oğlum bir beğenmiş Ferayi'yi, ben iki beğendim..." Bey bu, sözü buyruktur. Ferayi'nin babası da mırın-kırın etmemiş: - Civan oğlun İlyas'a kız vermek, obamıza şan verir, demiş. Düğün      hazırlıklarına      tez      elden      başlanması      kararlaştırıldıktan      sonra      konuklar      daha oturmamışlar. Muştuyu İlyas'a ve halka vermek için, Milâs'a doğru yola koyulmuşlar. Onlar   obadan   uzaklaşırken,   Ferayi'nin   ağabeyi   Mıstık   dönmüş   sürüyü   yaylatmaktan.   Neler   olup bittiğini sormuş babasına. Babası: -   Obamızın   başına   devlet   kuşu   kondu   oğul!   diye   girmiş   söze;   "Yakup   Beyoğlu   İlyas   Bey,   bacın Ferayi'ye gönül koymuş ki; babası Ferayi'yi istemeye gelmiş..." Mıstık: -     O     İlyas     olacak     beyoğlu     Ferayi'yi     nerde     görmüş?     demiş     ve     "Anlaşılan     Ferayi     onunla yavuklanmadan   (nişanlanmadan)   görüşmüş.   Ben   bunu   ar   ederim.   İlyas   kendine   başka   kısmet arasın" diye eklemiş. Nice ısrar etmişlerse de, "nal" demiş, "mıh" dememiş Mıstık. - Ferayi, bakmış ki başka yol yok; haber salmış İlyas Bey'e: "-   Beni   falan   gün   Kanlı   Kapuz'un   (kanyonun)   ağzında   bekle.   Ben   çeyizimi   sarı   mayaya   (dişi deveye)   yükler   gelirim.   Ordan   da   kaçarız   birlikte..."   İlyas   Bey,   atlamış   atına,   kavil   (buluşma) yerine   doğru   yola   düzülmüş.   Gelin   görün   ki;   Mıstık   sezmiş   olan   biteni.   İzlemiş   Ferayi'yi.   Kanlı Kapuz'un   başında   yakalamış.   "Demek   İlyas'la   kaçacaksın   ha?"   diyerek,   çekmiş   bıçağını,   delik- deşik etmiş biricik bacısını. Sonra   da   kendini,   kapuzun   kara   derinliklerine   atmış.   İlyas   Bey   kavil   yerinde,   çeyiz   yüklü   sarı mayayı   başıboş   görünce,   yüreği   ağzına   gelmiş.   Az   sonra   da   Ferayi'nin,   al   kanlar   içindeki   ölüsünü bulmuş.   Bunun   üzerine   İlyas   Bey   ne   yapmış,   bilmiyoruz.   Bildiğimiz   bir   yey   var:   Halk,   bu   acılı öyküyü türküleştirmiş, dünya durdukça çığrılsın; sevenlerin arasına kimse girmesin diye… Milas’ın Diğer Türküleri: ŞENOLASIN ÇAKIRALAN İşte geldim gidiyorum şen olasın Çakıralan Çok ekmeğini yedim helal eyle Çakıralan Şen olasın dile destan her tarafın bağ bostan Haber geldi nazlı dosttan varam gidem Çakıralan * Çakıralan dağlarında, güller açar bağlarında Ondört onbeş yaşlarında seviyordum Çakıralan Aşık Dursun derler bana, atlayıp binem atıma Nazlı yârimin yanına varam gidem Çakıralan (Söz ve Beste: Turgut Taş) BAHÇALARIN BAMYASI Bahçaların bamyası, nenni de nenni Yarın gelin alması, nenni de nenni Gızı gelin gidiyo, nenni de nenni Ağlep duru anası, nenni de nenni * Bahçalarda gök biber, nenni de nenni Şimdiki gızlar pek kibar, nenni de nenni Kibarlıkta haklılar, nenni de nenni Ben kendimi vurmayayım, nenni de nenni * Bahçadan üzüm aldım, nenni de nenni Sapını uzun aldım, nenni de nenni Tasalanma gayınna, nenni de nenni Ben gızına bayıldım, nenni de nenni YÖRÜK KIZI Yörük de kızı çaydan geçti çizmeyinen Yar bulamazsın, kolay da gezmeyinen A kız beni kandırdın, başındaki yazmayınan Amanın da dumanın Yörük kızının şalvarı Yörük de kızı, Allahına yalvarı HALEBİN YOLLARI Halebin de yolları aman dardır geçilmez Soğuktur da suları aman bir tas içilmez Anadan da babadan vaz da geçilse a güzelim aman Aman yardan da geçilmez Al da giymeli mor da giymeli Senin gibi hayırsızı aman da neylemeli Ufacık ta taşlardan a sevdiğim aman Yüksek binalar yapılmaz Yapılan binalardan da dibine bakılmaz Sen de pek küçüksün a sevdiğim aman Senin kahırların çekilmez Her sabahtan her sabaha ezanlar okunur Ezanın da sedaları güzellere dokunur Yari de güzel olanlara sevdiğim aman Yanağına güller sokunur Yari de çirkin olanlar a sevdiğim aman Kahrından ölür kurtulur İNDİM DALDAN BIDAKTAN (A BAYLAN YARİM) İndim daldan bıdaktan A baylan da yarim aman, şekerler yedim dudaktan Böyle olacağını bilseydim A baylan da yarim aman indirmezdim dudaktan Geline bak geline A baylan da yarim aman kınalar mı eline Bak şu gelinin haline A baylan da yarim aman düşmüş berduş eline İndim de dereye durdum A baylan da yarim aman bir çift güvercin vurdum Güvercini ararken A baylan da yarim aman gönlüme göre yar buldum Dere boyu düz gider A baylan da yarim aman bir edalı kız gider O kız yolu şaşırmış A baylan da yarim aman inşallah bize gider Maniler: Milas Milas içinde Milas dört duvar içinde Milas sakın yanmasın Güzelle va içinde * Aşağı odanın kilimi Kaynana tutsana dilini Hindi oğlun gelise Gırar gambır belini * Köprü altında musluk Gençler çalar ıslık Şu Milas’ın kızları Cepte kavrulmuş fıstık * İki gömlen yakası Alıverin makası Gabıdayılan çalıştı Gızlan manto parası * Çiğ sütten kaymak olmaz Yolcuya durmak olmaz Eğil bicik öpeyim Sevgiye doymak olmaz * Şu Milas’ta ezan var Gül bahçede gezen var Şu Melas’ın içinde Gün görmedik güzel var * Sabun koydum ilgene Süsü yolunda bul bene Süsü yolunda bulmazsan Tabancenen vur bene * Açma pencire, esmesin yeller Senin beni sevdene duymasın eller Hani bizim baş başa verdiğimiz günler Yalan mı gerçek mi, geldi geçti o günler * Karşı karşıya evimiz Koygun koygun sevimiz Hu sevinip yoluna Şehit gitsin birimiz * Ekinne hasıl oldu Bizim iş nasıl oldu Onüç, ondördünde yar tuttum,  O da illere nasip oldu * Dam başında sarmeşik Sormıdan oldum aşık Sofruda hatırıma gelince Elimden düşer gaşık * Zeytin yaprağı yeşil Dibinde gave bişir Aman Allah güzel Allah Beni dengime düşür * Şu Melas’ın alemi Gaşları gudret galemi Madem doktor değildin Neden açtın yaramı * Beyaz çorap ayakta Ne gezersin hayatta Gezmem mi hayatta Yarim geliyo bu hafta * Vadım pınar başına Çiçek goydum başına Benim nazlı yar Yeni basdı ondört yaşına * Marul ektim tirseye Yedirmedim kimseye Üç yıldır yar sevdim Bildirmedim kimseye * Garanfilim domulcak Açılınca kim koparacak Sen askere gidince Bana kimler bakacak * Karanfilin filizi Kimbilir kalbimizi Hafif bir özger esdi Ayırdı ikimizi * Goca gapının kilidi Akşam gelen kim idi Sen bilmezsen ben bildim Zabit beyin biriydi * Altınım va nal gibi Ne bakıyosun el gibi Seni, bene vemişle Kazanılmış mal gibi * Gara gara yazıla Sıra sıra dizile Sahıbına gelesiye şıkır şıkır öte Bene gelesiye gara gara baka * Altın tas altın darak Gelemedim yollarım ırak Eskiden diz dizedik Şimdi yollarımız ırak * Tütün diktim söküldü Yaprakları döküldü Eller yarim dedikçe Benim boynum büküldü * Bahçada azık mı olur Arıkda balık mı olur Ben eşimi gaybettim Arısam ayıp mı olur * Çiğ bal yedim tabaktan Yari gördüm sabahtan O yar benim olmazsa Ölüm isterim Allah’tan * Bahçada hasırım var Üstünde masırım var Yar, üstüme yar sevmiş Nerede kusurum var * Çayıra dikme diktim Dibine burçak ektim Ben seni candan seviyom Yoksa büyüler mi etdin? * Bahçelerde bol erik Dallarını eğerik Bize Anadolu gızı derler Biz güzelleri severiz * Altın dişim ganadı Sevda bende bağladı İkimizin sevdası Bir kalemde oynadı * Esgi altının dizisi Belime vurdu sızısı Güzelleri güldürmez Sevdaların gizlisi * Havızı sulandırdım Suyunu bulandırdım Ört gız ende gerdanını Ağzımı sulandırdın * Yağmır yağar alçağa Kaldıralım saçağa Şu Milas’ın gızları Almıyoru gucağa * Bahçalarda indişah İndişahdan gendi şah İki gönül bir olsa Nedyoru padişah * Bahçalarda dut var mı Havada bulut var mı Ben yarimi gaybeddim Arasma umud var mı? * Karadut nasıl olur Yerde bağ nasıl olur Sen sevda çekmedin Çek de bak nasıl olur * Ördek isen göle gel Bülbül isen dile gel Adı güzel sevdiğim Bu akşam bize gel * Merdivenim kırkayak Kırkına vurdum dayak Yarin gelyo desele Koşarım yalınayak * Ayna attım çayıra Şevki vurdum bayıra Ben demircinin garıya göz goydum Mevlam beni gayıra * Bahçelerde lahana Kıydım koydum dığana Ben ömrümde görmedim Böyle cadı kaynana * Çayırın darısına Sel almış yarısına Gurbete giden evliler Boşasın karısına * Karanfilekilir mi? Saksıya dikilir mi? El oğlu bene naz ediyo O kadar naz çekilir mi? Atasözleri: - İnsanın ilk garısı odun olur, sonaki garısı gadın olur - Abayı aba ile yamarlar, çuhayı çuha ile yamarlar - Dişi galen şerrinden Allah saklasın - Deve hamıdınnan, insan nabınnan satılı - Aşı bişirisen aş olu, bişirmezsen gıllı guş olu - Ah bilemedim şu dünyanın fendini, her kime eyilik edesen, ondan sakın kendini - Komşu komşunun aynasıdır - Komşu komşunun pazarıdır - Güvenme dayına ekmek al yanına - Gelin girmedik ev olur, ölü girmedik ev olmaz - Elin öldürdüğü yılan canlı kalır - Çalgamın sıkından seyreği iyidir - Çam çalısından ağıl(çit) olmaz, il(el) olundan(oğlundan) olan(oğlan) olmaz. - İven gız eri vamaz Deyimler:  - Duz davun olmak - Günde galmış gavun gibi - Doğduğu çocuk öpülür, sağdığı inek köpürür - Çomaklı pazarcılığı - Börek gözlü - Naham yarabbi ciğerinden yanası - Gözleri kör olasıca… - Soyuna gıran giresice - Pişirdiği yiyilmedik, dikdiği keyilmedik - Gara gıranna giresi, tezacalla alası - Çatal çatal çeğertmile sokası - Sonku Ah fayda vermez - Yumruk yaştan büyüttüm - Para adamı daldan alır, darağacından indirir - Çalılara basmıyan, halılara basmaz - Uyuma, uykudan tavşan bile onmamış - Er evlat, döl dövlet sahipleri ol - Binlilerle birlilerle, benimkiciği de esirge bir Allah -Elimde eriyip gider, durdukça fanyıp gider - Bas bağrımız balkıt, kat koynuna kalkıt - Dayanıp durur dağ gibi, kökleri var gönlümde, bağlanıp durur bağ gibi - Türüdüden bir boy kalktı kar gibi, ormanlara kaydı gitti. - Ayağı sekili at arıyorsan, Sidan sularından içmedi, var Öğrek’te ara - Bu yanlara basmadı, var gürnekte ara - Koy başını aktaşa, alnını yel üfürsün

Milas Efe Ekibi

Davul - Zurna Kültürü

Milas Arastası

Efsaneleri

Geleneksel Sporlar

Milas’ta Yaşam Sürenler

Milas’ın Kültürü

TÜRKÜLERi, MANİLERİ, DEYİMLERi VE ATASÖZLERİ

Türküler, Maniler, Deyimler

ve Atasözleri

Geleneksel Halk Giysileri

Düğünler

Halk Oyunları

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

Milas’ın Kültürü

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

Davul - Zurna Kültürü

Milas Arastası

Efsaneleri

Geleneksel Sporlar

Milas’ta Yaşam Sürenler

Şennur UZMAN - Edebiyat Öğretmeni Aysu AKYOL - Tarih Öğretmeni Türküler: Milas     yöresine     ait     olan     türküler,     düğünlerde,     çeşitli eğlencelerde   söylenir.   Milas,   türkü   kültürü   açısından   da   zengin olan    bir    ilçedir.    Milas    ve    yöresinde,    alan    taraması    yapılığında, derlenebilecek   çok   sayıda   türkünün   olduğu   söylenmektedir.   İşte bazı Milas türküleri: ŞU MİLAS’IN İÇİNDE Şu Milas’ın içinde bir tek gül idim Goncalarım açmadan soldum döküldüm Gençliğime doymadan yar için öldüm Hazan yaprağı gibi birden döküldüm * Sevda neler getirdi dertsiz başıma Elimle zehir kattım tatlı aşıma Kimse merhem olmadı kanlı yaşıma Talihim destan oldu mezar taşıma * Sevdiğim kızın adı Yüksel’di Can verirken feryadı arşa yükseldi Kabahat ne ondaydı ne de bendeydi Alnımıza yazılmış bu bir eceldi Türkünün Öyküsü: Yıl        1946.        Olayın        kahramanlarından        birisi        Milas Ortaokulunda   okuyan   genç   bir   kız,   diğeri   de   Astsubay   Okuluna gitmeye   hazırlanan   bir   genç.   Ortaokul   öğrencisi   olan   Yüksel,   güzel ve   sempatik   bir   kızdır.   Hayat   doludur.   Hayalleri   vardır.   Ona   âşık olan   İbrahim,   aşkını   sevdiği   kıza   kabul   ettirebilmek   için   aylarca okul     yollarında-önlerinde     onu     bekler.     Onu     her     gün,     Hoca Bedrettin    Mahallesi,    Tüfekçi    Sokak    içindeki,    bugün    önünde    nar ağacı    olan    cumbalı-ahşap    evlerine    kadar    takip    eder.    İbrahim sevgisini   ve   aşkını   İbrahim’e   açsa   da,   Yüksel   bu   aşkı   reddeder.   Bu arada   İbrahim’i   Astsubay   okulundan   çağırırlar.   İbrahim,   olay   günü son    kez    aşkını,    Yüksel’e    açar    ve    aşık    olduğu    kız    bunu    sert    bir ifadeyle   reddeder.   İbrahim   herşeyi   göze   almıştır.   Onu   evlerinin önüne    kadar    takip    eder.    İbrahim,    sevdiğini    söyledikçe    hakaret görmektedir.    Kızın    kapısına    dayanır,    kapıyı    zorlar    ve    teklifinde ısrar   eder.   Teklifinin   kabul   edilmemesi   üzerine,   bıçağını   çıkarır   ve Yüksel’i   24   yerinden   bıçaklar.   İbrahim   de,   cebinde   taşıdığı   zehiri içerek   oradan   uzaklaşır.   Polisler   onu   yakalar,   nezarete   koyarlar. Bir    süre    sonra    İbrahim,    inleyerek    ve    can    çekişerek    orada    ölür. Bunun    üzerine,    iki    genç    için    türkünün    aşağıdaki    sözleri    yakılır. Türküyü      besteleyen      Zeki      Duygulu,      söyleyen      ise      Nazmi Yükselen’dir. Ferayi Türküsü Ferayidir Kızın Adı Ferayi Ferayidir Kızın Adı Ferayi Yar Yandım Aman Esmer Yârim De Haydi Yandım Ferayi Türkmen Kızı Katarlamış Mayayı Yar Yandım Aman Esmer Yarim De Haydi Yandım Ferayi Rinni Rinna Rinni Rinna Rinanay Rinanay Da Aman Da Yandım Ferayi Demirciler Demir Döver Tunç Olur Öf Yar Yandım Aman Esmer Yarim De Haydi Yandım Ferayi Sevip Sevip Ayrılması Güç Olur Öf Yar Yandım Aman Esmer Yarim De Haydi Yandım Ferayi (Ferayi türküsünün söz müziği: Muzaffer Sarısözen tarafından Muğlalı Galip Birgili ve Raziye Gülten’den derlenmiştir.) Türkünün Öyküsü: Şu    bizim    Milâs,    tarih    boyunca    iki    uygarlığa    başkentlik etmiştir.      İlkin      Halikarnassos'tan      (Bodrum'dan)      önce      Karya Krallığına;   daha   sönra   da   Menteşe   Beyliğine.   Menteşe   beylerinden Yakup'un    oğlu    İlyas,    av    meraklısı,    dağlar    sevdalısıymış.    Silahını omuzladığı   gibi,   dağlara   düşermiş.   O   dağ   senin,   bu   dağ   benim. Hani,   bizim   Muğla'mızın   dağları   da   dağdır   ha.   Adam,   avcı   olmasa bile   aç   kalmaz   Muğla   dağlarında.   Mevsimine   göre   çıntar   (mantar) toplar,   közde   kebap   edip   yer.   Mersindi,   çilekti,   geyik   elmasıydı, haruptu,    incirdi;    doyurur    karnını.    Sözün    akışını    değiştirmiyelim; İlyas   Bey'den   anlatıyorduk:   Bu   İlyas   Bey,   bir   ilkyaz   günü   Muğla dağlarında   av   ardında   koşuyormuş.   Göktepe   dolaylarında   olacak; dünya   güzeli   bir   Yörük   kızına   rasgelmiş.   Bilinir   ki;   Yörükler   yazı yaylada,   kışı   yazıda   (ovada)   geçirirler.   İlyas   Bey;   bu   becene(ıssız) dağ başında bir güzeller güzeliyle karşılaşınca şaşırmış: - İn misin, cin misin? diye sormuş. Kız: - Ne in'im, ne cin! Senin gibi bir insanım. - Peki, ne arıyorsun bu dağ başında? - Kuzularımı, oğlaklarımı güderim. Ya sen? -   Ben   mi?   Av   avlayıp   kuş   kuşlardım   ki;   bugün   bahtım   karşıma   seni çıkardı. Adın ne senin? - Ferayi. - Ferayi. Ferayi. Ferayi... - Benim Türkmen adımı Beğenmedin  galiba? - Yoo. çok Beğendim.Bbeğendiğimden, düşürmem adını dilimden. - Ya senin adın ne? Neyin nesi, kimin fesisin? - Adım İlyas. Yakup Beyin oğlu. -   Ooo.   Beyimizin   oğlu   onurlandırmış   obamızın   konduğu   yerleri.   Ne mutluluk    canımıza.    Hadi,    çadırımıza    buyur    da,    bir    tas    ayran sunayım sana. Açsındır, çökelek çıkarayım. İlyas   Bey,   Ferayi'nin   sunduğu   çökeleği   bazlamaya   sarıp   yemiş,   tas tas    ayran    içmiş.    Bir    yandan    da,    Ferayi'yle    evlenmeyi    kafasına koymuş, içini açmış: - Benimle evlenir misin Ferayi? - Bunu anam-atamla konuşman gerek bey.. İlyas Bey dönmüş Milas'a. Anasına iletmiş kararını: - Ana can, hep, benim evlenmemi ister durursun değil mi? - Hem de nasıl! Hayrola, buldun mu yoksa gönlünün sultanını? -    Buldum    ana.    Senden    dileğim    odur    ki;    dileğimi    bey    babama açasın. - Olur oğul. Kim ki gelinimiz olacak kız? - Göktepe'de oba kurmuş Yörük kızı Ferayi. Yakup   bey,   adamlarından   birkaçını   yanına   alıp,   varmış,   Ferayi'nin obasına. Hoş-beşten sonra da çıkarınış ağzında baklayı: -   Gelişimiz   şundandır   ki;   diye   söze   başlamış...   "Bahçenizdeki   gülü dermeye    geldik,    sizinle    kardeşlik    olmaya    geldik...    Oğlum    bir beğenmiş Ferayi'yi, ben iki beğendim..." Bey bu, sözü buyruktur. Ferayi'nin babası da mırın-kırın etmemiş: - Civan oğlun İlyas'a kız vermek, obamıza şan verir, demiş. Düğün     hazırlıklarına     tez     elden     başlanması     kararlaştırıldıktan sonra    konuklar    daha    oturmamışlar.    Muştuyu    İlyas'a    ve    halka vermek için, Milâs'a doğru yola koyulmuşlar. Onlar    obadan    uzaklaşırken,    Ferayi'nin    ağabeyi    Mıstık    dönmüş sürüyü     yaylatmaktan.     Neler     olup     bittiğini     sormuş     babasına. Babası: -    Obamızın    başına    devlet    kuşu    kondu    oğul!    diye    girmiş    söze; "Yakup   Beyoğlu   İlyas   Bey,   bacın   Ferayi'ye   gönül   koymuş   ki;   babası Ferayi'yi istemeye gelmiş..." Mıstık: -    O    İlyas    olacak    beyoğlu    Ferayi'yi    nerde    görmüş?    demiş    ve "Anlaşılan      Ferayi      onunla      yavuklanmadan      (nişanlanmadan) görüşmüş.    Ben    bunu    ar    ederim.    İlyas    kendine    başka    kısmet arasın"   diye   eklemiş.   Nice   ısrar   etmişlerse   de,   "nal"   demiş,   "mıh" dememiş Mıstık. - Ferayi, bakmış ki başka yol yok; haber salmış İlyas Bey'e: "-   Beni   falan   gün   Kanlı   Kapuz'un   (kanyonun)   ağzında   bekle.   Ben çeyizimi   sarı   mayaya   (dişi   deveye)   yükler   gelirim.   Ordan   da   kaçarız birlikte..."   İlyas   Bey,   atlamış   atına,   kavil   (buluşma)   yerine   doğru yola   düzülmüş.   Gelin   görün   ki;   Mıstık   sezmiş   olan   biteni.   İzlemiş Ferayi'yi.     Kanlı     Kapuz'un     başında     yakalamış.     "Demek     İlyas'la kaçacaksın   ha?"   diyerek,   çekmiş   bıçağını,   delik-deşik   etmiş   biricik bacısını. Sonra    da    kendini,    kapuzun    kara    derinliklerine    atmış.    İlyas    Bey kavil    yerinde,    çeyiz    yüklü    sarı    mayayı    başıboş    görünce,    yüreği ağzına   gelmiş.   Az   sonra   da   Ferayi'nin,   al   kanlar   içindeki   ölüsünü bulmuş.   Bunun   üzerine   İlyas   Bey   ne   yapmış,   bilmiyoruz.   Bildiğimiz bir   yey   var:   Halk,   bu   acılı   öyküyü   türküleştirmiş,   dünya   durdukça çığrılsın; sevenlerin arasına kimse girmesin diye… Milas’ın Diğer Türküleri: ŞENOLASIN ÇAKIRALAN İşte geldim gidiyorum şen olasın Çakıralan Çok ekmeğini yedim helal eyle Çakıralan Şen olasın dile destan her tarafın bağ bostan Haber geldi nazlı dosttan varam gidem Çakıralan * Çakıralan dağlarında, güller açar bağlarında Ondört onbeş yaşlarında seviyordum Çakıralan Aşık Dursun derler bana, atlayıp binem atıma Nazlı yârimin yanına varam gidem Çakıralan (Söz ve Beste: Turgut Taş) BAHÇALARIN BAMYASI Bahçaların bamyası, nenni de nenni Yarın gelin alması, nenni de nenni Gızı gelin gidiyo, nenni de nenni Ağlep duru anası, nenni de nenni * Bahçalarda gök biber, nenni de nenni Şimdiki gızlar pek kibar, nenni de nenni Kibarlıkta haklılar, nenni de nenni Ben kendimi vurmayayım, nenni de nenni * Bahçadan üzüm aldım, nenni de nenni Sapını uzun aldım, nenni de nenni Tasalanma gayınna, nenni de nenni Ben gızına bayıldım, nenni de nenni YÖRÜK KIZI Yörük de kızı çaydan geçti çizmeyinen Yar bulamazsın, kolay da gezmeyinen A kız beni kandırdın, başındaki yazmayınan Amanın da dumanın Yörük kızının şalvarı Yörük de kızı, Allahına yalvarı HALEBİN YOLLARI Halebin de yolları aman dardır geçilmez Soğuktur da suları aman bir tas içilmez Anadan da babadan vaz da geçilse a güzelim aman Aman yardan da geçilmez Al da giymeli mor da giymeli Senin gibi hayırsızı aman da neylemeli Ufacık ta taşlardan a sevdiğim aman Yüksek binalar yapılmaz Yapılan binalardan da dibine bakılmaz Sen de pek küçüksün a sevdiğim aman Senin kahırların çekilmez Her sabahtan her sabaha ezanlar okunur Ezanın da sedaları güzellere dokunur Yari de güzel olanlara sevdiğim aman Yanağına güller sokunur Yari de çirkin olanlar a sevdiğim aman Kahrından ölür kurtulur İNDİM DALDAN BIDAKTAN (A BAYLAN YARİM) İndim daldan bıdaktan A baylan da yarim aman, şekerler yedim dudaktan Böyle olacağını bilseydim A baylan da yarim aman indirmezdim dudaktan Geline bak geline A baylan da yarim aman kınalar mı eline Bak şu gelinin haline A baylan da yarim aman düşmüş berduş eline İndim de dereye durdum A baylan da yarim aman bir çift güvercin vurdum Güvercini ararken A baylan da yarim aman gönlüme göre yar buldum Dere boyu düz gider A baylan da yarim aman bir edalı kız gider O kız yolu şaşırmış A baylan da yarim aman inşallah bize gider Maniler: Milas Milas içinde Milas dört duvar içinde Milas sakın yanmasın Güzelle va içinde * Aşağı odanın kilimi Kaynana tutsana dilini Hindi oğlun gelise Gırar gambır belini * Köprü altında musluk Gençler çalar ıslık Şu Milas’ın kızları Cepte kavrulmuş fıstık * İki gömlen yakası Alıverin makası Gabıdayılan çalıştı Gızlan manto parası * Çiğ sütten kaymak olmaz Yolcuya durmak olmaz Eğil bicik öpeyim Sevgiye doymak olmaz * Şu Milas’ta ezan var Gül bahçede gezen var Şu Melas’ın içinde Gün görmedik güzel var * Sabun koydum ilgene Süsü yolunda bul bene Süsü yolunda bulmazsan Tabancenen vur bene * Açma pencire, esmesin yeller Senin beni sevdene duymasın eller Hani bizim baş başa verdiğimiz günler Yalan mı gerçek mi, geldi geçti o günler * Karşı karşıya evimiz Koygun koygun sevimiz Hu sevinip yoluna Şehit gitsin birimiz * Ekinne hasıl oldu Bizim iş nasıl oldu Onüç, ondördünde yar tuttum,  O da illere nasip oldu * Dam başında sarmeşik Sormıdan oldum aşık Sofruda hatırıma gelince Elimden düşer gaşık * Zeytin yaprağı yeşil Dibinde gave bişir Aman Allah güzel Allah Beni dengime düşür * Şu Melas’ın alemi Gaşları gudret galemi Madem doktor değildin Neden açtın yaramı * Beyaz çorap ayakta Ne gezersin hayatta Gezmem mi hayatta Yarim geliyo bu hafta * Vadım pınar başına Çiçek goydum başına Benim nazlı yar Yeni basdı ondört yaşına * Marul ektim tirseye Yedirmedim kimseye Üç yıldır yar sevdim Bildirmedim kimseye * Garanfilim domulcak Açılınca kim koparacak Sen askere gidince Bana kimler bakacak * Karanfilin filizi Kimbilir kalbimizi Hafif bir özger esdi Ayırdı ikimizi * Goca gapının kilidi Akşam gelen kim idi Sen bilmezsen ben bildim Zabit beyin biriydi * Altınım va nal gibi Ne bakıyosun el gibi Seni, bene vemişle Kazanılmış mal gibi * Gara gara yazıla Sıra sıra dizile Sahıbına gelesiye şıkır şıkır öte Bene gelesiye gara gara baka * Altın tas altın darak Gelemedim yollarım ırak Eskiden diz dizedik Şimdi yollarımız ırak * Tütün diktim söküldü Yaprakları döküldü Eller yarim dedikçe Benim boynum büküldü * Bahçada azık mı olur Arıkda balık mı olur Ben eşimi gaybettim Arısam ayıp mı olur * Çiğ bal yedim tabaktan Yari gördüm sabahtan O yar benim olmazsa Ölüm isterim Allah’tan * Bahçada hasırım var Üstünde masırım var Yar, üstüme yar sevmiş Nerede kusurum var * Çayıra dikme diktim Dibine burçak ektim Ben seni candan seviyom Yoksa büyüler mi etdin? * Bahçelerde bol erik Dallarını eğerik Bize Anadolu gızı derler Biz güzelleri severiz * Altın dişim ganadı Sevda bende bağladı İkimizin sevdası Bir kalemde oynadı * Esgi altının dizisi Belime vurdu sızısı Güzelleri güldürmez Sevdaların gizlisi * Havızı sulandırdım Suyunu bulandırdım Ört gız ende gerdanını Ağzımı sulandırdın * Yağmır yağar alçağa Kaldıralım saçağa Şu Milas’ın gızları Almıyoru gucağa * Bahçalarda indişah İndişahdan gendi şah İki gönül bir olsa Nedyoru padişah * Bahçalarda dut var mı Havada bulut var mı Ben yarimi gaybeddim Arasma umud var mı? * Karadut nasıl olur Yerde bağ nasıl olur Sen sevda çekmedin Çek de bak nasıl olur * Ördek isen göle gel Bülbül isen dile gel Adı güzel sevdiğim Bu akşam bize gel * Merdivenim kırkayak Kırkına vurdum dayak Yarin gelyo desele Koşarım yalınayak * Ayna attım çayıra Şevki vurdum bayıra Ben demircinin garıya göz goydum Mevlam beni gayıra * Bahçelerde lahana Kıydım koydum dığana Ben ömrümde görmedim Böyle cadı kaynana * Çayırın darısına Sel almış yarısına Gurbete giden evliler Boşasın karısına * Karanfilekilir mi? Saksıya dikilir mi? El oğlu bene naz ediyo O kadar naz çekilir mi? Atasözleri: - İnsanın ilk garısı odun olur, sonaki garısı gadın olur - Abayı aba ile yamarlar, çuhayı çuha ile yamarlar - Dişi galen şerrinden Allah saklasın - Deve hamıdınnan, insan nabınnan satılı - Aşı bişirisen aş olu, bişirmezsen gıllı guş olu -    Ah    bilemedim    şu    dünyanın    fendini,    her    kime    eyilik    edesen, ondan sakın kendini - Komşu komşunun aynasıdır - Komşu komşunun pazarıdır - Güvenme dayına ekmek al yanına - Gelin girmedik ev olur, ölü girmedik ev olmaz - Elin öldürdüğü yılan canlı kalır - Çalgamın sıkından seyreği iyidir -   Çam   çalısından   ağıl   (çit)   olmaz,   il(el)   olundan   (oğlundan)   olan (oğlan) olmaz. - İven gız eri vamaz Deyimler:  - Duz davun olmak - Günde galmış gavun gibi - Doğduğu çocuk öpülür, sağdığı inek köpürür - Çomaklı pazarcılığı - Börek gözlü - Naham yarabbi ciğerinden yanası - Gözleri kör olasıca… - Soyuna gıran giresice - Pişirdiği yiyilmedik, dikdiği keyilmedik - Gara gıranna giresi, tezacalla alası - Çatal çatal çeğertmile sokası - Sonku Ah fayda vermez - Yumruk yaştan büyüttüm - Para adamı daldan alır, darağacından indirir - Çalılara basmıyan, halılara basmaz - Uyuma, uykudan tavşan bile onmamış - Er evlat, döl dövlet sahipleri ol - Binlilerle birlilerle, benimkiciği de esirge bir Allah -Elimde eriyip gider, durdukça fanyıp gider - Bas bağrımız balkıt, kat koynuna kalkıt -   Dayanıp   durur   dağ   gibi,   kökleri   var   gönlümde,   bağlanıp   durur bağ gibi - Türüdüden bir boy kalktı kar gibi, ormanlara kaydı gitti. -   Ayağı   sekili   at   arıyorsan,   Sidan   sularından   içmedi,   var   Öğrek’te ara - Bu yanlara basmadı, var gürnekte ara - Koy başını aktaşa, alnını yel üfürsün
TÜRKÜLERİ, MANİLERİ, DEYİMLERİ VE ATASÖZLERİ

Türküler, maniler, deyimler

ve atasözleri

Geleneksel Halk Giysileri

Düğünler

Halk Oyunları

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız