GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

MİLASLI GAD FRANCO...

Hüseyin A. Kunduracıoğlu

“Hoca’ya...”

Bilenler  

bilir,  

yaşamımın  

bir  

döneminde  

tüp  

bayiliği  

yaptım.  

Tüp  

bayiliği  

servise

dayalı  

bir  

meslektir.  

Birçok  

bölgede  

olduğu  

gibi  

Milas’ta  

da  

tüpü  

aboneye  

daha  

hızlı

ulaştırabilmek için taşıma aracı olarak mobiletler kullanılır.

Yıllar  

önce;  

bir  

süre  

önce  

yaşamını  

yitirmiş  

olan  

bir  

emekli  

öğretmenin  

eşi  

tüp

istedi.  

Mobiletin  

selesindeki  

tüpü  

Hayıtlı  

mahallesindeki  

eski  

Milas  

evlerinden  

birinde

oturan öğretmenin evine götürdüm..

Havanın  

ha  

yağdı  

ha  

yağacak  

olduğu  

bir  

gündü.  

Eve  

tüp  

servisini  

yaptıktan  

sonra

sokak  

kapısını  

kapadım.  

Tam  

o  

sırada  

sokak  

kapısının  

önündeki  

çöp  

tenekesi  

dikkatimi

çekti.   

Çünkü   

çöp   

tenekesinin   

içi   

ve   

kenarı   

kitap   

doluydu..   

Yaklaşık   

30   

kadar   

olan

kitapların  

kapaklarından  

eski  

tarihli  

okunmuş  

kitaplar  

olduğu  

anlaşılıyordu.  

Tahmin

edileceği üzere, biraz önce tüp taktığım evdeki emekli öğretmene aitti kitaplar…

Sanırım    

öğretmenin    

eşi,    

eşinin    

ölümünden    

sonra    

kitapların    

kendi    

işine

yaramayacağını   

düşünmüştü.   

Ya   

da   

o   

kitapları   

her   

gördüğünde,   

akşamları   

sedirin

üzerinde kitap okuyan eşini anımsıyor ve duygulanıyordu...

Gerekçe   

ne   

olursa   

olsun,   

kitaplar   

çöp   

tenekesindeydi   

ve   

ben   

onları   

orada

bırakamazdım.

Kitapların   

bir   

kısmı   

TÖS,   

yani   

‘Türkiye   

Öğretmenler   

Sendikası’   

yayınlarıydı..

Tarihler ise 1960 - 1970’leri gösteriyordu...

30  

kadar  

kitabı  

mobiletle  

taşımak  

kolay  

iş  

değildi.  

Üstelik  

yağmurun  

da  

düşmeye

başladığı o anda…

Ama ben götürdüm…

Yönümü işyerime değil Eğitim-Sen Milas Temsilciliğine doğru çevirdim..

Çünkü  

‘Hoca’nın  

Türkiye  

Öğretmenler  

Sendikası  

yayınlarından  

olan  

kitaplarının,

sendikanın   

daha   

çok   

işine   

yarayacağını   

ve   

arşivin   

Eğitim-Sen’de   

olmasının   

doğru

olacağını   

düşünmüştüm…   

Dükkanıma   

dönerken   

yağmur   

hızlanmıştı.   

Ama   

kitapları

sendikaya  

teslim  

etmekle  

iyi  

bir  

iş  

çıkardığımı  

düşünmenin  

keyfiyle  

yağmur  

umurumda

bile değildi..

Aradan  

geçen  

yıllarda,  

yolum  

sendika  

binasına  

düştüğünde  

gözlerim  

merakla

‘Hoca’nın  

o  

kitaplarını  

aradı.  

Ama  

yoktular.  

Galiba  

benim  

o  

gün  

taşımaya  

üşenmediğim

kitapları ilgili arkadaş -her kimse- korumaya üşenmişti.

Açıkçası hâlâ içimin sızladığı bir konudur bu. Neyse..

O gün bende kalan 5-10 kitap kitaplığımdaki yerini aldı..

O kitaplardan biri, bugün bu yazıyı yazmama olanak tanıyor.

Üzeri   

siyah   

harflerle   

basılmış,   

kırmızımsı   

renkte   

kapağa   

sahip   

olan   

dergi

büyüklüğündeki kitap 1932 tarihliydi..

Kitabın/derginin  

ismi  

“Hukuk  

Bilgileri  

Mecmuası”  

idi…  

Bu  

ismin  

hemen  

altında  

da

yazarının adı yazıyordu: Milaslı Gad Franko.

Daha  

önce  

ismini  

hiç  

duymadığım  

Milaslı  

Gad  

Franko  

ile  

çöp  

tenekesinden  

çıkan

‘Hoca’nın kitapları sayesinde tanışmıştım..

İsminden  

Gad  

Franko’nun  

bir  

dönem  

Milas’ta  

yaşayan  

Yahudi  

yurttaşlarımızdan

biri   

olduğu   

çıkarsamasında   

bulunmuştum..   

İlerleyen   

yıllarda   

bu   

tahminimin   

doğru

olduğunu  

öğrenecektim..  

Milaslı  

Gad  

Franko’nun,  

Hukuk  

Bilgileri  

Mecmuası’nın  

vefat

eden  

emekli  

hocanın  

kütüphanesinde  

bulunuş  

nedeni;  

hukuksal  

bir  

gereksinimden  

mi

yoksa  

bir  

şekildeki  

komşuluk  

ilişkisinden  

mi  

ya  

da  

raslantı  

sonucu  

mudur  

bilemiyorum.

Ama  

bildiğim  

bir  

şey  

var  

ki,  

o  

da  

hocanın  

sayesinde  

Milaslı  

Gad  

Franko  

ile  

tanışmış

olmam.

İzmir,  

İstanbul  

gibi  

büyük  

kentlere  

gittiğimde  

en  

büyük  

eğlencemin  

sahaf  

sahaf

dolaşmak  

olduğu  

gözönüne  

alınırsa  

eğer,  

bu  

eğlencelerimde  

Milaslı  

Gad  

Franko  

ile

karşılaşmalarımın çoğaldığı tahmin edilebilir..

Çünkü    

hukuk    

mecmuasının    

yıllarca    

aylık    

yayınlanmış    

olması    

çok    

sayıda

mecmuanın  

varlığı  

anlamına  

geliyordu  

ve  

bu  

nedenle  

ben  

onlarla  

hemen  

hemen  

her

sahafta karşılaşmaya başlamıştım.

1925’li   

yıllarda   

Osmanlıca   

basılan   

mecmua,   

1930’lu   

yıllardan   

sonra   

Türkçe

yayınlanmış.

Sonraki  

yıllarda,  

Milas’ın  

bir  

dönemini  

aktaran  

bütün  

yayınlarda  

hemşehrim  

Gad

Franco’yu arar oldum... Karşılaştım da…

Bunlardan  

ilki  

Doç.  

Dr.  

Melek  

Çolak’ın  

2003  

yılında  

yayınlanan  

“Milas  

Yahudileri”

adlı kitabın “Milas Yahudi Cemaatinin Yetiştirdiği Seçkin Kişiler” bölümündeydi..

Nevzat  

Çağlar  

Tüfekçi’nin  

2005  

yılında  

yayınlanan  

“Milas,  

Kentimiz;  

Sevdamız  

ve

Hüznümüz   

Bizim”   

adlı   

kitabının   

Milaslı   

Ünlüler   

bölümünde   

de   

karşıma   

çıktı   

Gad

Franko…

Ama  

bu  

iki  

değerli  

kitaptan  

sadece  

“Milaslı  

Gad  

Franko  

kimdir?”  

sorusuna  

yanıt

alabiliyordum...

Milaslı  

Gad  

Franko’nun  

yaşamının  

“öteki”  

yanı  

2006  

yılında  

Birgün  

gazetesinde

usta gazeteci Nazım Alpman’ın köşesinde karşıma çıkacaktı…

Nazım  

Alpman,  

“Başvekil”  

başlıklı  

yazısında  

Milaslı  

Gad  

Franko’dan  

söz  

ediyordu...

Kaynakça  

olarak  

da  

o  

yıl,  

yani  

2006’da  

yayınlanan  

Gürkan  

Hacır’ın  

“Efe  

Başvekil  

-  

Şükrü

Saracoğlu’nun Romanı” kitabını gösteriyordu..

Eh,    

haliyle    

de    

Gürkan    

Hacır’ın    

Efe    

Başvekil    

kitabını    

okumak    

benim    

için

kaçınılmazdı.

Kitap,   

bir   

dönemin   

Başbakanı   

Şükrü   

Saracoğlu’nun   

yaşam   

öyküsünün   

nehir

roman tarzında aktardıldığı bir kitap… Bir solukta okunuyor.

Gürkan  

Hacır’ın  

titiz  

çalışması,  

Türkiye  

tarihinin  

bir  

döneminin  

perde  

arkasını

önümüze  

seriyor...  

Akıcı  

dille  

kaleme  

alınan  

kitapta,  

adeta  

Şükrü  

Saracoğlu  

ile  

birlikte,

Çakırcalı   

Mehmet   

Efe’den   

Kurtuluş   

Savaşı’na,   

ilk   

meclisten   

Atatürk’ün   

sofralarına,

Fenerbahçe’den 2. Dünya Savaşı yıllarına kadar uzanıyorsunuz...

Ama konumuz bu değil elbette…

Milaslı Gad Franko’nun yaşam öyküsünde taşlar yerine oturmuştu artık…

Gad   

Franko,   

1881   

yılında   

Milas’ta   

dünyaya   

gelir.   

Evin   

en   

büyük   

çocuğudur...

Babası  

sonraları  

Çanakkale’de,  

Çanakkale  

Hahambaşı  

olarak  

görev  

yapar.  

Gad  

Franko,

Milas’ta    

başlayan    

eğitimine    

Rodos’ta    

devam    

etmiştir..    

Rodos    

Türk    

Koleji’ndeki

eğitiminden   

sonra,   

Milas’a   

dönmüş.   

Milas’taki   

Musevi   

Mektebi’ni   

yönetmiştir.   

1902

yılında İzmir’e yerleşen Gad Franko, hukuk eğitimi almaya başlamış..

Milaslı  

Gad  

Franko,  

İzmir’de  

“Ahenk”  

ve  

“Hikmet”  

isimli  

Türk  

gazetelerinde  

yazılar

yayınlarmış.. Bir süre “El Nuvelista” gazetesinin yöneticiliğini yapmış..

İzmir’de  

bulunduğu  

sürece  

sosyal  

yaşamı  

üst  

düzeyde  

olan  

Milaslı  

Gad  

Franko,

İzmir  

Sultani’de  

yani  

şimdiki  

adıyla  

‘lise’de  

Fransızca  

öğretmenliği  

yapmış…  

Gad  

Franko,

bu  

Fransızca  

öğretmenliğine  

bir  

süre  

sultani  

de  

devam  

etmiş..  

Öğrencilerinden  

yaklaşık

6-7  

yaş  

büyük  

olan  

Fransızca  

öğretmeni  

Gad  

Franko,  

Sultani  

öğrencileri  

tarafından  

çok

sevilmiş..    

Bu    

sevgi    

Gad    

Franko’nun    

sadece    

sempatik    

davranışları    

ve    

sosyal

konumundan kaynaklanmıyor..

İlginç   

ve   

farklı   

düşüncelerini   

öğrencileriyle   

paylaşmaktan   

çekinmeyen   

genç

Fransızca  

öğretmeni,  

isminin  

de  

“Milaslı  

Gad  

Franko”  

olarak  

söylenmesinden  

büyük

keyif alıyordu..

1900’lü  

yılların  

başında  

sancılı  

yıllar  

yaşayan  

Osmanlı’nın  

İzmir’inde,  

Sultani’de

ders   

veren   

“Osmanlı’nın   

birliği   

ve   

Türk   

nüfusunun   

etkinliğini”   

savunan   

Milaslı   

Gad

Franko    

öğrencilerine    

şunları    

söylüyordu;    

“Osmanlı’yı    

kuran    

ve    

yüzyıllar    

önce

Musevilere  

kucak  

açan  

millet  

Osmanlılar  

ama  

özellikle  

de  

Türklerdir.  

Ve  

yapılan  

bu

büyük    

iyilik    

unutulmamalıdır..    

Bu    

topraklarda    

ayırt    

edilmeden    

yaşıyorlarsa    

bu

toprakların asıl sahiplerine de saygı gösterilmelidir.”

Elbette  

bu  

düşünceleri  

Rum  

ve  

Ermeni  

cemaatlerine  

hoş  

gelmese  

de,  

Milaslı  

Gad

Franko  

yaşamı  

boyunca  

bu  

düşüncesini  

savunacaktı…  

Ama  

bu  

düşüncelerinden  

dolayı

Türk öğrencileri tarafından çok seviliyordu..

Kendisi azınlık olmasına karşın, çoğunluk haklarını savunuyordu..

İzmir  

Sultanisi’nde,  

Osmanlı  

milliyetçiliği,  

yirmili  

yaşlardaki  

bir  

Musevi  

sayesinde

genç Osmanlı öğrencilerine öğretiliyordu…

İzmir  

Sultanisi’nde  

öğrencilerin  

favori  

öğretmeni,  

sosyal  

kişiliği,  

sempatik  

tavırları

ve bu düşüncelerinden dolayı Milaslı Gad Franko’ydu…

Fransızca  

öğretmenine  

saygı  

ve  

sevgi  

besleyen,  

onu  

gördüğünde  

önünü  

iliklemek

için çaba sarf eden öğrencilerden biri de Ödemişli Saraç Mehmet’in oğlu Şükrü’dür..

Yani yıllar sonra Türkiye’nin başbakanlığını yapacak olan Şükrü Saracoğlu’dur..

İzmir     

Sultani’deki     

Fransızca     

öğretmenliğinden     

önce,     

Hamidiye     

Musevi

Mektebi’nde   

Türkçe   

ve   

Fransızca   

öğretmenliği   

yapan   

Milaslı   

Gad   

Franko,   

sonraki

yıllarda İstanbul’a yerleşir..

İstanbul  

Hukuk  

Fakültesi’ni  

bitiren  

Franko,  

doktorasını  

hazırlayıp  

Paris’te  

Hukuk

Fakültesi’nde savunmasını başarıyla gerçekleştirir ve Hukuk Doktoru olur..

Hukuki   

Bilgiler   

Mecmuası’nı   

13   

yıl   

yayınlayan   

Gad   

Franko   

“Kanun-u   

Medeni

Rehberi” ve “Paranın İstikrarı” kitaplarını yayınlar..

Artık Milaslı Gad Franko Türkiye’nin en iyi avukatıdır…

Ama  

tarihler  

1940’lı  

yılları  

gösterdiğinde,  

Gad  

Franko’nun  

yaşamında  

değişmeler

olacaktır.  

2.  

Dünya  

Savaşı  

yıllarında  

hükümet,  

savaş  

yıllarının  

ekonomik  

sıkıntılarını

aşmak için 11 Kasım 1942 tarihinde aldığı kararla yeni vergi düzenlemeleri çıkarır..

Varlık    

Vergisi    

adını    

taşıyan    

bu    

düzenleme,    

tamamen    

etnik    

ayrımcılığı

taşımaktadır..   

Artık   

“ulusal   

sermayeyi”   

oluşturmak   

için   

çıkarıldığı   

belli   

olan   

Varlık

Vergisi, azınlıklara yaşam hakkı tanımıyordu..

Azınlıklara  

çıkarılan  

yüksek  

oranlı  

Varlık  

Vergisi  

Kanunu’nda,  

vergiyi  

ödemeyen

azınlık  

yurttaşların  

Aşkale  

çalışma  

kamplarına  

gönderileceklerinin  

belirtildiği  

bir  

madde

de vardı ..

5    

Ağustos    

1942’de    

Başbakan,    

Meclis    

kürsüsünden    

hükümet    

programını

açıklarken şöyle diyordu; “Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü olarak kalacağız.”

Başbakan  

gazetelere  

verdiği  

demeçlerde  

“Kanunun  

hassasiyetle  

uygulanacağını,

bugüne  

kadar  

savaş  

ortamının  

nimetlerinden  

ve  

bu  

memleketin  

misafirperverliğinden

faydalanarak     

halkın     

sırtından     

rahat     

bir     

hayat     

sürenlerin     

tüm     

şiddetiyle

cezalandırılacağını    

…”    

gibi    

sözlerle    

hem    

varlık    

vergisini    

savunuyor    

hem    

de

‘cezalandırmak’tan söz ederek hukukun bittiğini göstermiş oluyordu..

Dönemin  

başbakanının  

ismi;  

Şükrü  

Saracoğlu’dur.  

1900’lü  

yılların  

başında  

İzmir

Sultani’de   

Milaslı   

Gad   

Franko’nun   

öğrencisi   

olan   

Ödemişli   

Saraç   

Mehmet’in   

oğlu

Şükrü…

Bir  

azınlık  

olmasının  

yanısıra  

bir  

de  

hukukçu  

olan  

Milaslı  

Gad  

Franko,  

kanunu

etnik   

ayrımcılık   

yapmasından   

dolayı   

eleştirir..   

Bu   

yasanın   

baştan   

sona   

hukuksuz

olduğunu    

ve    

devletin    

vatandaşlar    

arasında    

ayrımcılık    

yaptığını    

savunur..    

Ve

düşüncelerini her yerde söyler..

Ancak kendisine çıkarılan 375 bin liralık varlık vergisini engelleyemez..

Milaslı  

Gad  

Franko,  

kendisine  

çıkarılan  

vergiyi  

ödemek  

için  

Vaniköy’deki  

arsasını

satar,  

Şişli’de  

oturduğu  

evin  

bütün  

eşyalarını  

satar,  

Galata’da  

sahip  

olduğu  

Bahtiyar

Han’ı  

ipotek  

ettirip  

100  

bin  

lira  

denkleştirip  

maliye’ye  

yatırır..  

Ancak  

yine  

de  

vergiyi

karşılayamaz..  

Galata’daki  

Bahtiyar  

Han’ı  

satmayıp  

ipoteke  

vermesinin  

nedeni  

Varlık

Vergisi   

Kanunu’nun   

12.   

maddesinde   

belirtilen   

‘mükelleflerin   

15   

gün   

içinde   

vergiyi

yatırmaları’ koşuludur…

Ve  

bu  

15  

gün  

içinde  

Bahtiyar  

Han’ı  

satamaz..  

Artık,  

Milaslı  

Gad  

Franko’ya  

da

vergiyi  

ödeyemeyen  

diğer  

azınlık  

yurttaşlarla  

birlikte  

Aşkale  

yolu  

gözükür…  

Devletin,

vergisini ödemeyen yurttaşlara verdiği ceza budur çünkü…

Aşkale’de  

yani  

Kop  

Dağı  

eteklerindeki  

çalışma  

kamplarında  

taş  

kırmak  

ve  

kar

küremek..

Milaslı Gad Franko kırgındır…

1943  

yılının  

Ocak  

ayında  

Haydarpaşa  

Garı’ndan  

Aşkale’ye  

gidecek  

olan  

trenin

içindeki 32 kişilik ilk kafilede Milaslı Gad Franko da bulunmaktadır..

Trendeki    

duyguyu    

ve    

Gad    

Franko’nun    

“Milas”a    

verdiği    

önemi    

çok    

iyi

yansıttığından   

dolayı   

Gürkan   

Hacır’ın   

“Efe   

Başvekil   

-   

Şükrü   

Saracoğlu’nun   

Romanı”

isimli kitabından birkaç paragrafı sizlerle paylaşmak isterim;

“... Elindeki kocaman çıkını yere bıraktı.

Moda’daki   

toplama   

yerinden   

beraber   

getirildiği   

arkadaşlarının   

biraz   

ötesinde

duruyordu.  

Bıçaktan,  

usturadan  

beter  

bir  

soğuk  

vardı.  

İstasyonun  

mermer  

zeminini  

ışıl

ışıl   

parlatıyordu.   

Sanki   

ilk   

defa   

geliyormuş   

gibi   

şaşkınca   

sağına   

soluna   

bakınıp,

şapkasını   

kulaklarının   

üstüne   

doğru   

çekti.   

Trene   

binene   

kadar   

sigara   

yakmaya

niyetlendi   

ama   

sonra   

vazgeçti.   

Soğuktan   

kamaşan   

ellerini   

eldivenlerin   

üzerinden

hohlayarak nefesiyle ısıtmaya çalıştı.

Apar  

topar  

hazırlanmış  

zavallı  

çıkınına  

baktı.  

Neler  

koymuştu  

içine  

karısı.  

Üç  

beş

çamaşır,  

iki  

kazak  

bir  

pantolon…  

Hele  

‘yanına  

gömlek  

kravat  

koyayım  

mı?’  

demesi…

İçinden  

acı  

acı  

güldü.  

Bir  

küçük  

yastık  

her  

zaman  

gerekir.  

En  

kalın  

ayakkabılarını  

zaten

ayağına giymişti.

Halen  

içinde  

bir  

umut  

vardı.  

Halen  

bir  

son  

dakika  

haberi  

gelebilirdi.  

Sadece  

o

değil,  

kafiledeki  

tüm  

arkadaşlarının  

içinde  

bu  

umut  

vardı.  

Bu  

bir  

şakaydı  

diyeceklerdi,

bu bir şaka. Hadi evlerinize dönün!

Kimsenin inanmak istemediği kötü bir şaka!

Kafile  

sorumlusu  

Emin  

Kalafat’ın  

“Hadi  

beyler  

trene!”  

sözü  

soğuktan  

beter  

kesti

yüreğini.  

Çaresiz  

çıkınını  

omuzladı.  

Kimse  

kimseyle  

konuşmuyordu.  

Büyük  

bir  

hayal

kırıklığı, şaşkınlık ve korku vardı içlerinde.

Kendine kompartıman ararken kondüktörle burun buruna geldi.

- Biletin beyim.

Ters ters suratına baktı. Kompartımana girerken küfreder gibi cevap verdi:

- Ne bileti!

Kondüktör şaşırmıştı ama ses etmedi.

Elindeki  

çıkını  

yere  

fırlattı.  

Pencere  

kenarına  

oturdu.  

Çaresiz  

ve  

yorgun  

gözlerle

dışarıyı  

seyrediyordu.  

Gözyaşı  

dökenler,  

sarılıp  

ayrılmak  

istemeyenler,  

son  

bir  

kez  

daha

çantaları yoklayıp içine bir şeyler tıkıştırmaya çalışan kadınlar.

O,   

kimse   

gelsin   

istememişti.   

Kafilenin   

en   

yaşlısı   

olarak   

düştüğü   

bu   

duruma

kimsenin  

tanık  

olmasına  

içi  

elvermemişti.  

‘Hazırlarsın  

bohçamı  

çeker  

giderim’  

demişti

karısına. Çocuklarına bile son kez öpüp sarılmadan gidiyordu.

Avukat Şekip girdi kompartımandan içeri.

-   

Eveeeet   

bakalım   

Milaslı!   

Aşkale’yi   

de   

görmek   

varmış   

kaderimizde,   

diyerek

elindeki bavulu ortaya bıraktı.

Diğer  

elindeki  

küçük  

çantayı  

da  

bagaj  

rafına  

yerleştirdi.  

Milaslı’nın  

karşısındaki

koltuğa   

oturup   

derin   

bir   

soluk   

aldıktan   

sonra   

yolculuklarına   

ev   

sahipliği   

yapacak

kompartımanı şöyle bir inceledi. Sonra iç geçirip laf attı.

-  

Bak  

senin  

şu  

muhterem  

talebenin  

işine!  

Görüyor  

musun  

başımıza  

neler  

açtı.

Olmaz  

dedik,  

yapamazlar  

dedik,  

son  

dakika  

vazgeçerler  

dedik  

ama  

bak  

koyulduk  

yola

gidiyoruz işte!

- Başlama gene Şekip, diye kestirdi Milaslı.

Şekip kollarını ovuşturup ısınmaya çalıştı.

- Uuuf ne soğukmuş içerisi yahu! Ben sıcak olur dedim ama…

Baksana,  

diyerek  

Şekip’e  

donmuş  

boruları  

işaret  

etti.  

Şekip  

yine  

de  

teselli  

arar

gibi mırıldandı:

- Herhalde hareket edince ısınır!

Tren  

kalkmak  

üzereydi.  

Kafile  

sorumlusu  

Emin  

Kalafat  

son  

kez  

kompartımanları

kontrol ediyordu. Elindeki listeye bakıp kafasını içeri uzattı.

- Avukat Şekip Adut ve Gad Franko değil mi?

Şekip düzeltti:

- Evet doğrudur ama sadece Franko değil, Milaslı Gad Franko.

- Tamam tamam. Meşhur Milaslı avukat Gad Franko.

- Evet ya meşhur Milaslı avukat!”

Ve  

Aşkale  

treni  

Haydarpaşa  

Garı’ndan  

kalkmıştır..  

Trenin  

içinde,  

Varlık  

Vergisi’nin

yaratıcısı   

Başbakan   

Şükrü   

Saracoğlu’nun   

öğrenciliğinde   

elini   

öptüğü   

62   

yaşındaki

öğretmeni Milaslı Gad Franko da vardır.

Trenin  

içinde  

ayrıca  

Tasvir  

Gazetesi’nden  

deneyimli  

gazeteci  

Feridun  

Kandemir

de    

bulunmaktadır.    

Varlık    

Vergisi    

mağdurlarını    

taşıyan    

trende    

gazeteci    

Feridun

Kandemir’in    

bulunuş    

amacı,    

trendeki    

izlenimlerini,    

trendeki    

söyleşilerini    

Tasvir

Gazetesi’nde gün gün yayınlamaktır..

Yayınlar da…

Gazeteci  

Kandemir  

kompartıman  

olarak  

Milaslı  

Gad  

Franko’nun  

kompartımanını

tercih eder..

Çünkü    

Başbakan    

Şükrü    

Saracoğlu’nun    

öğretmeni    

Milaslı    

Gad    

Franko’nun

düşüncelerini merak ediyordur…

Gad Franko’nun sözleri kırgındır…

“Bizlere  

bunu  

layık  

gören  

devlet  

daha  

neler  

yapar  

kimbilir?  

Oysa  

biz  

neler  

istedik

devlet  

için.  

Türklüğü,  

Türkçülüğü  

hâkim  

kılmak  

için  

ne  

mücadeleler  

verdik.  

‘Vatandaş

Türkçe  

konuş’  

kampanyalarına  

varıncaya  

kadar.  

Vergi  

verdik,  

askere  

gittik.  

Burayı  

yurt

belledik  

namus  

saydık,  

daha  

ne  

vereceğiz?  

Canımızı  

istiyorlarsa  

onun  

da  

kolayı  

var.

Assınlar  

bizi!  

Yok  

bizi  

tümden  

göndermek  

istiyorlarsa  

ağlayarak  

da  

olsa  

çeker  

gideriz.

Kalbimize  

gömeriz  

yurt  

aşkımızı.  

Ama  

böyle  

gururumuzla  

oynamak,  

suçlu  

gibi  

trenlere

doldurup  

koyun  

gibi  

dağlara  

göndermek!…  

Ağrıma  

giden  

bu,  

Şekip!  

Bu  

mudur  

devletin

bizde  

kalan  

alacağı!  

Kıralım  

taşları,  

küreyelim  

karları  

kurtulacaksa  

devletimiz,  

onu  

da

yapalım!”

Tasvir   

Gazetesi’nde   

yayınlanan   

yazılar,   

Şükrü   

Saracoğlu   

hükümetini   

rahatsız

eder..  

Başbakan  

Şükrü  

Saracoğlu’nun  

isteği  

üzerine,  

gazete  

Feridun  

Kandemir’i  

geri

çeker..

Milaslı  

Gad  

Franko,  

gazeteci  

Feridun  

Kandemir  

ile  

vedalaşırken  

Başbakan  

Şükrü

Saracoğlu’na şu sözlerini iletmesini rica eder..

“Bakınız  

Feridun  

Bey…  

Eğer  

Saracoğlu’nu  

görürseniz  

şu  

mesajımı  

lütfen  

iletiniz..

Bir  

devlet  

vatandaşının  

her  

şeyini  

isteyebilir.  

Hatta  

canını  

bile  

isteyebilir.  

Ama  

olmayan

şeyi isteyemez!.. Lütfen bu sözümü ona duyurunuz..”

Gazeteci  

Kandemir,  

Gad  

Franko’nun  

sözlerini  

Başbakan’a  

iletebilmek  

için  

3  

kez

randevu talebinde bulunur.. Ancak Başbakan Şükrü Saracoğlu randevu vermez..

Aşkale’de zor günler bekler Gad Franko’yu..

Taş  

kırmanın,  

kar  

küremenin  

yanısıra  

ünlü  

hukukçu,  

çalışma  

kampında  

ihtiyacı

olanların dilekçelerini yazarak, yani arzuhalcilik yaparak 25 kuruş almak zorunda kalır…

Sürgün    

biter…    

Ama    

bu    

kez    

İstanbul’da    

zor    

günler    

beklemektedir    

Aşkale

yolcularını… En büyük zorluğu da Milaslı Gad Franko çekecektir…

Her  

şeyden  

önce  

onuru  

kırılmıştır..  

Ticari  

itibarını  

kaybetmiş,  

ekonomik  

sıkıntı

içine girmiştir..

Galata’daki   

ünlü   

Bahtiyar   

Han’ı   

satmış   

olmasına   

karşın   

borçlarını   

ödeyemez..

Alacaklıları  

İstanbul  

Barosu’na  

şikayet  

eder..  

Ancak  

İstanbul  

Barosu,  

Gad  

Franko’dan

yana    

tavır    

alarak    

cezai    

bir    

durum    

olmadığını    

söyler..    

Bütün    

gayrimenkullerini

satmasına karşın alacaklılardan kurtulamaz…

Bir alacaklısına yazdığı mektupta şöyle yazar Milaslı Gad Franko;

“Alacaklılarımın  

hiçbirinin  

bana  

borçlarımı  

hatırlatmasına  

lüzum  

yoktur.  

Gece  

ve

gündüz  

düşünüyorum  

ancak  

maalesef  

işlerim  

umut  

ettiğim  

şekilde  

gelişmiyor.  

Varlık

Vergisi  

zamanında  

en  

az  

150  

bin  

sterlin  

tutarındaki  

servetimi  

kaybetmekle  

kalmadım,

borçlandım da…”

Eski  

gösterişli  

günlerinden  

uzaklaşır,  

dostlarını  

kaybeder..  

Eskiden  

hergün  

gittiği,

müdavimi  

olduğu  

Büyük  

Kulüp’e  

arada  

bir  

gitmeye  

başlar...  

Milaslı  

Gad  

Franko  

bir  

gün

Büyük  

Kulüp’te  

yemek  

yerken  

Başbakan  

Şükrü  

Saracoğlu  

gelir...  

Kulüpte  

canlanma

olur..  

Herkes  

ayağa  

kalkar,  

saygı  

gösterisinde  

bulunur.  

Dipteki  

masalardan  

birinde

oturan Gad Franko hiç istifini bozmadan yemeğini yemeye devam eder..

Bu durum görevlilerin gözünden kaçmaz..

“Mösyö Franko, Başbakan geldi görmediniz mi?” diye uyarırlar.

Franko’dan  

gelen  

“gördüm”  

yanıtı  

üzerine  

“o  

halde  

neden  

ayağa  

kalkmadınız?”

diye üsteler görevliler..

Milaslı Gad Franko’nun “hırs, öfke ve tüm birikmiş kiniyle” verdiği yanıt çok nettir:

“Böyle icap etti…”

...

Milaslı Gad Franko 12 Ağustos 1954 tarihinde 73 yaşında İstanbul’da ölür..

Cenazesi   

Neve   

Şalom   

Sinegogu’nda   

düzenlenen   

tören   

sonrası   

Arnavutköy

Musevi Mezarlığı’na defnedilir..

Yani Milaslı Gad Franko vatanında yatmaktadır...

...

Bu   

yazıya   

gelince;   

Milas’ın   

renkli   

geçmişinin   

yerel   

basında   

sıkça   

yeraldığı

bugünlerde,   

Milaslı   

olmanın   

keyfini   

isminde   

taşımak   

için   

büyük   

özen   

gösteren

hemşerimiz “Milaslı Gad Franko” ile tanışmanızı istedim…

Milas’ın Musevileri

Milas Jews

Musevi Hemşerilerimizin

Milas Anıları

DİĞER YAZILAR

Röportaj: Rahmi SİYMAN

Milas ve Yahudiler (İzel ROZENTAL)

Güzel  

Milas  

yazıları  

ile  

tanıdığımız  

hemşerimiz  

Hüseyin  

Avni  

Kunduracıoğlu'nun,  

Milaslı  

Gad  

Franco  

ile

ilgili yazısını, izniyle, paylaşıyorum...

Güzel   

bir   

yazı.   

Bu   

yazıyla,   

uzaklardaki   

Milaslı   

Musevi   

hemşerilerimize   

Milas'tan   

selamlarımızı

gönderiyoruz.

(Site Editörü Nevzat Çağlar Tüfekçi)

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

Milas’ın Musevileri

Milas Jews

Musevi Hemşerilerimizin

Milas Anıları

DİĞER YAZILAR

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

Röportaj: Rahmi SİYMAN

MİLASLI GAD FRANCO...

Hüseyin A. Kunduracıoğlu

“Hoca’ya...”

Bilenler  

bilir,  

yaşamımın  

bir  

döneminde  

tüp  

bayiliği

yaptım.   

Tüp   

bayiliği   

servise   

dayalı   

bir   

meslektir.   

Birçok

bölgede  

olduğu  

gibi  

Milas’ta  

da  

tüpü  

aboneye  

daha  

hızlı

ulaştırabilmek için taşıma aracı olarak mobiletler kullanılır.

Yıllar  

önce;  

bir  

süre  

önce  

yaşamını  

yitirmiş  

olan  

bir

emekli   

öğretmenin   

eşi   

tüp   

istedi.   

Mobiletin   

selesindeki

tüpü  

Hayıtlı  

mahallesindeki  

eski  

Milas  

evlerinden  

birinde

oturan öğretmenin evine götürdüm..

Havanın  

ha  

yağdı  

ha  

yağacak  

olduğu  

bir  

gündü.  

Eve

tüp  

servisini  

yaptıktan  

sonra  

sokak  

kapısını  

kapadım.  

Tam  

o

sırada   

sokak   

kapısının   

önündeki   

çöp   

tenekesi   

dikkatimi

çekti.  

Çünkü  

çöp  

tenekesinin  

içi  

ve  

kenarı  

kitap  

doluydu..

Yaklaşık  

30  

kadar  

olan  

kitapların  

kapaklarından  

eski  

tarihli

okunmuş   

kitaplar   

olduğu   

anlaşılıyordu.   

Tahmin   

edileceği

üzere,   

biraz   

önce   

tüp   

taktığım   

evdeki   

emekli   

öğretmene

aitti kitaplar…

Sanırım   

öğretmenin   

eşi,   

eşinin   

ölümünden   

sonra

kitapların  

kendi  

işine  

yaramayacağını  

düşünmüştü.  

Ya  

da  

o

kitapları  

her  

gördüğünde,  

akşamları  

sedirin  

üzerinde  

kitap

okuyan eşini anımsıyor ve duygulanıyordu...

Gerekçe  

ne  

olursa  

olsun,  

kitaplar  

çöp  

tenekesindeydi

ve ben onları orada bırakamazdım.

Kitapların   

bir   

kısmı   

TÖS,   

yani   

‘Türkiye   

Öğretmenler

Sendikası’    

yayınlarıydı..    

Tarihler    

ise    

1960    

-    

1970’leri

gösteriyordu...

30   

kadar   

kitabı   

mobiletle   

taşımak   

kolay   

iş   

değildi.

Üstelik yağmurun da düşmeye başladığı o anda…

Ama ben götürdüm…

Yönümü  

işyerime  

değil  

Eğitim-Sen  

Milas  

Temsilciliğine

doğru çevirdim..

Çünkü    

‘Hoca’nın    

Türkiye    

Öğretmenler    

Sendikası

yayınlarından  

olan  

kitaplarının,  

sendikanın  

daha  

çok  

işine

yarayacağını    

ve    

arşivin    

Eğitim-Sen’de    

olmasının    

doğru

olacağını   

düşünmüştüm…   

Dükkanıma   

dönerken   

yağmur

hızlanmıştı.  

Ama  

kitapları  

sendikaya  

teslim  

etmekle  

iyi  

bir  

çıkardığımı   

düşünmenin   

keyfiyle   

yağmur   

umurumda   

bile

değildi..

Aradan    

geçen    

yıllarda,    

yolum    

sendika    

binasına

düştüğünde  

gözlerim  

merakla  

‘Hoca’nın  

o  

kitaplarını  

aradı.

Ama  

yoktular.  

Galiba  

benim  

o  

gün  

taşımaya  

üşenmediğim

kitapları ilgili arkadaş -her kimse- korumaya üşenmişti.

Açıkçası hâlâ içimin sızladığı bir konudur bu. Neyse..

O  

gün  

bende  

kalan  

5-10  

kitap  

kitaplığımdaki  

yerini

aldı..

O  

kitaplardan  

biri,  

bugün  

bu  

yazıyı  

yazmama  

olanak

tanıyor.

Üzeri    

siyah    

harflerle    

basılmış,    

kırmızımsı    

renkte

kapağa    

sahip    

olan    

dergi    

büyüklüğündeki    

kitap    

1932

tarihliydi..

Kitabın/derginin  

ismi  

“Hukuk  

Bilgileri  

Mecmuası”  

idi…

Bu  

ismin  

hemen  

altında  

da  

yazarının  

adı  

yazıyordu:  

Milaslı

Gad Franko.

Daha  

önce  

ismini  

hiç  

duymadığım  

Milaslı  

Gad  

Franko

ile   

çöp   

tenekesinden   

çıkan   

‘Hoca’nın   

kitapları   

sayesinde

tanışmıştım..

İsminden  

Gad  

Franko’nun  

bir  

dönem  

Milas’ta  

yaşayan

Yahudi     

yurttaşlarımızdan     

biri     

olduğu     

çıkarsamasında

bulunmuştum..   

İlerleyen   

yıllarda   

bu   

tahminimin   

doğru

olduğunu   

öğrenecektim..   

Milaslı   

Gad   

Franko’nun,   

Hukuk

Bilgileri     

Mecmuası’nın     

vefat     

eden     

emekli     

hocanın

kütüphanesinde        

bulunuş        

nedeni;        

hukuksal        

bir

gereksinimden  

mi  

yoksa  

bir  

şekildeki  

komşuluk  

ilişkisinden

mi  

ya  

da  

raslantı  

sonucu  

mudur  

bilemiyorum.  

Ama  

bildiğim

bir  

şey  

var  

ki,  

o  

da  

hocanın  

sayesinde  

Milaslı  

Gad  

Franko  

ile

tanışmış olmam.

İzmir,   

İstanbul   

gibi   

büyük   

kentlere   

gittiğimde   

en

büyük  

eğlencemin  

sahaf  

sahaf  

dolaşmak  

olduğu  

gözönüne

alınırsa   

eğer,   

bu   

eğlencelerimde   

Milaslı   

Gad   

Franko   

ile

karşılaşmalarımın çoğaldığı tahmin edilebilir..

Çünkü  

hukuk  

mecmuasının  

yıllarca  

aylık  

yayınlanmış

olması  

çok  

sayıda  

mecmuanın  

varlığı  

anlamına  

geliyordu  

ve

bu    

nedenle    

ben    

onlarla    

hemen    

hemen    

her    

sahafta

karşılaşmaya başlamıştım.

1925’li   

yıllarda   

Osmanlıca   

basılan   

mecmua,   

1930’lu

yıllardan sonra Türkçe yayınlanmış.

Sonraki  

yıllarda,  

Milas’ın  

bir  

dönemini  

aktaran  

bütün

yayınlarda     

hemşehrim     

Gad     

Franco’yu     

arar     

oldum...

Karşılaştım da…

Bunlardan  

ilki  

Doç.  

Dr.  

Melek  

Çolak’ın  

2003  

yılında

yayınlanan   

“Milas   

Yahudileri”   

adlı   

kitabın   

“Milas   

Yahudi

Cemaatinin Yetiştirdiği Seçkin Kişiler” bölümündeydi..

Nevzat   

Çağlar   

Tüfekçi’nin   

2005   

yılında   

yayınlanan

“Milas,    

Kentimiz;    

Sevdamız    

ve    

Hüznümüz    

Bizim”    

adlı

kitabının  

Milaslı  

Ünlüler  

bölümünde  

de  

karşıma  

çıktı  

Gad

Franko…

Ama   

bu   

iki   

değerli   

kitaptan   

sadece   

“Milaslı   

Gad

Franko kimdir?” sorusuna yanıt alabiliyordum...

Milaslı  

Gad  

Franko’nun  

yaşamının  

“öteki”  

yanı  

2006

yılında  

Birgün  

gazetesinde  

usta  

gazeteci  

Nazım  

Alpman’ın

köşesinde karşıma çıkacaktı…

Nazım   

Alpman,   

“Başvekil”   

başlıklı   

yazısında   

Milaslı

Gad  

Franko’dan  

söz  

ediyordu...  

Kaynakça  

olarak  

da  

o  

yıl,

yani   

2006’da   

yayınlanan   

Gürkan   

Hacır’ın   

“Efe   

Başvekil   

-

Şükrü Saracoğlu’nun Romanı” kitabını gösteriyordu..

Eh,   

haliyle   

de   

Gürkan   

Hacır’ın   

Efe   

Başvekil   

kitabını

okumak benim için kaçınılmazdı.

Kitap,   

bir   

dönemin   

Başbakanı   

Şükrü   

Saracoğlu’nun

yaşam   

öyküsünün   

nehir   

roman   

tarzında   

aktardıldığı   

bir

kitap… Bir solukta okunuyor.

Gürkan   

Hacır’ın   

titiz   

çalışması,   

Türkiye   

tarihinin   

bir

döneminin   

perde   

arkasını   

önümüze   

seriyor...   

Akıcı   

dille

kaleme  

alınan  

kitapta,  

adeta  

Şükrü  

Saracoğlu  

ile  

birlikte,

Çakırcalı  

Mehmet  

Efe’den  

Kurtuluş  

Savaşı’na,  

ilk  

meclisten

Atatürk’ün   

sofralarına,   

Fenerbahçe’den   

2.   

Dünya   

Savaşı

yıllarına kadar uzanıyorsunuz...

Ama konumuz bu değil elbette…

Milaslı    

Gad    

Franko’nun    

yaşam    

öyküsünde    

taşlar

yerine oturmuştu artık…

Gad  

Franko,  

1881  

yılında  

Milas’ta  

dünyaya  

gelir.  

Evin

en    

büyük    

çocuğudur...    

Babası    

sonraları    

Çanakkale’de,

Çanakkale   

Hahambaşı   

olarak   

görev   

yapar.   

Gad   

Franko,

Milas’ta    

başlayan    

eğitimine    

Rodos’ta    

devam    

etmiştir..

Rodos  

Türk  

Koleji’ndeki  

eğitiminden  

sonra,  

Milas’a  

dönmüş.

Milas’taki    

Musevi    

Mektebi’ni    

yönetmiştir.    

1902    

yılında

İzmir’e    

yerleşen    

Gad    

Franko,    

hukuk    

eğitimi    

almaya

başlamış..

Milaslı  

Gad  

Franko,  

İzmir’de  

“Ahenk”  

ve  

“Hikmet”  

isimli

Türk    

gazetelerinde    

yazılar    

yayınlarmış..    

Bir    

süre    

“El

Nuvelista” gazetesinin yöneticiliğini yapmış..

İzmir’de  

bulunduğu  

sürece  

sosyal  

yaşamı  

üst  

düzeyde

olan  

Milaslı  

Gad  

Franko,  

İzmir  

Sultani’de  

yani  

şimdiki  

adıyla

‘lise’de   

Fransızca   

öğretmenliği   

yapmış…   

Gad   

Franko,   

bu

Fransızca  

öğretmenliğine  

bir  

süre  

sultani  

de  

devam  

etmiş..

Öğrencilerinden   

yaklaşık   

6-7   

yaş   

büyük   

olan   

Fransızca

öğretmeni  

Gad  

Franko,  

Sultani  

öğrencileri  

tarafından  

çok

sevilmiş..    

Bu    

sevgi    

Gad    

Franko’nun    

sadece    

sempatik

davranışları ve sosyal konumundan kaynaklanmıyor..

İlginç       

ve       

farklı       

düşüncelerini       

öğrencileriyle

paylaşmaktan    

çekinmeyen    

genç    

Fransızca    

öğretmeni,

isminin   

de   

“Milaslı   

Gad   

Franko”   

olarak   

söylenmesinden

büyük keyif alıyordu..

1900’lü     

yılların     

başında     

sancılı     

yıllar     

yaşayan

Osmanlı’nın  

İzmir’inde,  

Sultani’de  

ders  

veren  

“Osmanlı’nın

birliği  

ve  

Türk  

nüfusunun  

etkinliğini”  

savunan  

Milaslı  

Gad

Franko  

öğrencilerine  

şunları  

söylüyordu;  

“Osmanlı’yı  

kuran

ve  

yüzyıllar  

önce  

Musevilere  

kucak  

açan  

millet  

Osmanlılar

ama   

özellikle   

de   

Türklerdir.   

Ve   

yapılan   

bu   

büyük   

iyilik

unutulmamalıdır..      

Bu      

topraklarda      

ayırt      

edilmeden

yaşıyorlarsa    

bu    

toprakların    

asıl    

sahiplerine    

de    

saygı

gösterilmelidir.”

Elbette  

bu  

düşünceleri  

Rum  

ve  

Ermeni  

cemaatlerine

hoş   

gelmese   

de,   

Milaslı   

Gad   

Franko   

yaşamı   

boyunca   

bu

düşüncesini  

savunacaktı…  

Ama  

bu  

düşüncelerinden  

dolayı

Türk öğrencileri tarafından çok seviliyordu..

Kendisi   

azınlık   

olmasına   

karşın,   

çoğunluk   

haklarını

savunuyordu..

İzmir     

Sultanisi’nde,     

Osmanlı     

milliyetçiliği,     

yirmili

yaşlardaki  

bir  

Musevi  

sayesinde  

genç  

Osmanlı  

öğrencilerine

öğretiliyordu…

İzmir    

Sultanisi’nde    

öğrencilerin    

favori    

öğretmeni,

sosyal   

kişiliği,   

sempatik   

tavırları   

ve   

bu   

düşüncelerinden

dolayı Milaslı Gad Franko’ydu…

Fransızca  

öğretmenine  

saygı  

ve  

sevgi  

besleyen,  

onu

gördüğünde     

önünü     

iliklemek     

için     

çaba     

sarf     

eden

öğrencilerden    

biri    

de    

Ödemişli    

Saraç    

Mehmet’in    

oğlu

Şükrü’dür..

Yani   

yıllar   

sonra   

Türkiye’nin   

başbakanlığını   

yapacak

olan Şükrü Saracoğlu’dur..

İzmir   

Sultani’deki   

Fransızca   

öğretmenliğinden   

önce,

Hamidiye     

Musevi     

Mektebi’nde     

Türkçe     

ve     

Fransızca

öğretmenliği   

yapan   

Milaslı   

Gad   

Franko,   

sonraki   

yıllarda

İstanbul’a yerleşir..

İstanbul  

Hukuk  

Fakültesi’ni  

bitiren  

Franko,  

doktorasını

hazırlayıp     

Paris’te     

Hukuk     

Fakültesi’nde     

savunmasını

başarıyla gerçekleştirir ve Hukuk Doktoru olur..

Hukuki   

Bilgiler   

Mecmuası’nı   

13   

yıl   

yayınlayan   

Gad

Franko   

“Kanun-u   

Medeni   

Rehberi”   

ve   

“Paranın   

İstikrarı”

kitaplarını yayınlar..

Artık Milaslı Gad Franko Türkiye’nin en iyi avukatıdır…

Ama     

tarihler     

1940’lı     

yılları     

gösterdiğinde,     

Gad

Franko’nun    

yaşamında    

değişmeler    

olacaktır.    

2.    

Dünya

Savaşı    

yıllarında    

hükümet,    

savaş    

yıllarının    

ekonomik

sıkıntılarını   

aşmak   

için   

11   

Kasım   

1942   

tarihinde   

aldığı

kararla yeni vergi düzenlemeleri çıkarır..

Varlık  

Vergisi  

adını  

taşıyan  

bu  

düzenleme,  

tamamen

etnik    

ayrımcılığı    

taşımaktadır..    

Artık    

“ulusal    

sermayeyi”

oluşturmak  

için  

çıkarıldığı  

belli  

olan  

Varlık  

Vergisi,  

azınlıklara

yaşam hakkı tanımıyordu..

Azınlıklara    

çıkarılan    

yüksek    

oranlı    

Varlık    

Vergisi

Kanunu’nda,   

vergiyi   

ödemeyen   

azınlık   

yurttaşların   

Aşkale

çalışma    

kamplarına    

gönderileceklerinin    

belirtildiği    

bir

madde de vardı ..

5   

Ağustos   

1942’de   

Başbakan,   

Meclis   

kürsüsünden

hükümet  

programını  

açıklarken  

şöyle  

diyordu;  

“Biz  

Türküz,

Türkçüyüz ve daima Türkçü olarak kalacağız.”

Başbakan   

gazetelere   

verdiği   

demeçlerde   

“Kanunun

hassasiyetle  

uygulanacağını,  

bugüne  

kadar  

savaş  

ortamının

nimetlerinden    

ve    

bu    

memleketin    

misafirperverliğinden

faydalanarak   

halkın   

sırtından   

rahat   

bir   

hayat   

sürenlerin

tüm  

şiddetiyle  

cezalandırılacağını  

…”  

gibi  

sözlerle  

hem  

varlık

vergisini  

savunuyor  

hem  

de  

‘cezalandırmak’tan  

söz  

ederek

hukukun bittiğini göstermiş oluyordu..

Dönemin   

başbakanının   

ismi;   

Şükrü   

Saracoğlu’dur.

1900’lü    

yılların    

başında    

İzmir    

Sultani’de    

Milaslı    

Gad

Franko’nun  

öğrencisi  

olan  

Ödemişli  

Saraç  

Mehmet’in  

oğlu

Şükrü…

Bir   

azınlık   

olmasının   

yanısıra   

bir   

de   

hukukçu   

olan

Milaslı  

Gad  

Franko,  

kanunu  

etnik  

ayrımcılık  

yapmasından

dolayı    

eleştirir..    

Bu    

yasanın    

baştan    

sona    

hukuksuz

olduğunu    

ve    

devletin    

vatandaşlar    

arasında    

ayrımcılık

yaptığını savunur.. Ve düşüncelerini her yerde söyler..

Ancak    

kendisine    

çıkarılan    

375    

bin    

liralık    

varlık

vergisini engelleyemez..

Milaslı     

Gad     

Franko,     

kendisine     

çıkarılan     

vergiyi

ödemek  

için  

Vaniköy’deki  

arsasını  

satar,  

Şişli’de  

oturduğu

evin  

bütün  

eşyalarını  

satar,  

Galata’da  

sahip  

olduğu  

Bahtiyar

Han’ı   

ipotek   

ettirip   

100   

bin   

lira   

denkleştirip   

maliye’ye

yatırır..   

Ancak   

yine   

de   

vergiyi   

karşılayamaz..   

Galata’daki

Bahtiyar  

Han’ı  

satmayıp  

ipoteke  

vermesinin  

nedeni  

Varlık

Vergisi  

Kanunu’nun  

12.  

maddesinde  

belirtilen  

‘mükelleflerin

15 gün içinde vergiyi yatırmaları’ koşuludur…

Ve  

bu  

15  

gün  

içinde  

Bahtiyar  

Han’ı  

satamaz..  

Artık,

Milaslı  

Gad  

Franko’ya  

da  

vergiyi  

ödeyemeyen  

diğer  

azınlık

yurttaşlarla  

birlikte  

Aşkale  

yolu  

gözükür…  

Devletin,  

vergisini

ödemeyen yurttaşlara verdiği ceza budur çünkü…

Aşkale’de     

yani     

Kop     

Dağı     

eteklerindeki     

çalışma

kamplarında taş kırmak ve kar küremek..

Milaslı Gad Franko kırgındır…

1943    

yılının    

Ocak    

ayında    

Haydarpaşa    

Garı’ndan

Aşkale’ye  

gidecek  

olan  

trenin  

içindeki  

32  

kişilik  

ilk  

kafilede

Milaslı Gad Franko da bulunmaktadır..

Trendeki  

duyguyu  

ve  

Gad  

Franko’nun  

“Milas”a  

verdiği

önemi   

çok   

iyi   

yansıttığından   

dolayı   

Gürkan   

Hacır’ın   

“Efe

Başvekil  

-  

Şükrü  

Saracoğlu’nun  

Romanı”  

isimli  

kitabından

birkaç paragrafı sizlerle paylaşmak isterim;

“... Elindeki kocaman çıkını yere bıraktı.

Moda’daki     

toplama     

yerinden     

beraber     

getirildiği

arkadaşlarının      

biraz      

ötesinde      

duruyordu.      

Bıçaktan,

usturadan    

beter    

bir    

soğuk    

vardı.    

İstasyonun    

mermer

zeminini  

ışıl  

ışıl  

parlatıyordu.  

Sanki  

ilk  

defa  

geliyormuş  

gibi

şaşkınca    

sağına    

soluna    

bakınıp,    

şapkasını    

kulaklarının

üstüne   

doğru   

çekti.   

Trene   

binene   

kadar   

sigara   

yakmaya

niyetlendi  

ama  

sonra  

vazgeçti.  

Soğuktan  

kamaşan  

ellerini

eldivenlerin üzerinden hohlayarak nefesiyle ısıtmaya çalıştı.

Apar   

topar   

hazırlanmış   

zavallı   

çıkınına   

baktı.   

Neler

koymuştu    

içine    

karısı.    

Üç    

beş    

çamaşır,    

iki    

kazak    

bir

pantolon…    

Hele    

‘yanına    

gömlek    

kravat    

koyayım    

mı?’

demesi…  

İçinden  

acı  

acı  

güldü.  

Bir  

küçük  

yastık  

her  

zaman

gerekir. En kalın ayakkabılarını zaten ayağına giymişti.

Halen   

içinde   

bir   

umut   

vardı.   

Halen   

bir   

son   

dakika

haberi     

gelebilirdi.     

Sadece     

o     

değil,     

kafiledeki     

tüm

arkadaşlarının    

içinde    

bu    

umut    

vardı.    

Bu    

bir    

şakaydı

diyeceklerdi, bu bir şaka. Hadi evlerinize dönün!

Kimsenin inanmak istemediği kötü bir şaka!

Kafile  

sorumlusu  

Emin  

Kalafat’ın  

“Hadi  

beyler  

trene!”

sözü    

soğuktan    

beter    

kesti    

yüreğini.    

Çaresiz    

çıkınını

omuzladı.  

Kimse  

kimseyle  

konuşmuyordu.  

Büyük  

bir  

hayal

kırıklığı, şaşkınlık ve korku vardı içlerinde.

Kendine   

kompartıman   

ararken   

kondüktörle   

burun

buruna geldi.

- Biletin beyim.

Ters    

ters    

suratına    

baktı.    

Kompartımana    

girerken

küfreder gibi cevap verdi:

- Ne bileti!

Kondüktör şaşırmıştı ama ses etmedi.

Elindeki  

çıkını  

yere  

fırlattı.  

Pencere  

kenarına  

oturdu.

Çaresiz   

ve   

yorgun   

gözlerle   

dışarıyı   

seyrediyordu.   

Gözyaşı

dökenler,  

sarılıp  

ayrılmak  

istemeyenler,  

son  

bir  

kez  

daha

çantaları    

yoklayıp    

içine    

bir    

şeyler    

tıkıştırmaya    

çalışan

kadınlar.

O,  

kimse  

gelsin  

istememişti.  

Kafilenin  

en  

yaşlısı  

olarak

düştüğü     

bu     

duruma     

kimsenin     

tanık     

olmasına     

içi

elvermemişti.  

‘Hazırlarsın  

bohçamı  

çeker  

giderim’  

demişti

karısına.    

Çocuklarına    

bile    

son    

kez    

öpüp    

sarılmadan

gidiyordu.

Avukat Şekip girdi kompartımandan içeri.

-  

Eveeeet  

bakalım  

Milaslı!  

Aşkale’yi  

de  

görmek  

varmış

kaderimizde, diyerek elindeki bavulu ortaya bıraktı.

Diğer     

elindeki     

küçük     

çantayı     

da     

bagaj     

rafına

yerleştirdi.  

Milaslı’nın  

karşısındaki  

koltuğa  

oturup  

derin  

bir

soluk   

aldıktan   

sonra   

yolculuklarına   

ev   

sahipliği   

yapacak

kompartımanı şöyle bir inceledi. Sonra iç geçirip laf attı.

-   

Bak   

senin   

şu   

muhterem   

talebenin   

işine!   

Görüyor

musun  

başımıza  

neler  

açtı.  

Olmaz  

dedik,  

yapamazlar  

dedik,

son   

dakika   

vazgeçerler   

dedik   

ama   

bak   

koyulduk   

yola

gidiyoruz işte!

- Başlama gene Şekip, diye kestirdi Milaslı.

Şekip kollarını ovuşturup ısınmaya çalıştı.

-   

Uuuf   

ne   

soğukmuş   

içerisi   

yahu!   

Ben   

sıcak   

olur

dedim ama…

Baksana,  

diyerek  

Şekip’e  

donmuş  

boruları  

işaret  

etti.

Şekip yine de teselli arar gibi mırıldandı:

- Herhalde hareket edince ısınır!

Tren  

kalkmak  

üzereydi.  

Kafile  

sorumlusu  

Emin  

Kalafat

son  

kez  

kompartımanları  

kontrol  

ediyordu.  

Elindeki  

listeye

bakıp kafasını içeri uzattı.

- Avukat Şekip Adut ve Gad Franko değil mi?

Şekip düzeltti:

-  

Evet  

doğrudur  

ama  

sadece  

Franko  

değil,  

Milaslı  

Gad

Franko.

- Tamam tamam. Meşhur Milaslı avukat Gad Franko.

- Evet ya meşhur Milaslı avukat!”

Ve   

Aşkale   

treni   

Haydarpaşa   

Garı’ndan   

kalkmıştır..

Trenin   

içinde,   

Varlık   

Vergisi’nin   

yaratıcısı   

Başbakan   

Şükrü

Saracoğlu’nun   

öğrenciliğinde   

elini   

öptüğü   

62   

yaşındaki

öğretmeni Milaslı Gad Franko da vardır.

Trenin   

içinde   

ayrıca   

Tasvir   

Gazetesi’nden   

deneyimli

gazeteci  

Feridun  

Kandemir  

de  

bulunmaktadır.  

Varlık  

Vergisi

mağdurlarını  

taşıyan  

trende  

gazeteci  

Feridun  

Kandemir’in

bulunuş  

amacı,  

trendeki  

izlenimlerini,  

trendeki  

söyleşilerini

Tasvir Gazetesi’nde gün gün yayınlamaktır..

Yayınlar da…

Gazeteci  

Kandemir  

kompartıman  

olarak  

Milaslı  

Gad

Franko’nun kompartımanını tercih eder..

Çünkü    

Başbakan    

Şükrü    

Saracoğlu’nun    

öğretmeni

Milaslı Gad Franko’nun düşüncelerini merak ediyordur…

Gad Franko’nun sözleri kırgındır…

“Bizlere   

bunu   

layık   

gören   

devlet   

daha   

neler   

yapar

kimbilir?    

Oysa    

biz    

neler    

istedik    

devlet    

için.    

Türklüğü,

Türkçülüğü    

hâkim    

kılmak    

için    

ne    

mücadeleler    

verdik.

‘Vatandaş  

Türkçe  

konuş’  

kampanyalarına  

varıncaya  

kadar.

Vergi   

verdik,   

askere   

gittik.   

Burayı   

yurt   

belledik   

namus

saydık,  

daha  

ne  

vereceğiz?  

Canımızı  

istiyorlarsa  

onun  

da

kolayı    

var.    

Assınlar    

bizi!    

Yok    

bizi    

tümden    

göndermek

istiyorlarsa    

ağlayarak    

da    

olsa    

çeker    

gideriz.    

Kalbimize

gömeriz  

yurt  

aşkımızı.  

Ama  

böyle  

gururumuzla  

oynamak,

suçlu     

gibi     

trenlere     

doldurup     

koyun     

gibi     

dağlara

göndermek!…  

Ağrıma  

giden  

bu,  

Şekip!  

Bu  

mudur  

devletin

bizde    

kalan    

alacağı!    

Kıralım    

taşları,    

küreyelim    

karları

kurtulacaksa devletimiz, onu da yapalım!”

Tasvir      

Gazetesi’nde      

yayınlanan      

yazılar,      

Şükrü

Saracoğlu    

hükümetini    

rahatsız    

eder..    

Başbakan    

Şükrü

Saracoğlu’nun  

isteği  

üzerine,  

gazete  

Feridun  

Kandemir’i  

geri

çeker..

Milaslı   

Gad   

Franko,   

gazeteci   

Feridun   

Kandemir   

ile

vedalaşırken   

Başbakan   

Şükrü   

Saracoğlu’na   

şu   

sözlerini

iletmesini rica eder..

“Bakınız  

Feridun  

Bey…  

Eğer  

Saracoğlu’nu  

görürseniz

şu   

mesajımı   

lütfen   

iletiniz..   

Bir   

devlet   

vatandaşının   

her

şeyini  

isteyebilir.  

Hatta  

canını  

bile  

isteyebilir.  

Ama  

olmayan

şeyi isteyemez!.. Lütfen bu sözümü ona duyurunuz..”

Gazeteci      

Kandemir,      

Gad      

Franko’nun      

sözlerini

Başbakan’a    

iletebilmek    

için    

3    

kez    

randevu    

talebinde

bulunur..    

Ancak    

Başbakan    

Şükrü    

Saracoğlu    

randevu

vermez..

Aşkale’de zor günler bekler Gad Franko’yu..

Taş  

kırmanın,  

kar  

küremenin  

yanısıra  

ünlü  

hukukçu,

çalışma   

kampında   

ihtiyacı   

olanların   

dilekçelerini   

yazarak,

yani arzuhalcilik yaparak 25 kuruş almak zorunda kalır…

Sürgün   

biter…   

Ama   

bu   

kez   

İstanbul’da   

zor   

günler

beklemektedir   

Aşkale   

yolcularını…   

En   

büyük   

zorluğu   

da

Milaslı Gad Franko çekecektir…

Her   

şeyden   

önce   

onuru   

kırılmıştır..   

Ticari   

itibarını

kaybetmiş, ekonomik sıkıntı içine girmiştir..

Galata’daki    

ünlü    

Bahtiyar    

Han’ı    

satmış    

olmasına

karşın  

borçlarını  

ödeyemez..  

Alacaklıları  

İstanbul  

Barosu’na

şikayet  

eder..  

Ancak  

İstanbul  

Barosu,  

Gad  

Franko’dan  

yana

tavır   

alarak   

cezai   

bir   

durum   

olmadığını   

söyler..   

Bütün

gayrimenkullerini        

satmasına        

karşın        

alacaklılardan

kurtulamaz…

Bir  

alacaklısına  

yazdığı  

mektupta  

şöyle  

yazar  

Milaslı

Gad Franko;

“Alacaklılarımın         

hiçbirinin         

bana         

borçlarımı

hatırlatmasına       

lüzum       

yoktur.       

Gece       

ve       

gündüz

düşünüyorum  

ancak  

maalesef  

işlerim  

umut  

ettiğim  

şekilde

gelişmiyor.  

Varlık  

Vergisi  

zamanında  

en  

az  

150  

bin  

sterlin

tutarındaki   

servetimi   

kaybetmekle   

kalmadım,   

borçlandım

da…”

Eski     

gösterişli     

günlerinden     

uzaklaşır,     

dostlarını

kaybeder..  

Eskiden  

hergün  

gittiği,  

müdavimi  

olduğu  

Büyük

Kulüp’e  

arada  

bir  

gitmeye  

başlar...  

Milaslı  

Gad  

Franko  

bir

gün    

Büyük    

Kulüp’te    

yemek    

yerken    

Başbakan    

Şükrü

Saracoğlu   

gelir...   

Kulüpte   

canlanma   

olur..   

Herkes   

ayağa

kalkar,   

saygı   

gösterisinde   

bulunur.   

Dipteki   

masalardan

birinde  

oturan  

Gad  

Franko  

hiç  

istifini  

bozmadan  

yemeğini

yemeye devam eder..

Bu durum görevlilerin gözünden kaçmaz..

“Mösyö  

Franko,  

Başbakan  

geldi  

görmediniz  

mi?”  

diye

uyarırlar.

Franko’dan   

gelen   

“gördüm”   

yanıtı   

üzerine   

“o   

halde

neden ayağa kalkmadınız?” diye üsteler görevliler..

Milaslı   

Gad   

Franko’nun   

“hırs,   

öfke   

ve   

tüm   

birikmiş

kiniyle” verdiği yanıt çok nettir:

“Böyle icap etti…”

...

Milaslı   

Gad   

Franko   

12   

Ağustos   

1954   

tarihinde   

73

yaşında İstanbul’da ölür..

Cenazesi  

Neve  

Şalom  

Sinegogu’nda  

düzenlenen  

tören

sonrası Arnavutköy Musevi Mezarlığı’na defnedilir..

Yani Milaslı Gad Franko vatanında yatmaktadır...

...

Bu   

yazıya   

gelince;   

Milas’ın   

renkli   

geçmişinin   

yerel

basında  

sıkça  

yeraldığı  

bugünlerde,  

Milaslı  

olmanın  

keyfini

isminde   

taşımak   

için   

büyük   

özen   

gösteren   

hemşerimiz

“Milaslı Gad Franko” ile tanışmanızı istedim…

Güzel  

Milas  

yazıları  

ile  

tanıdığımız  

hemşerimiz  

Hüseyin  

Avni  

Kunduracıoğlu'nun,  

ilgili yazısını, izniyle, paylaşıyorum...

Güzel   

bir   

yazı.   

Bu   

yazıyla,   

uzaklardaki   

Milaslı   

Musevi   

hemşerilerimize   

Milas'tan   

gönderiyoruz.

(Site Editörü Nevzat Çağlar Tüfekçi)

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız