GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

MİLAS MUSEVİLERİ ANILARI

(Ali Sağıroğlu’nun Anlatımı)

Almanyalı’nın   

(Mehmet   

Taşkıran’a   

ait   

binanın   

olduğu   

yer)   

yerinde   

eskiden

Yahudilerin  

tütün  

deposuydu.  

Tütün  

deposunun  

sahibi  

İlya  

Mois’di.  

Gece  

birisi  

onun

boğazını  

sıkmış  

orda.  

Kim  

olduğu  

belli  

değil.  

Belki  

bir  

şeyler  

koparmak  

için  

yaptı  

bunu,

o  

kişi.  

Bilmiyoruz  

tam  

olarak.  

Yahudi  

tütün  

deposunun  

içine  

mezar  

kazdırmış;  

bana  

bir

şey   

olursa   

buraya   

gömün   

diye.   

Bir   

de   

Kürt   

Amedi   

vardı.   

Kabadayı   

kendisi.   

Elinde

bıçakla dolaşırdı. Yahudileri rahatsız ederdi.

Burada   

120   

hane   

Yahudi   

vardı.   

Ben   

onlarla   

iyi   

konuşurdum.   

Şimdi   

Ülkü

Eczanesinin  

olduğu  

yerde,  

akşam  

oldu  

mu,  

rakı  

içerdik  

Yahudilerle.  

Tavaslı  

Bahattin’in

(Karadeveci)  

evinin  

altında  

Sarhoş  

Ömer,  

Deli  

Fevzi  

ve  

birkaç  

kişi  

daha  

rakı  

içiyorlar,

sarhoş  

oluyorlar.  

Ramazan  

ayı.  

O  

zaman  

Çingene  

Mestan  

vardı,  

iki  

metre  

boyunda.  

Bi

adım  

attı  

mı,  

bir  

metre  

iki  

ayağının  

arası.  

Bi  

vurdu  

mu  

davula,  

top  

sesi  

gibi,  

gümbür,

gümbür…  

O  

zaman,  

mestan  

o  

evin  

altında  

kalıyor.  

Sahur  

vakti  

davul  

çalındığında,

Mestan,    

davulu    

şiddetle    

vuruyor,    

amaçları    

evin    

üstünde    

bulunan    

Hacı    

Yosef’i

korkutmak.  

Hacı  

Yosef,  

pencereden  

başını  

çıkararak,  

ürkek  

ve  

tedirgin  

bir  

şekilde,  

“A  

be

Mestan,  

aheste  

aheste  

dumbur  

dumbur…”  

diyor.  

“Ne  

bu?”  

diyor  

Yahudi.  

Aşağıdakiler,

“Ramazanos,  

Türkos”  

diyorlar.  

Yani  

Türkler’in  

Ramazanı  

demek  

istiyorlar.  

Bizim  

Türkler

de  

tekin  

değildi,  

onlara  

karşı  

hınzırlık  

(yaramazlık)  

yaparlardı.  

Muzırlık  

yaparlardı.  

Rahat

vermezlerdi adamlara.

Yahudilerin  

çoğunu  

tanırım.  

Karabacak,  

Hacı  

Yako’nun  

oğlu  

Mois,  

Jack,  

Yahudi

Mahallesinde  

bekçilik  

yapan  

Aslan…  

Aslan’la  

ilgili  

bir  

anımı  

anlatayım.  

Camızoğlu  

bir

gün  

çok  

içmiş.  

Sızmış  

kalmış.  

Aslan  

iri  

kıyım,  

pala  

bıyıklı  

birisiydi.  

Aslan  

bir  

tabut  

bulup

geliyor,   

Camızoğlu   

Cemal’i   

içine   

koyuyor.   

Tabutu   

taşımak   

için   

de   

dört   

kişi   

bulmuş

gelmiş,   

Aslan.   

Tabutu   

taşırlarken,   

Aslan,   

Camızoğlu   

Cemal’e,   

“Cemal   

oğlummm,

dokunma  

başıma,  

sen  

artık  

ölüsün”  

diyor.  

Aslında  

onu  

alıp  

evine  

götürmek  

istiyor,

Aslan. İçkiden komalık olmuş bizim Camız.

Yahudiler,  

ölüleri  

için  

hiç  

ağlamazlardı.  

Yas  

tutmazlardı  

onlar  

için.  

Onların  

adeti

öyleydi.   

Ölülerini,   

akşam   

odlu   

mu   

öyle   

götürürler   

mezarlığa.   

Onların   

Hamursuz

Bayramları   

vardır.   

O   

zaman,   

sabaha   

bayram   

yaparlar.   

Bayram   

oldu   

mu,   

hiç   

biri

dükkânını açmaz. Havraya gider, ibadetlerini yaparlar. İbadetlerine çok bağlıdırlar.

Yahudiler   

birbirlerine   

yardım   

ederler.   

Onların   

fakir   

olanı   

çok   

azdır.   

Yahudi

gençler  

evlendiğinde,  

evin  

bütün  

çeyizini  

kız  

tarafı  

yapar.  

8-10  

yaşındaki  

kız  

çalışmaya

başladığı  

zaman  

evleneceği  

erkek  

için  

para  

biriktirmeye  

başlar.  

Adamın  

sermayesini  

kız

getirirdi.  

Yahudilerden  

biri  

zora  

girdi  

mi;  

diğer  

Yahudiler  

kendi  

aralarında  

para  

toplar,

onun    

tekrar    

işini    

düzene    

koyması    

için    

yardımcı    

olurlardı.    

Onlar    

da    

böyle    

iyi

yardımlaşma-dayanışma   

örneği   

vardı.   

Üç   

sarraf   

vardı   

o   

zaman   

Milas’ta.   

Üçü   

de

Yahudi’ydi.  

Biri  

Nissim  

Nitrani,  

biri  

Marco  

Siyman,  

biri  

de  

Hacı  

Jack’tı.  

Hem  

susam,

pamuk alırlar, hem altın satarlardı.

Milas’ın Musevileri

Milas Jews

Musevi Hemşerilerimizin

Milas Anıları

DİĞER YAZILAR

Röportaj: Rahmi SİYMAN

Milas ve Yahudiler (İzel ROZENTAL)

Milaslı Gad FRANCO

Milaslı Gad FRANCO

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

Milas’ın Musevileri

Milas Jews

Musevi Hemşerilerimizin

Milas Anıları

DİĞER YAZILAR

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

MİLAS MUSEVİLERİ ANILARI

(Ali Sağıroğlu’nun Anlatımı)

Almanyalı’nın  

(Mehmet  

Taşkıran’a  

ait  

binanın  

olduğu

yer)  

yerinde  

eskiden  

Yahudilerin  

tütün  

deposuydu.  

Tütün

deposunun  

sahibi  

İlya  

Mois’di.  

Gece  

birisi  

onun  

boğazını

sıkmış    

orda.    

Kim    

olduğu    

belli    

değil.    

Belki    

bir    

şeyler

koparmak  

için  

yaptı  

bunu,  

o  

kişi.  

Bilmiyoruz  

tam  

olarak.

Yahudi  

tütün  

deposunun  

içine  

mezar  

kazdırmış;  

bana  

bir

şey  

olursa  

buraya  

gömün  

diye.  

Bir  

de  

Kürt  

Amedi  

vardı.

Kabadayı    

kendisi.    

Elinde    

bıçakla    

dolaşırdı.    

Yahudileri

rahatsız ederdi.

Burada    

120    

hane    

Yahudi    

vardı.    

Ben    

onlarla    

iyi

konuşurdum.  

Şimdi  

Ülkü  

Eczanesinin  

olduğu  

yerde,  

akşam

oldu    

mu,    

rakı    

içerdik    

Yahudilerle.    

Tavaslı    

Bahattin’in

(Karadeveci)   

evinin   

altında   

Sarhoş   

Ömer,   

Deli   

Fevzi   

ve

birkaç  

kişi  

daha  

rakı  

içiyorlar,  

sarhoş  

oluyorlar.  

Ramazan

ayı.  

O  

zaman  

Çingene  

Mestan  

vardı,  

iki  

metre  

boyunda.  

Bi

adım   

attı   

mı,   

bir   

metre   

iki   

ayağının   

arası.   

Bi   

vurdu   

mu

davula,  

top  

sesi  

gibi,  

gümbür,  

gümbür…  

O  

zaman,  

mestan  

o

evin  

altında  

kalıyor.  

Sahur  

vakti  

davul  

çalındığında,  

Mestan,

davulu   

şiddetle   

vuruyor,   

amaçları   

evin   

üstünde   

bulunan

Hacı   

Yosef’i   

korkutmak.   

Hacı   

Yosef,   

pencereden   

başını

çıkararak,   

ürkek   

ve   

tedirgin   

bir   

şekilde,   

“A   

be   

Mestan,

aheste   

aheste   

dumbur   

dumbur…”   

diyor.   

“Ne   

bu?”   

diyor

Yahudi.   

Aşağıdakiler,   

“Ramazanos,   

Türkos”   

diyorlar.   

Yani

Türkler’in  

Ramazanı  

demek  

istiyorlar.  

Bizim  

Türkler  

de  

tekin

değildi,    

onlara    

karşı    

hınzırlık    

(yaramazlık)    

yaparlardı.

Muzırlık yaparlardı. Rahat vermezlerdi adamlara.

Yahudilerin  

çoğunu  

tanırım.  

Karabacak,  

Hacı  

Yako’nun

oğlu  

Mois,  

Jack,  

Yahudi  

Mahallesinde  

bekçilik  

yapan  

Aslan…

Aslan’la  

ilgili  

bir  

anımı  

anlatayım.  

Camızoğlu  

bir  

gün  

çok

içmiş.   

Sızmış   

kalmış.   

Aslan   

iri   

kıyım,   

pala   

bıyıklı   

birisiydi.

Aslan   

bir   

tabut   

bulup   

geliyor,   

Camızoğlu   

Cemal’i   

içine

koyuyor.  

Tabutu  

taşımak  

için  

de  

dört  

kişi  

bulmuş  

gelmiş,

Aslan.  

Tabutu  

taşırlarken,  

Aslan,  

Camızoğlu  

Cemal’e,  

“Cemal

oğlummm,   

dokunma   

başıma,   

sen   

artık   

ölüsün”   

diyor.

Aslında   

onu   

alıp   

evine   

götürmek   

istiyor,   

Aslan.   

İçkiden

komalık olmuş bizim Camız.

Yahudiler,      

ölüleri      

için      

hiç      

ağlamazlardı.      

Yas

tutmazlardı   

onlar   

için.   

Onların   

adeti   

öyleydi.   

Ölülerini,

akşam    

odlu    

mu    

öyle    

götürürler    

mezarlığa.    

Onların

Hamursuz   

Bayramları   

vardır.   

O   

zaman,   

sabaha   

bayram

yaparlar.   

Bayram   

oldu   

mu,   

hiç   

biri   

dükkânını   

açmaz.

Havraya    

gider,    

ibadetlerini    

yaparlar.    

İbadetlerine    

çok

bağlıdırlar.

Yahudiler   

birbirlerine   

yardım   

ederler.   

Onların   

fakir

olanı   

çok   

azdır.   

Yahudi   

gençler   

evlendiğinde,   

evin   

bütün

çeyizini    

kız    

tarafı    

yapar.    

8-10    

yaşındaki    

kız    

çalışmaya

başladığı   

zaman   

evleneceği   

erkek   

için   

para   

biriktirmeye

başlar.  

Adamın  

sermayesini  

kız  

getirirdi.  

Yahudilerden  

biri

zora  

girdi  

mi;  

diğer  

Yahudiler  

kendi  

aralarında  

para  

toplar,

onun  

tekrar  

işini  

düzene  

koyması  

için  

yardımcı  

olurlardı.

Onlar  

da  

böyle  

iyi  

yardımlaşma-dayanışma  

örneği  

vardı.  

Üç

sarraf  

vardı  

o  

zaman  

Milas’ta.  

Üçü  

de  

Yahudi’ydi.  

Biri  

Nissim

Nitrani,  

biri  

Marco  

Siyman,  

biri  

de  

Hacı  

Jack’tı.  

Hem  

susam,

pamuk alırlar, hem altın satarlardı.

Röportaj: Rahmi SİYMAN

Milaslı Gad FRANCO

Milaslı Gad FRANCO

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız