GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

MİLAS İLE İLGİLİ RÖPORTAJLAR - 4

Milas’ın  

sahip  

olduğu  

potansiyelleri  

doğrultusunda  

nasıl  

bir  

gelişme  

ve  

büyüme

stratejisi/  

yönteminin  

izlenilmesi  

gerektiği  

her  

zaman  

için  

önemli  

bir  

soru  

işaretidir...

Son  

yüzyılın  

buluntusu  

olarak  

değerlendirilen  

ve  

arkeoloji  

dünyasında  

heyecan  

yaratan

Karya   

satrabı   

Hekatomnos’un   

mezar   

anıtının   

bulunmasıyla,   

bu   

soruya   

verilmesi

gereken  

yanıt  

daha  

da  

önem  

kazandı.  

Milas,  

sahip  

olduğu  

tarih-kültür  

ve  

ekonomik

değerleriyle   

önemli   

bir   

kent.   

Milas’ın   

geleceğinin   

şimdiden   

planlanılması   

ve   

buna

uygun  

olarak  

kısa,  

orta  

ve  

uzun  

vadeli  

gelişme  

ve  

büyüme  

stratejilerinin  

geliştirilmesi

gerekiyor.  

  

Biz,  

Milas’ın  

bugününe  

ve  

geleceğine  

ışık  

tutmak,  

Milas  

konusunda  

bir  

ortak

düşünce  

ve  

ideal  

yaratmak  

için  

bu  

röportajı  

hazırladık.  

Milas  

içinden  

ve  

Milas  

dışından

Milas  

kökenli  

pek  

çok  

kişiye  

sorularımızı  

yönelttik;  

kimiyle  

yüzyüze,  

kimiyle  

internet

aracılığıyla   

görüştük,   

onların   

Milas   

hakkında   

düşünce   

ve   

değerlendirmelerini   

aldık.

Umarım  

bu  

röportajda  

ortaya  

çıkan  

görüş  

ve  

düşünceler;  

Milas’ın  

geleceğine  

yönelik

bir  

ışık,  

bir  

pusula  

olur…  

Röportajımıza  

ilk  

olarak  

zeytin  

ve  

zeytinyağı  

ile  

pamuk  

üreticisi

Ali Osman Menteşe ile başlıyoruz.

* * *

Bize kısaca kendinizden söz eder misiniz?

1946  

yılında  

Ankara’da  

doğdum.  

Eski  

bir  

Milaslı  

ailenin  

mensubuyum.  

Babam

Ertuğrul   

Murat   

Menteşe,   

annem   

Emine   

Behiye   

Menteşe.   

Babamın   

işi   

nedeniyle

İstanbul’da  

yetiştim,  

İstanbul’daki  

okullara  

gittim.  

İstanbul  

İktisat  

Fakültesini  

ve  

İşletme

İktisadı   

Enstitüsünü   

bitirdim.   

Uzun   

yıllar   

ağırlıklı   

olarak   

ilaç   

sektöründe,   

yabancı

şirketlerde  

yönetici  

olarak  

çalıştım.  

İzmir’de  

de  

evim  

var  

ama  

1998  

yılından  

itibaren

büyük    

çoğunlukla    

memleketim    

olan    

Milas’ta    

yaşıyorum.    

Burada    

aileden    

kalan

topraklar    

var    

onları    

yönetiyorum,    

tarımla    

uğraşıyorum,    

zeytin    

ve    

zeytinyağı

üretiyorum. Pamuk ve hububat çeşitlerini de üretiyorum.

Çocukluğunuz dışarıda geçmiş. Milas’a ne zamanları geliyordunuz?

Yaz   

tatillerinde   

ninemizi,   

dedemizi   

görmek   

için   

geliyordum.   

Güllük’te   

evimiz

vardı. Yazları orada denize girerdik.

Çocukluğunuzun Milas’ı nasıldı?

Güzel,  

sakin  

bir  

şehirdi.  

Dedemizin  

evinin(Sürücü  

Otel  

yanındaki  

Madam  

Murat

evi-yazarın  

notu)  

bulunduğu  

caddeye  

süsyolu  

denirdi.  

Halen  

de  

öyle  

deniyor  

zaten.

Şimdi  

orada  

ben  

oturuyorum.  

O  

zamanlar  

bu  

süsyolunda  

benim  

ilgimi  

çeken  

şöyle  

bir

durum  

vardı.  

Şimdiki  

TANSAŞ  

binasının  

karşısında  

zemin  

katında  

birahane  

ve  

eczane

olan  

binanın  

altı  

şehir  

kulübüydü.  

Şehir  

kulübünde  

şık  

giyimli  

erkekler  

oturur,  

oyun

oynar,  

yemeklerini  

yerlerdi.  

Şehir  

kulübü  

daha  

sonra  

Terzizade’nin  

binasına  

geçti.  

Bu

şehir  

kulübüyle  

ilgili  

şöyle  

bir  

anım  

var.  

Bir  

yaz  

günüydü.  

Ben  

evimizden  

amcamların

evine   

gidiyordum.   

kulübün   

önünden   

geçiyordum.   

Orada   

oturan   

amcam   

Behlül

Menteşe  

beni  

çağırdı.  

O  

zaman  

Milas’ın  

bir  

gazozu  

ve  

onun  

da  

kendine  

has  

bir  

şişesi

vardı.  

Gazozun  

içimi  

güzeldi.  

Amcam,  

“Osman  

gel  

gel...”  

diye  

bana  

seslendi.  

Yanına

gittim.  

Al  

gazoz  

iç,  

serinlersin  

dedi  

ve  

bana  

Milas  

gazozunun  

şişesini  

uzattı.  

Hava  

biraz

sıcaktı.   

Ben   

serinlemek   

amacıyla,   

şişeyi   

ağzıma   

götürdüm,   

diktim.   

İlk   

yudumu

yuttuğumda  

yüzümde  

şimşekler  

çaktı,  

içim  

cayır  

cayır  

yandı.  

Meğerse  

amcamın  

gazoz

şişesi  

içinde  

bana  

verdiği  

rakıymış.  

Bu  

olaydan  

sonra  

belki  

30  

sene  

ben  

rakıyı  

ağzıma

koymadım.   

Daha   

sonra   

amcama   

bunu   

neden   

yaptığını   

sorduğumda   

ise,   

ben   

onu

rakıya alışmayasın diye şaka olarak yaptım dedi.

O zaman süsyolu gezintileri olur muydu?

Olurdu.  

Akşamüzeri  

oldu  

mu  

orada  

yürüyüşler  

başlardı.  

Temiz  

beyaz  

gömlekli

ütülü  

pantolonlu  

beyler,  

yanlarında  

poplin  

elbiseli  

hanımlar  

kollarına  

girmiş,  

bir  

aşağı

bir  

yukarı,  

bir  

aşağı  

bir  

yukarı  

gider  

gelirlerdi.  

Bunların  

çoğunun  

da  

Musevi  

olduğu

söylenirdi.  

Bu  

anlattıklarım  

1957’li  

yıllara  

ait  

anılardır.  

O  

zaman  

Milas’ta  

iki  

sinema

vardı;    

biri    

İstikamet    

Sineması,    

diğeri    

Yeni    

Sinema.    

İstikamet    

Sineması    

parkın

karşısındaydı.  

O  

güzelim  

binayı  

yıktılar,  

işmerkezi  

yaptılar.  

Milas  

için  

büyük  

kayıptır  

o

bina.  

İstikamet  

Sineması  

biraz  

daha  

yeni  

filmler  

gösterir,  

Yeni  

Sinema  

ise  

daha  

eski

filmleri  

gösterirdi.  

Rahmetli  

Suzan  

Ninem  

sinemayı  

çok  

severdi  

ve  

haftada  

iki  

kez  

film

değişirdi.  

Her  

yeni  

filme  

giderdi  

ninem  

ve  

ben  

de  

onunla  

giderdim.  

Yazlık  

bahçenin

arkasında  

localar  

vardı,  

film  

başlamadan  

5  

dakika  

önce  

gider,  

locaya  

oturur,  

filmleri

seyrederdik.  

Yazları  

buraya  

geldiğim  

zaman,  

İstanbul’u  

özlerdim.  

İstanbul  

özlemini,  

bu

filmlerle  

giderirdim.  

Türk  

Filmleri  

hep  

İstanbul’da  

çekildiği  

için,  

mekânlar  

hep  

tanıdık

gelirdi. Nineme, burasının adı şu, bu diye söylerdim…

Yahudi tanıdıklarınız var mıydı?

Ninemin,   

dedem   

Murat   

Menteşe’nin   

evine   

gelen   

terzi   

kadınlar   

vardı.   

Onlar

ninemin   

elbiselerini   

dikerlerdi.   

O   

terziler   

de,   

Musevi   

madamlardı.   

Yine   

çarşıda

Musevilerin  

iş  

hayatında  

olduklarını,  

ticaretle  

uğraştıklarını  

hatırlıyorum.  

  

Amcamın  

bir

iş  

ortağı  

vardı,  

zahire  

ticareti  

yapıyorlardı,  

ismi  

Yasef’ti.  

  

Benim  

çocukluğumdan  

kalan

ve   

gözümün   

önünden   

gitmeyen;   

şehir   

kulübünde   

oturan   

o   

şık   

giyimli   

beyler   

ile

süsyolunda  

eşinin  

kolunda  

yürüyen  

poplin  

elbiseli,  

güzel  

makyajlı  

kadınlardır.  

Bunlar

benim çocukluğumun Milas’ından hafızamda yer etmiş anılardır. Güzel şeylerdi bunlar.

Milaslı olmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Milaslı  

olmak  

benim  

için  

çok  

önemli,  

bana  

gurur  

veriyor.  

Her  

yerde  

de  

Milaslı

olduğumu   

söylüyorum,   

bunu   

da   

hiç   

saklamıyorum.   

İstanbul’da   

yaşarken   

bile   

ben

Milaslıyım  

derdim.  

Rahmetli  

babam  

da  

öyle  

derdi.  

Bu  

yerin  

mensubu  

olmaktan  

dolayı

gurur  

duyuyorum.  

Burada  

sürekli  

yaşamaya  

başladığım  

1998  

yılından  

sonra,  

bir  

iş  

için

bir  

yere  

gittiğimde,  

hemen  

buraya  

doğru  

bir  

özlem  

duygusu  

belirirdi  

içimde.  

İzmir’e

gittim  

zaman  

sıkılıyorum.  

Hemen  

buraya  

dönmek  

istiyorum.  

Kış  

döneminde  

15  

günde

bir  

Milas’a  

gelir,  

3-5  

gün  

kalır,  

dönerim.  

İşlerim  

dolayısıyla  

bahardan  

itibaren  

Ekim’e

kadar  

sürekli  

kalırım.  

Milas’ta  

olmak  

benim  

için  

çok  

önemli  

bir  

duygu.  

Bunu  

anlatmak

çok zor. Milas’ta olduğum zaman kendimi bambaşka bir dünyadaymış gibi hissederim.

 

Milas    

dışarıdan    

nasıl    

görülüyor,    

değerlendiriliyor?    

Milas’ın    

dışarıdan

bakanlar için imajı nedir?

Ben  

Milaslıyım  

dediğim  

zaman,  

insanlar,  

“Aaaa  

ne  

güzel  

yer  

orası!”  

derler  

bana.

Eski  

evleri  

var,  

antik  

şehir,  

havası  

çok  

güzel  

der;  

bazıları  

da,  

“Amaaannn  

cehennem  

gibi

sıcak”  

derler.  

Bodrum’a  

yakın,  

Marmaris’e  

yakın,  

Didim’e  

yakın  

derler.  

Çoğunluk,  

“Aaa

Bodrum’a çok yakın” der.

Milas’ta  

bazı  

zeytinyağı  

üreticileri,  

sizin  

gibi,  

kendi  

markalarını  

yarattılar.

Güzel   

ambalajlar   

içinde,   

yağlarını   

vitrine   

çıkardılar.   

Bu   

zeytinyağı   

üreticileri,

yağlarını    

pazarlayamıyorlar,    

bunun    

sıkıntısını    

çekiyorlar.    

Bu    

konuda    

ne

yapmalılar?

Bu   

Türk   

zeytinyağının   

genel   

sorunu   

ve   

sıkıntısı.   

Türk   

zeytinyağı   

diye   

bir   

yağ

dünyada   

bilinmiyor,   

tanınmıyor.   

Maalesef   

böyle   

bir   

durum   

sözkonusu.   

Türkiye’nin

zeytinyağı  

üreticisi  

olduğunu  

bilen  

ve  

tanıyan;  

zeytinyağı  

ithalatçısı  

ülke  

sayısı  

çok  

az.

Türkiye   

ürettiği   

zeytinyağını   

çok   

uzun   

yıllar,   

marka   

oluşturmadan,   

dökme   

şeklinde

satmış.  

Bu  

şekilde  

piyasada  

kendine  

yer  

bulabilmiş.  

Şimdi  

bunu  

tamamen  

değiştirip,

kendi  

markasıyla  

yağ  

satabilmesi  

ise;  

oldukça  

mücadele,  

uğraş  

gerektiren  

bir  

süreç.  

Bu

mücadele  

de  

pek  

yapılmıyor  

maalesef.  

Niye  

yapılmıyor?  

Çünkü  

alışılagelmiş  

bir  

düzen

var…  

Kimse  

onun  

dışına  

çıkmak  

istemiyor.  

Alışıla  

gelen  

düzen,  

kolay  

düzen;  

dök  

yağını

geminin   

ambarlarına,   

gönder   

İtalya’ya,   

İspanya’ya,   

Yunanistan’a…   

Sonra   

bu   

ülkeler,

kendi  

yağlarıyla  

senin  

yağı  

karıştırarak,  

yüksek  

fiyatlarla  

Amerika’ya  

satarlar.  

Düzen,

işleyiş bu…

Genel  

durum  

bu.  

Biz  

Milas’a  

gelirsek,  

Milas  

olarak  

bu  

konuda  

neyin,  

nasıl

yapılması gerekir? Bizim ev ödevimiz ne olmalı?

Milas     

zeytinyağı     

tanınıyor     

mu?     

Milas     

zeytinyağı     

da     

tanınmıyor.     

Milas

zeytinyağının  

ülke  

içinde  

tanınması  

için  

önce  

belli  

bir  

kalitede  

yağ  

üretmen  

lazım.  

Bu

yapılıyor  

mu?  

Bu  

soruların  

cevabını  

aramamız  

lazım.  

Bunu  

yapabilmek  

için  

önce  

Milas

zeytinyağının  

bir  

kalitesini  

oluşturmak  

gerekiyor.  

Yani  

Milas  

zeytinyağı  

asgari  

0.6  

asit

oranında,  

aroması  

şöyle,  

tadı  

şöyle  

gibi  

Milas  

zeytinyağının  

tarifinin  

yapılması  

lazım  

ve

bu  

tarife  

uygun  

üretenlerin  

de  

bir  

coğrafi  

tanınma  

işaretinin  

olması  

lazım.  

Bu  

olursa,  

o

zaman  

belirli  

bir  

kalitede  

ürün  

üretmiş  

olursunuz.  

Başka  

üreticiler  

de  

o  

üretimi  

örnek

olarak  

alıp,  

ona  

göre  

kendisine  

üretim  

hedefi  

koyup,  

o  

kaliteyi  

yakalarlar.  

O  

zaman

Milas zeytinyağının kalitesi budur dersin. Şimdiki durumda böyle bir şey yok.

Yağı  

üretip,  

yarım  

asit,  

bir  

asit  

yağı  

güzel  

ambalajlar  

içine  

koyup,  

pazara

çıkarmak yetmiyor mu?

Hayır,  

yetmiyor.  

Adam  

gelsin,  

senin  

Milas  

yağını  

niye  

alsın?  

Adam  

gelecek,  

senin

Milas  

yağını  

bilecek,  

tadacak,  

kullanacak,  

ondan  

sonra;  

“hah  

bu  

güzel  

bir  

yağ,  

ben  

bunu

alayım” diyebilmesi için sen ilk önce o kalitede yağ üretmen lazım.

Önce bir imaj mı yaratmak gerekiyor?

Tabi.  

Önce  

bir  

imaj  

yaratacaksın,  

o  

imajın  

içinde  

kaliteli  

bir  

zeytinyağı  

olacak,

ondan  

sonra  

ulusal  

ölçekli  

bir  

tanıtım  

yapacaksın.  

Bu  

tanıtım,  

A,  

B,  

C  

firmalarının  

tek

başına   

bireysel   

girişimleriyle   

olmaz.   

Bunun   

bir   

toplu   

hareket   

olması   

lazım.   

Milas

Zeytinyağıyla  

ilgili  

kimler  

var;  

Milas  

Ticaret  

ve  

Sanayi  

Odası  

mı  

var,  

Ziraat  

Odası  

mı  

var;

bunlar  

bir  

araya  

gelecek  

Milas  

zeytinyağlarının  

tanıtımını  

yapacaklar.  

Bu  

tanıtımı  

yerel

basında   

yapacaklar,   

ulusal   

basında   

ve   

televizyonlarda   

yapacaklar,   

turistik   

yerlerde

yapacaklar.  

Bir  

tanıtım  

grubunun  

oluşturulması  

lazım.  

Böyle  

şeyler  

yok.  

Böyle  

şeyler

olmayınca  

da,  

  

yağımız  

tanınmıyor,  

satılmıyor.  

Sen  

yağı  

üret,  

şişeye  

koy,  

sonra  

vitrine

koy,  

turistik  

yerde  

stand  

aç;  

bu  

şekilde  

ancak  

bir  

tane-iki  

tane  

satarsın.  

Daha  

fazlası

olmaz.  

Bunun  

için  

bir  

çaba,  

bir  

ortak  

girişim  

olması  

lazım.  

Bizim  

zeytinyağımız;  

usulüne

uygun  

yetiştiricilik  

yapıldığı,  

usulüne  

uygun  

üretildiği  

takdirde,  

bizim  

Milas  

memecik

zeytininden  

elde  

edilen  

yağ,  

çok  

üstün  

kalitede  

bir  

yağ…  

Bunun  

için  

de,  

buna  

uygun

yetiştiricilik ve üretimin yapılması şart.

Biz   

Milas   

zeytinyağlarıyla   

ilgili   

bir   

imaj   

oluştururken,   

bu   

imajın   

temel

unsuru     

memecik     

zeytin     

mi     

olacak,     

buna     

Ayvalık,     

Gemlik     

zeytinleri

karıştırılmayacak mı?

Kesinlikle  

hayır.  

Sen  

sadece  

memecik  

zeytininden  

yağ  

üreteceksin.  

Geçenlerde

memecik  

zeytinin  

üstün  

kalitesi  

konusunda  

Aydın  

borsasında  

bir  

toplantıya  

katıldım.

Toplantıda,   

memecik   

zeytini   

sadece   

Aydın’ın   

zeytiniymiş   

gibi   

anlatılıyor,   

üstünlüğü

tartışılıyor.  

Ben  

bir  

Milaslı  

olarak  

söz  

aldım.  

“Bu  

zeytinin  

sadece  

Aydın  

bölgesine  

ait

olduğunu  

söylemek  

çok  

yanlış,  

bu  

Aydın-Milas  

yöresinin  

zeytinidir.  

Ben  

Milas’ta  

zeytin

ve  

zeytinyağı  

üreticisiyim.  

Ben  

kendi  

ürettiğim  

zeytinden  

butik  

tesisimde  

elde  

ettiğim

zeytinyağından   

uluslararası   

ödüller   

kazandım.   

İşte   

burada   

kataloglar   

var.   

Koydum

katalogları.  

Bu,  

Milas  

zeytinlerinden  

elde  

edilen  

yağın  

uluslararası  

bir  

kataloga  

girmiş

olmasının  

belgesidir.  

Dolayısıyla  

Aydın’a  

özgü  

bir  

cins  

değildir  

bu.  

Memecik  

cinsinin,

bölgesi  

ağırlıklı  

olarak  

Aydın-Milas  

yöresi,  

kısmen  

de  

Muğla’nın  

bazı  

yerleridir”  

diye

konuştum.   

Söylemek   

istediğim   

şu:   

onlar   

memeciğe   

sahiplenmeye   

çalışıyorlar.   

Ben

bunu  

çürütmeye  

çalıştım.  

Biz  

kendi  

ürünlerimize  

sahip  

çıkmasını  

bilmeliyiz.  

Mesela,  

bu

cins  

Bodrum’da  

yoktur.  

Orada  

dilmik  

diye  

bir  

cins  

vardır.  

Genelde  

ve  

özelde  

memecik

zeytinin   

üstünlüğünü   

vurgulayan   

çalışmalar   

yapmalıyız.   

Tanıtım   

grubu   

oluşturmak

şart.

Yerel   

ürünlerin,   

başta   

zeytinyağı   

ve   

halı   

olmak   

üzere,   

hipermarketlerin

raflarında yer alması, bu pazarlama sorununu belli ölçülerde çözer mi?

Çözmez.  

Tüketicinin  

raflarda  

olan  

malı  

alabilmesi  

için  

o  

malın  

tanıtımının  

olması,

o  

kaliteye  

doğru  

insanların  

çekilmesi  

gerekiyor.  

Raftaki  

mal,  

kendi  

kendini  

satmaz.

Mutlaka     

bunun     

tanıtımının     

yapılması,     

albenisinin     

yaratılması     

gerekiyor.     

Yol

kenarlarında,  

turistik  

yerlerde  

yerel  

ürünlerimizin  

satıldığı  

bir  

küçük  

çarşı  

yaratılabilir.

Bu, bana göre daha etkili bir yöntem.

Milas  

yer  

altı  

ve  

yer  

üstü  

kaynakları  

bakımından  

zengin  

bir  

yer.  

Milas  

sahip

olduğu bu ekonomik değerler açısından ne gibi yatırımlara ev sahipliği yapmalı?

Feldispatla  

ilgili  

olarak  

zaten  

dağları  

taşları  

delmişler.  

İzmir’e  

giderken  

şöyle  

karşı

dağlara  

baktığınız  

zaman  

her  

taraf  

delik  

deşik.  

Tamam,  

bu  

madeni  

çıkararak  

ekonomik

değer   

sağlıyorsun   

ama   

yaratılan   

o   

doğa   

tahribini   

tekrar   

eski   

haline   

döndürmek

konusunda  

bir  

çalışma  

yapılamaz  

mı?  

Madenciliğin  

gerek  

çıkarmada,  

gerek  

işlemede

bir  

doğa  

tahribi  

söz  

konusu.  

Feldispat  

madeninin  

işlendiği  

yere  

bakın  

her  

taraf  

toz-

duman,  

pislik  

içinde.  

Madenin  

işlenirken  

çıkardığı  

o  

toz,  

çevredeki  

bitki  

örtüsüne  

zarar

veriyor.   

Bir   

işi   

yapıyorsan,   

çevreye   

zarar   

vermeyecek   

şekilde,   

koruyucu   

önlemleri

almalısın.  

Maalesef  

bu  

yapılmıyor.  

Doğa  

tahribinden  

zeytinler  

de  

büyük  

zarar  

görüyor.

Doğanın  

bize  

miras  

bıraktığı  

o  

güzellikleri,  

bu  

şekilde  

bozulmuş  

olarak  

terk  

etmek  

mi

gerekiyor?   

Oraların   

düzlenmesi,   

yeşillendirilmesi   

konusunda   

bir   

şey   

yapılamaz   

mı?

Bunlar  

araştırılmalı.  

Bu  

doğa  

bize  

ve  

bizden  

sonrakilere  

yüzyıllar  

boyu  

lazım  

olacak…

Doğayı  

bu  

şekilde  

hoyratça  

kullanamayız.  

Ben  

doğanın  

içinde  

yaşayan  

birisi  

olarak

benim  

önceliğim,  

doğanın  

bozulmamasıdır.  

Milas’ta  

tarım  

destekli,  

çevreyi  

kirletmeyen,

Milas’ın  

tarihi  

ve  

kültürel  

dokusuna  

zarar  

vermeyen  

yatırımlara  

öncelik  

verilmelidir.

Büyük sanayi yatırımları, Milas’ın turizmdeki gelişimine zarar verir.

Tarım destekli ne gibi yatırımlar olabilir?

Burada  

yetişen  

sebze  

ve  

meyvelerin  

işlenmesi  

yönelik  

tesisler  

olabilir.  

Soğukhava

tesisleri kurulabilir. Zeytinle ilgili yatırımlar olabilir. Bunları düşünmek lazım...

Milas  

tarihi  

ve  

kültürel  

değerler  

açısından  

zengin  

bir  

ilçe.  

Son  

olarak  

Karya

Satrabı(Valisi)Hekatomnos  

anıtının  

ortaya  

çıkarılmasıyla  

Milas’ın  

önemi  

daha  

da

arttı.   

Gelecekte   

Milas   

önemli   

bir   

turist   

çekim   

merkezi   

olacak.   

Bu   

bağlamda,

Milas’ın geleceği üzerinde ne gibi düşünceler üretilebilir?

Milas’ın  

turizmde  

bir  

değer  

kazanabilmesi  

için  

önce  

Milas’ın  

tarihi  

yapılarının

orijinal    

şekliyle    

onarılması,    

bunların    

turizm    

amaçlı    

olarak    

kullanıma    

sunulması

gerekiyor.   

Balavca   

deresinin   

üzerindeki   

o   

yapılar,   

dükkanlar   

çok   

çirkin   

duruyor.

Bunların  

yıkılması,  

derenin  

üzerinin  

açılması  

gerekiyor.  

Hatta  

dereye  

su  

akıntısı  

verip,

orada   

gondolları   

yüzdürmeniz   

gerekir.   

Bu,   

Milas’a   

ayrı   

bir   

hava   

ve   

güzellik   

verir.

Derenin  

kenarındaki  

tarihi  

evler  

onarılmalı,  

dereyle  

tarihi  

evler  

arasında  

bir  

estetik

bütünsellik   

ve   

doğallık   

sağlayacaksınız.   

O   

evlerde,   

turisti   

oyalayıcı   

değişik   

işler

yapılabilir.   

Pansiyonlar,   

aşırıya   

kaçmayan   

eğlence   

mekânları   

olabilir.   

Tabakhane

Caddesi  

üzerindeki  

o  

eski  

binalar  

çöküp  

gidiyor,  

vakit  

geçirmeden  

onlar  

kurtarılmalı.

Uzunyuva’nın  

olduğu  

yerde  

Aslanlı  

Köşk  

vardı.  

Şimdi  

o  

sadece  

posta  

pulunda  

yaşıyor.

Bunlar  

yeniden  

oraya  

kurulabilir.  

Eski  

evler,  

konaklar;  

güzel  

lokantalar  

olabilir,  

butik

oteller  

yapılabilir.  

Hekatomnos  

anıtı  

için  

gelenlerin  

bir-kaç  

gün  

geçirebileceği  

bir  

turizm

master    

planının    

hazırlanılması    

gerekiyor.    

Turist    

Milas’taki    

gezisini    

bir    

güne

sığdıramamalı.  

Turist,  

Milas’ı  

içine  

sindire  

sindire  

gezmeli,  

Milas’tan  

ayrılmak  

ona  

zor

gelmeli.    

Memleketine    

döndüğünde    

tekrar    

buralara    

gelmenin    

özlemini    

duymalı,

hayalini kurmalı. Milas için bu duygu yumağı yaratılmalı.

-Bunlar bugün için bir ütopya ama olabilir…

-Evet,  

niye  

olmasın.  

Ben  

size  

Alaçatı’dan  

örnek  

vereyim.  

Oraya  

geçen  

hafta  

gittim,

gördüklerime   

inanamadım.   

O   

kadar   

güzel   

olmuş   

ki…   

Bundan   

10   

sene   

önce   

orası

sıradan, eski evlerin döküldüğü bir yerdi.

Ne yapmışlar orada?

O   

eski   

evlerin   

çoğu   

restore   

edilmiş.   

Küçük   

küçük   

restoranlar,   

butik   

oteller

olmuş…  

Büyük  

ölçüde  

bunlar  

İstanbullular’ın  

ve  

zengin  

İzmirliler’in  

yatırımları…  

Evleri

satın  

alarak  

restorasyonu  

yaptıranlar;  

İstanbullu  

ve  

İzmirli  

zenginler.  

Alaçatı’da  

deniz

yok.  

Deniz  

var  

ama  

uzakta.  

Plajı  

için  

gitmiyor  

adam  

oraya.  

Oranın  

o  

gizemli  

havası,

insanları    

oraya    

çekiyor.    

Büyük    

şehirlerin    

sıkıntılı    

havasından    

bunalan    

insanlar;

sokaklarında   

dolaşmak,   

o   

tarih   

ve   

kültür   

dokusunun   

kendi   

benliğinde   

yarattığı

duyguları  

yaşamak,  

rahatlamak  

için  

gidiyor  

oraya.  

Milas’ta  

da  

bu  

hava  

yaratılabilir.  

Bu

sağlanabilirse,    

Milas’ın    

çehresi    

birdenbire    

değişir.    

Bodrum’u    

bile    

geçer.    

Alaçatı

örneğinde  

olduğu  

gibi  

dış  

yatırımcıyı,  

eski  

evleri  

satın  

alarak,  

bunları  

restore  

ettirecek

kişileri, buraya çekecek çalışmaların yapılması gerekiyor. En köklü çözüm bu.

Bu zenginler Milas’a nasıl çekilebilir?

Milas,  

Bodrum’a  

yakın,  

Marmaris’e,  

Didim,e,  

Kuşadası’na  

yakın;  

tarihle  

iç  

içe…

Milas’ta   

yaşayarak,   

günü   

birlik   

buralara   

gidip   

gelebilirsiniz   

şeklinde   

kampanyalar

düzenlenebilir.  

Onlar  

eski  

evleri  

aldığında  

onlara  

proje,  

işçilik  

ve  

malzeme  

anlamında

belediye  

yardımcı  

olabilir.  

Bu  

konularda  

başka  

yöntemler  

de  

geliştirilebilir…  

Bunun  

için

ilgililerin bir araya gelip karşılıklı fikir jimnastiği yapması lazım.

Milas    

içinde    

ve    

Milas    

dışında    

yaşayan    

Milaslılara    

ne    

mesaj    

vermek

istersiniz?

Milas  

dışında  

yaşayan  

ve  

etkili  

yerlerde  

bulunan  

Milaslıların  

ilgilerinin  

Milas’a

çekilmeleri      

gerekiyor.      

Onların      

tecrübelerinden,      

bilgilerinden,      

ilişkilerinden

yararlanılmalıdır.   

İzmir’de   

güzel   

işler   

yapan   

İzmir   

Ticaret   

Odası   

Başkanı   

Ekrem

Demirtaş’ın  

Milas’la  

olan  

ilgisi  

sağlanmalı.  

Türk-Amerikan  

İşadamları  

Derneği  

Başkanı

Uğur  

Terzioğlu’nun  

da  

bir  

şekilde  

Milas’a  

olan  

ilgisi  

sağlanmalı.  

Buna  

benzer  

dışarıda

yaşayan  

ve  

önemli  

yerlerde  

bulunan  

Milaslılar  

var.  

Onlar  

aranıp  

bulunmalı,  

onlarla

ilişkiye  

geçilmeli,  

Milas’ın  

sosyal,  

toplumsal  

ve  

ekonomik  

yaşamına  

bir  

şekilde  

katkıda

bulunmaları  

sağlanması  

iyi  

olur  

diye  

düşünüyorum.  

  

Milas’ta  

güzel  

şeyler  

yapılırsa,

dışarıdaki Milaslıların ilgisi çekilebilir.

İlgin SAYLAM 

Uğur TERZİOĞLU

Fuat GÜREL

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN 

Konuk: Ali Osman MENTEŞE (Zeytinyağı Üreticisi)

Röportaj: Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

Muhammet TOKAT

DİĞER RÖPORTAJLAR

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

MİLAS İLE İLGİLİ RÖPORTAJLAR - 4

Milas’ın   

sahip   

olduğu   

potansiyelleri   

doğrultusunda

nasıl     

bir     

gelişme     

ve     

büyüme     

stratejisi/     

yönteminin

izlenilmesi    

gerektiği    

her    

zaman    

için    

önemli    

bir    

soru

işaretidir...  

Son  

yüzyılın  

buluntusu  

olarak  

değerlendirilen  

ve

arkeoloji     

dünyasında     

heyecan     

yaratan     

Karya     

satrabı

Hekatomnos’un   

mezar   

anıtının   

bulunmasıyla,   

bu   

soruya

verilmesi  

gereken  

yanıt  

daha  

da  

önem  

kazandı.  

Milas,  

sahip

olduğu   

tarih-kültür   

ve   

ekonomik   

değerleriyle   

önemli   

bir

kent.  

Milas’ın  

geleceğinin  

şimdiden  

planlanılması  

ve  

buna

uygun  

olarak  

kısa,  

orta  

ve  

uzun  

vadeli  

gelişme  

ve  

büyüme

stratejilerinin     

geliştirilmesi     

gerekiyor.     

     

Biz,     

Milas’ın

bugününe  

ve  

geleceğine  

ışık  

tutmak,  

Milas  

konusunda  

bir

ortak  

düşünce  

ve  

ideal  

yaratmak  

için  

bu  

röportajı  

hazırladık.

Milas  

içinden  

ve  

Milas  

dışından  

Milas  

kökenli  

pek  

çok  

kişiye

sorularımızı    

yönelttik;    

kimiyle    

yüzyüze,    

kimiyle    

internet

aracılığıyla   

görüştük,   

onların   

Milas   

hakkında   

düşünce   

ve

değerlendirmelerini   

aldık.   

Umarım   

bu   

röportajda   

ortaya

çıkan  

görüş  

ve  

düşünceler;  

Milas’ın  

geleceğine  

yönelik  

bir

ışık,   

bir   

pusula   

olur…   

Röportajımıza   

ilk   

olarak   

zeytin   

ve

zeytinyağı    

ile    

pamuk    

üreticisi    

Ali    

Osman    

Menteşe    

ile

başlıyoruz.

* * *

Bize kısaca kendinizden söz eder misiniz?

1946  

yılında  

Ankara’da  

doğdum.  

Eski  

bir  

Milaslı  

ailenin

mensubuyum.   

Babam   

Ertuğrul   

Murat   

Menteşe,   

annem

Emine  

Behiye  

Menteşe.  

Babamın  

işi  

nedeniyle  

İstanbul’da

yetiştim,    

İstanbul’daki    

okullara    

gittim.    

İstanbul    

İktisat

Fakültesini   

ve   

İşletme   

İktisadı   

Enstitüsünü   

bitirdim.   

Uzun

yıllar   

ağırlıklı   

olarak   

ilaç   

sektöründe,   

yabancı   

şirketlerde

yönetici   

olarak   

çalıştım.   

İzmir’de   

de   

evim   

var   

ama   

1998

yılından    

itibaren    

büyük    

çoğunlukla    

memleketim    

olan

Milas’ta   

yaşıyorum.   

Burada   

aileden   

kalan   

topraklar   

var

onları     

yönetiyorum,     

tarımla     

uğraşıyorum,     

zeytin     

ve

zeytinyağı   

üretiyorum.   

Pamuk   

ve   

hububat   

çeşitlerini   

de

üretiyorum.

Çocukluğunuz      

dışarıda      

geçmiş.      

Milas’a      

ne

zamanları geliyordunuz?

Yaz    

tatillerinde    

ninemizi,    

dedemizi    

görmek    

için

geliyordum.   

Güllük’te   

evimiz   

vardı.   

Yazları   

orada   

denize

girerdik.

Çocukluğunuzun Milas’ı nasıldı?

Güzel,  

sakin  

bir  

şehirdi.  

Dedemizin  

evinin(Sürücü  

Otel

yanındaki    

Madam    

Murat    

evi-yazarın    

notu)    

bulunduğu

caddeye  

süsyolu  

denirdi.  

Halen  

de  

öyle  

deniyor  

zaten.  

Şimdi

orada  

ben  

oturuyorum.  

O  

zamanlar  

bu  

süsyolunda  

benim

ilgimi  

çeken  

şöyle  

bir  

durum  

vardı.  

Şimdiki  

TANSAŞ  

binasının

karşısında  

zemin  

katında  

birahane  

ve  

eczane  

olan  

binanın

altı  

şehir  

kulübüydü.  

Şehir  

kulübünde  

şık  

giyimli  

erkekler

oturur,  

oyun  

oynar,  

yemeklerini  

yerlerdi.  

Şehir  

kulübü  

daha

sonra  

Terzizade’nin  

binasına  

geçti.  

Bu  

şehir  

kulübüyle  

ilgili

şöyle    

bir    

anım    

var.    

Bir    

yaz    

günüydü.    

Ben    

evimizden

amcamların       

evine       

gidiyordum.       

kulübün       

önünden

geçiyordum.   

Orada   

oturan   

amcam   

Behlül   

Menteşe   

beni

çağırdı.  

O  

zaman  

Milas’ın  

bir  

gazozu  

ve  

onun  

da  

kendine  

has

bir  

şişesi  

vardı.  

Gazozun  

içimi  

güzeldi.  

Amcam,  

“Osman  

gel

gel...”    

diye    

bana    

seslendi.    

Yanına    

gittim.    

Al    

gazoz    

iç,

serinlersin   

dedi   

ve   

bana   

Milas   

gazozunun   

şişesini   

uzattı.

Hava  

biraz  

sıcaktı.  

Ben  

serinlemek  

amacıyla,  

şişeyi  

ağzıma

götürdüm,    

diktim.    

İlk    

yudumu    

yuttuğumda    

yüzümde

şimşekler   

çaktı,   

içim   

cayır   

cayır   

yandı.   

Meğerse   

amcamın

gazoz  

şişesi  

içinde  

bana  

verdiği  

rakıymış.  

Bu  

olaydan  

sonra

belki   

30   

sene   

ben   

rakıyı   

ağzıma   

koymadım.   

Daha   

sonra

amcama  

bunu  

neden  

yaptığını  

sorduğumda  

ise,  

ben  

onu

rakıya alışmayasın diye şaka olarak yaptım dedi.

O zaman süsyolu gezintileri olur muydu?

Olurdu.    

Akşamüzeri    

oldu    

mu    

orada    

yürüyüşler

başlardı.   

Temiz   

beyaz   

gömlekli   

ütülü   

pantolonlu   

beyler,

yanlarında  

poplin  

elbiseli  

hanımlar  

kollarına  

girmiş,  

bir  

aşağı

bir   

yukarı,   

bir   

aşağı   

bir   

yukarı   

gider   

gelirlerdi.   

Bunların

çoğunun   

da   

Musevi   

olduğu   

söylenirdi.   

Bu   

anlattıklarım

1957’li  

yıllara  

ait  

anılardır.  

O  

zaman  

Milas’ta  

iki  

sinema  

vardı;

biri    

İstikamet    

Sineması,    

diğeri    

Yeni    

Sinema.    

İstikamet

Sineması   

parkın   

karşısındaydı.   

O   

güzelim   

binayı   

yıktılar,

işmerkezi  

yaptılar.  

Milas  

için  

büyük  

kayıptır  

o  

bina.  

İstikamet

Sineması  

biraz  

daha  

yeni  

filmler  

gösterir,  

Yeni  

Sinema  

ise

daha    

eski    

filmleri    

gösterirdi.    

Rahmetli    

Suzan    

Ninem

sinemayı  

çok  

severdi  

ve  

haftada  

iki  

kez  

film  

değişirdi.  

Her

yeni  

filme  

giderdi  

ninem  

ve  

ben  

de  

onunla  

giderdim.  

Yazlık

bahçenin  

arkasında  

localar  

vardı,  

film  

başlamadan  

5  

dakika

önce    

gider,    

locaya    

oturur,    

filmleri    

seyrederdik.    

Yazları

buraya    

geldiğim    

zaman,    

İstanbul’u    

özlerdim.    

İstanbul

özlemini,     

bu     

filmlerle     

giderirdim.     

Türk     

Filmleri     

hep

İstanbul’da    

çekildiği    

için,    

mekânlar    

hep    

tanıdık    

gelirdi.

Nineme, burasının adı şu, bu diye söylerdim…

Yahudi tanıdıklarınız var mıydı?

Ninemin,  

dedem  

Murat  

Menteşe’nin  

evine  

gelen  

terzi

kadınlar   

vardı.   

Onlar   

ninemin   

elbiselerini   

dikerlerdi.   

O

terziler  

de,  

Musevi  

madamlardı.  

Yine  

çarşıda  

Musevilerin  

hayatında   

olduklarını,   

ticaretle   

uğraştıklarını   

hatırlıyorum.   

 

Amcamın  

bir  

iş  

ortağı  

vardı,  

zahire  

ticareti  

yapıyorlardı,  

ismi

Yasef’ti.    

    

Benim    

çocukluğumdan    

kalan    

ve    

gözümün

önünden   

gitmeyen;   

şehir   

kulübünde   

oturan   

o   

şık   

giyimli

beyler  

ile  

süsyolunda  

eşinin  

kolunda  

yürüyen  

poplin  

elbiseli,

güzel   

makyajlı   

kadınlardır.   

Bunlar   

benim   

çocukluğumun

Milas’ından   

hafızamda   

yer   

etmiş   

anılardır.   

Güzel   

şeylerdi

bunlar.

Milaslı olmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

Milaslı   

olmak   

benim   

için   

çok   

önemli,   

bana   

gurur

veriyor.  

Her  

yerde  

de  

Milaslı  

olduğumu  

söylüyorum,  

bunu

da    

hiç    

saklamıyorum.    

İstanbul’da    

yaşarken    

bile    

ben

Milaslıyım  

derdim.  

Rahmetli  

babam  

da  

öyle  

derdi.  

Bu  

yerin

mensubu  

olmaktan  

dolayı  

gurur  

duyuyorum.  

Burada  

sürekli

yaşamaya  

başladığım  

1998  

yılından  

sonra,  

bir  

iş  

için  

bir  

yere

gittiğimde,  

hemen  

buraya  

doğru  

bir  

özlem  

duygusu  

belirirdi

içimde.   

İzmir’e   

gittim   

zaman   

sıkılıyorum.   

Hemen   

buraya

dönmek   

istiyorum.   

Kış   

döneminde   

15   

günde   

bir   

Milas’a

gelir,  

3-5  

gün  

kalır,  

dönerim.  

İşlerim  

dolayısıyla  

bahardan

itibaren  

Ekim’e  

kadar  

sürekli  

kalırım.  

Milas’ta  

olmak  

benim

için  

çok  

önemli  

bir  

duygu.  

Bunu  

anlatmak  

çok  

zor.  

Milas’ta

olduğum  

zaman  

kendimi  

bambaşka  

bir  

dünyadaymış  

gibi

hissederim.

 

Milas  

dışarıdan  

nasıl  

görülüyor,  

değerlendiriliyor?

Milas’ın dışarıdan bakanlar için imajı nedir?

Ben   

Milaslıyım   

dediğim   

zaman,   

insanlar,   

“Aaaa   

ne

güzel   

yer   

orası!”   

derler   

bana.   

Eski   

evleri   

var,   

antik   

şehir,

havası  

çok  

güzel  

der;  

bazıları  

da,  

“Amaaannn  

cehennem  

gibi

sıcak”   

derler.   

Bodrum’a   

yakın,   

Marmaris’e   

yakın,   

Didim’e

yakın derler. Çoğunluk, “Aaa Bodrum’a çok yakın” der.

Milas’ta  

bazı  

zeytinyağı  

üreticileri,  

sizin  

gibi,  

kendi

markalarını      

yarattılar.      

Güzel      

ambalajlar      

içinde,

yağlarını   

vitrine   

çıkardılar.   

Bu   

zeytinyağı   

üreticileri,

yağlarını        

pazarlayamıyorlar,        

bunun        

sıkıntısını

çekiyorlar. Bu konuda ne yapmalılar?

Bu  

Türk  

zeytinyağının  

genel  

sorunu  

ve  

sıkıntısı.  

Türk

zeytinyağı   

diye   

bir   

yağ   

dünyada   

bilinmiyor,   

tanınmıyor.

Maalesef  

böyle  

bir  

durum  

sözkonusu.  

Türkiye’nin  

zeytinyağı

üreticisi  

olduğunu  

bilen  

ve  

tanıyan;  

zeytinyağı  

ithalatçısı  

ülke

sayısı  

çok  

az.  

Türkiye  

ürettiği  

zeytinyağını  

çok  

uzun  

yıllar,

marka   

oluşturmadan,   

dökme   

şeklinde   

satmış.   

Bu   

şekilde

piyasada   

kendine   

yer   

bulabilmiş.   

Şimdi   

bunu   

tamamen

değiştirip,   

kendi   

markasıyla   

yağ   

satabilmesi   

ise;   

oldukça

mücadele,  

uğraş  

gerektiren  

bir  

süreç.  

Bu  

mücadele  

de  

pek

yapılmıyor  

maalesef.  

Niye  

yapılmıyor?  

Çünkü  

alışılagelmiş

bir  

düzen  

var…  

Kimse  

onun  

dışına  

çıkmak  

istemiyor.  

Alışıla

gelen  

düzen,  

kolay  

düzen;  

dök  

yağını  

geminin  

ambarlarına,

gönder  

İtalya’ya,  

İspanya’ya,  

Yunanistan’a…  

Sonra  

bu  

ülkeler,

kendi   

yağlarıyla   

senin   

yağı   

karıştırarak,   

yüksek   

fiyatlarla

Amerika’ya satarlar. Düzen, işleyiş bu…

Genel  

durum  

bu.  

Biz  

Milas’a  

gelirsek,  

Milas  

olarak

bu   

konuda   

neyin,   

nasıl   

yapılması   

gerekir?   

Bizim   

ev

ödevimiz ne olmalı?

Milas   

zeytinyağı   

tanınıyor   

mu?   

Milas   

zeytinyağı   

da

tanınmıyor.   

Milas   

zeytinyağının   

ülke   

içinde   

tanınması   

için

önce  

belli  

bir  

kalitede  

yağ  

üretmen  

lazım.  

Bu  

yapılıyor  

mu?

Bu  

soruların  

cevabını  

aramamız  

lazım.  

Bunu  

yapabilmek  

için

önce  

Milas  

zeytinyağının  

bir  

kalitesini  

oluşturmak  

gerekiyor.

Yani  

Milas  

zeytinyağı  

asgari  

0.6  

asit  

oranında,  

aroması  

şöyle,

tadı  

şöyle  

gibi  

Milas  

zeytinyağının  

tarifinin  

yapılması  

lazım

ve   

bu   

tarife   

uygun   

üretenlerin   

de   

bir   

coğrafi   

tanınma

işaretinin   

olması   

lazım.   

Bu   

olursa,   

o   

zaman   

belirli   

bir

kalitede   

ürün   

üretmiş   

olursunuz.   

Başka   

üreticiler   

de   

o

üretimi  

örnek  

olarak  

alıp,  

ona  

göre  

kendisine  

üretim  

hedefi

koyup,   

o   

kaliteyi   

yakalarlar.   

O   

zaman   

Milas   

zeytinyağının

kalitesi budur dersin. Şimdiki durumda böyle bir şey yok.

Yağı    

üretip,    

yarım    

asit,    

bir    

asit    

yağı    

güzel

ambalajlar içine koyup, pazara çıkarmak yetmiyor mu?

Hayır,  

yetmiyor.  

Adam  

gelsin,  

senin  

Milas  

yağını  

niye

alsın?   

Adam   

gelecek,   

senin   

Milas   

yağını   

bilecek,   

tadacak,

kullanacak,  

ondan  

sonra;  

“hah  

bu  

güzel  

bir  

yağ,  

ben  

bunu

alayım”  

diyebilmesi  

için  

sen  

ilk  

önce  

o  

kalitede  

yağ  

üretmen

lazım.

Önce bir imaj mı yaratmak gerekiyor?

Tabi.  

Önce  

bir  

imaj  

yaratacaksın,  

o  

imajın  

içinde  

kaliteli

bir  

zeytinyağı  

olacak,  

ondan  

sonra  

ulusal  

ölçekli  

bir  

tanıtım

yapacaksın.   

Bu   

tanıtım,   

A,   

B,   

C   

firmalarının   

tek   

başına

bireysel  

girişimleriyle  

olmaz.  

Bunun  

bir  

toplu  

hareket  

olması

lazım.  

Milas  

Zeytinyağıyla  

ilgili  

kimler  

var;  

Milas  

Ticaret  

ve

Sanayi  

Odası  

mı  

var,  

Ziraat  

Odası  

mı  

var;  

bunlar  

bir  

araya

gelecek   

Milas   

zeytinyağlarının   

tanıtımını   

yapacaklar.   

Bu

tanıtımı    

yerel    

basında    

yapacaklar,    

ulusal    

basında    

ve

televizyonlarda  

yapacaklar,  

turistik  

yerlerde  

yapacaklar.  

Bir

tanıtım   

grubunun   

oluşturulması   

lazım.   

Böyle   

şeyler   

yok.

Böyle  

şeyler  

olmayınca  

da,  

  

yağımız  

tanınmıyor,  

satılmıyor.

Sen  

yağı  

üret,  

şişeye  

koy,  

sonra  

vitrine  

koy,  

turistik  

yerde

stand  

aç;  

bu  

şekilde  

ancak  

bir  

tane-iki  

tane  

satarsın.  

Daha

fazlası  

olmaz.  

Bunun  

için  

bir  

çaba,  

bir  

ortak  

girişim  

olması

lazım.    

Bizim    

zeytinyağımız;    

usulüne    

uygun    

yetiştiricilik

yapıldığı,   

usulüne   

uygun   

üretildiği   

takdirde,   

bizim   

Milas

memecik  

zeytininden  

elde  

edilen  

yağ,  

çok  

üstün  

kalitede  

bir

yağ…  

Bunun  

için  

de,  

buna  

uygun  

yetiştiricilik  

ve  

üretimin

yapılması şart.

Biz      

Milas      

zeytinyağlarıyla      

ilgili      

bir      

imaj

oluştururken,  

bu  

imajın  

temel  

unsuru  

memecik  

zeytin

mi       

olacak,       

buna       

Ayvalık,       

Gemlik       

zeytinleri

karıştırılmayacak mı?

Kesinlikle  

hayır.  

Sen  

sadece  

memecik  

zeytininden  

yağ

üreteceksin.   

Geçenlerde   

memecik   

zeytinin   

üstün   

kalitesi

konusunda    

Aydın    

borsasında    

bir    

toplantıya    

katıldım.

Toplantıda,  

memecik  

zeytini  

sadece  

Aydın’ın  

zeytiniymiş  

gibi

anlatılıyor,  

üstünlüğü  

tartışılıyor.  

Ben  

bir  

Milaslı  

olarak  

söz

aldım.   

“Bu   

zeytinin   

sadece   

Aydın   

bölgesine   

ait   

olduğunu

söylemek   

çok   

yanlış,   

bu   

Aydın-Milas   

yöresinin   

zeytinidir.

Ben   

Milas’ta   

zeytin   

ve   

zeytinyağı   

üreticisiyim.   

Ben   

kendi

ürettiğim      

zeytinden      

butik      

tesisimde      

elde      

ettiğim

zeytinyağından  

uluslararası  

ödüller  

kazandım.  

İşte  

burada

kataloglar  

var.  

Koydum  

katalogları.  

Bu,  

Milas  

zeytinlerinden

elde  

edilen  

yağın  

uluslararası  

bir  

kataloga  

girmiş  

olmasının

belgesidir.   

Dolayısıyla   

Aydın’a   

özgü   

bir   

cins   

değildir   

bu.

Memecik  

cinsinin,  

bölgesi  

ağırlıklı  

olarak  

Aydın-Milas  

yöresi,

kısmen    

de    

Muğla’nın    

bazı    

yerleridir”    

diye    

konuştum.

Söylemek    

istediğim    

şu:    

onlar    

memeciğe    

sahiplenmeye

çalışıyorlar.    

Ben    

bunu    

çürütmeye    

çalıştım.    

Biz    

kendi

ürünlerimize   

sahip   

çıkmasını   

bilmeliyiz.   

Mesela,   

bu   

cins

Bodrum’da    

yoktur.    

Orada    

dilmik    

diye    

bir    

cins    

vardır.

Genelde     

ve     

özelde     

memecik     

zeytinin     

üstünlüğünü

vurgulayan  

çalışmalar  

yapmalıyız.  

Tanıtım  

grubu  

oluşturmak

şart.

Yerel   

ürünlerin,   

başta   

zeytinyağı   

ve   

halı   

olmak

üzere,    

hipermarketlerin    

raflarında    

yer    

alması,    

bu

pazarlama sorununu belli ölçülerde çözer mi?

Çözmez.  

Tüketicinin  

raflarda  

olan  

malı  

alabilmesi  

için

o   

malın   

tanıtımının   

olması,   

o   

kaliteye   

doğru   

insanların

çekilmesi   

gerekiyor.   

Raftaki   

mal,   

kendi   

kendini   

satmaz.

Mutlaka       

bunun       

tanıtımının       

yapılması,       

albenisinin

yaratılması   

gerekiyor.   

Yol   

kenarlarında,   

turistik   

yerlerde

yerel  

ürünlerimizin  

satıldığı  

bir  

küçük  

çarşı  

yaratılabilir.  

Bu,

bana göre daha etkili bir yöntem.

Milas  

yer  

altı  

ve  

yer  

üstü  

kaynakları  

bakımından

zengin  

bir  

yer.  

Milas  

sahip  

olduğu  

bu  

ekonomik  

değerler

açısından ne gibi yatırımlara ev sahipliği yapmalı?

Feldispatla  

ilgili  

olarak  

zaten  

dağları  

taşları  

delmişler.

İzmir’e  

giderken  

şöyle  

karşı  

dağlara  

baktığınız  

zaman  

her

taraf  

delik  

deşik.  

Tamam,  

bu  

madeni  

çıkararak  

ekonomik

değer  

sağlıyorsun  

ama  

yaratılan  

o  

doğa  

tahribini  

tekrar  

eski

haline   

döndürmek   

konusunda   

bir   

çalışma   

yapılamaz   

mı?

Madenciliğin   

gerek   

çıkarmada,   

gerek   

işlemede   

bir   

doğa

tahribi  

söz  

konusu.  

Feldispat  

madeninin  

işlendiği  

yere  

bakın

her    

taraf    

toz-duman,    

pislik    

içinde.    

Madenin    

işlenirken

çıkardığı  

o  

toz,  

çevredeki  

bitki  

örtüsüne  

zarar  

veriyor.  

Bir  

işi

yapıyorsan,   

çevreye   

zarar   

vermeyecek   

şekilde,   

koruyucu

önlemleri     

almalısın.     

Maalesef     

bu     

yapılmıyor.     

Doğa

tahribinden  

zeytinler  

de  

büyük  

zarar  

görüyor.  

Doğanın  

bize

miras   

bıraktığı   

o   

güzellikleri,   

bu   

şekilde   

bozulmuş   

olarak

terk       

etmek       

mi       

gerekiyor?       

Oraların       

düzlenmesi,

yeşillendirilmesi  

konusunda  

bir  

şey  

yapılamaz  

mı?  

Bunlar

araştırılmalı.  

Bu  

doğa  

bize  

ve  

bizden  

sonrakilere  

yüzyıllar

boyu     

lazım     

olacak…     

Doğayı     

bu     

şekilde     

hoyratça

kullanamayız.   

Ben   

doğanın   

içinde   

yaşayan   

birisi   

olarak

benim   

önceliğim,   

doğanın   

bozulmamasıdır.   

Milas’ta   

tarım

destekli,   

çevreyi   

kirletmeyen,   

Milas’ın   

tarihi   

ve   

kültürel

dokusuna  

zarar  

vermeyen  

yatırımlara  

öncelik  

verilmelidir.

Büyük  

sanayi  

yatırımları,  

Milas’ın  

turizmdeki  

gelişimine  

zarar

verir.

Tarım destekli ne gibi yatırımlar olabilir?

Burada  

yetişen  

sebze  

ve  

meyvelerin  

işlenmesi  

yönelik

tesisler  

olabilir.  

Soğukhava  

tesisleri  

kurulabilir.  

Zeytinle  

ilgili

yatırımlar olabilir. Bunları düşünmek lazım...

Milas  

tarihi  

ve  

kültürel  

değerler  

açısından  

zengin

bir   

ilçe.   

Son   

olarak   

Karya   

Satrabı(Valisi)Hekatomnos

anıtının  

ortaya  

çıkarılmasıyla  

Milas’ın  

önemi  

daha  

da

arttı.  

Gelecekte  

Milas  

önemli  

bir  

turist  

çekim  

merkezi

olacak.  

Bu  

bağlamda,  

Milas’ın  

geleceği  

üzerinde  

ne  

gibi

düşünceler üretilebilir?

Milas’ın   

turizmde   

bir   

değer   

kazanabilmesi   

için   

önce

Milas’ın     

tarihi     

yapılarının     

orijinal     

şekliyle     

onarılması,

bunların     

turizm     

amaçlı     

olarak     

kullanıma     

sunulması

gerekiyor.  

Balavca  

deresinin  

üzerindeki  

o  

yapılar,  

dükkanlar

çok   

çirkin   

duruyor.   

Bunların   

yıkılması,   

derenin   

üzerinin

açılması   

gerekiyor.   

Hatta   

dereye   

su   

akıntısı   

verip,   

orada

gondolları  

yüzdürmeniz  

gerekir.  

Bu,  

Milas’a  

ayrı  

bir  

hava  

ve

güzellik   

verir.   

Derenin   

kenarındaki   

tarihi   

evler   

onarılmalı,

dereyle   

tarihi   

evler   

arasında   

bir   

estetik   

bütünsellik   

ve

doğallık  

sağlayacaksınız.  

O  

evlerde,  

turisti  

oyalayıcı  

değişik

işler    

yapılabilir.    

Pansiyonlar,    

aşırıya    

kaçmayan    

eğlence

mekânları   

olabilir.   

Tabakhane   

Caddesi   

üzerindeki   

o   

eski

binalar  

çöküp  

gidiyor,  

vakit  

geçirmeden  

onlar  

kurtarılmalı.

Uzunyuva’nın   

olduğu   

yerde   

Aslanlı   

Köşk   

vardı.   

Şimdi   

o

sadece    

posta    

pulunda    

yaşıyor.    

Bunlar    

yeniden    

oraya

kurulabilir.   

Eski   

evler,   

konaklar;   

güzel   

lokantalar   

olabilir,

butik  

oteller  

yapılabilir.  

Hekatomnos  

anıtı  

için  

gelenlerin  

bir-

kaç     

gün     

geçirebileceği     

bir     

turizm     

master     

planının

hazırlanılması  

gerekiyor.  

Turist  

Milas’taki  

gezisini  

bir  

güne

sığdıramamalı.  

Turist,  

Milas’ı  

içine  

sindire  

sindire  

gezmeli,

Milas’tan      

ayrılmak      

ona      

zor      

gelmeli.      

Memleketine

döndüğünde   

tekrar   

buralara   

gelmenin   

özlemini   

duymalı,

hayalini kurmalı. Milas için bu duygu yumağı yaratılmalı.

-Bunlar bugün için bir ütopya ama olabilir…

-Evet,    

niye    

olmasın.    

Ben    

size    

Alaçatı’dan    

örnek

vereyim.      

Oraya      

geçen      

hafta      

gittim,      

gördüklerime

inanamadım.   

O   

kadar   

güzel   

olmuş   

ki…   

Bundan   

10   

sene

önce orası sıradan, eski evlerin döküldüğü bir yerdi.

Ne yapmışlar orada?

O   

eski   

evlerin   

çoğu   

restore   

edilmiş.   

Küçük   

küçük

restoranlar,   

butik   

oteller   

olmuş…   

Büyük   

ölçüde   

bunlar

İstanbullular’ın   

ve   

zengin   

İzmirliler’in   

yatırımları…   

Evleri

satın  

alarak  

restorasyonu  

yaptıranlar;  

İstanbullu  

ve  

İzmirli

zenginler.  

Alaçatı’da  

deniz  

yok.  

Deniz  

var  

ama  

uzakta.  

Plajı

için  

gitmiyor  

adam  

oraya.  

Oranın  

o  

gizemli  

havası,  

insanları

oraya  

çekiyor.  

Büyük  

şehirlerin  

sıkıntılı  

havasından  

bunalan

insanlar;     

sokaklarında     

dolaşmak,     

o     

tarih     

ve     

kültür

dokusunun   

kendi   

benliğinde   

yarattığı   

duyguları   

yaşamak,

rahatlamak    

için    

gidiyor    

oraya.    

Milas’ta    

da    

bu    

hava

yaratılabilir.   

Bu   

sağlanabilirse,   

Milas’ın   

çehresi   

birdenbire

değişir.  

Bodrum’u  

bile  

geçer.  

Alaçatı  

örneğinde  

olduğu  

gibi

dış   

yatırımcıyı,   

eski   

evleri   

satın   

alarak,   

bunları   

restore

ettirecek   

kişileri,   

buraya   

çekecek   

çalışmaların   

yapılması

gerekiyor. En köklü çözüm bu.

Bu zenginler Milas’a nasıl çekilebilir?

Milas,      

Bodrum’a      

yakın,      

Marmaris’e,      

Didim,e,

Kuşadası’na  

yakın;  

tarihle  

iç  

içe…  

Milas’ta  

yaşayarak,  

günü

birlik   

buralara   

gidip   

gelebilirsiniz   

şeklinde   

kampanyalar

düzenlenebilir.   

Onlar   

eski   

evleri   

aldığında   

onlara   

proje,

işçilik  

ve  

malzeme  

anlamında  

belediye  

yardımcı  

olabilir.  

Bu

konularda  

başka  

yöntemler  

de  

geliştirilebilir…  

Bunun  

için

ilgililerin   

bir   

araya   

gelip   

karşılıklı   

fikir   

jimnastiği   

yapması

lazım.

Milas  

içinde  

ve  

Milas  

dışında  

yaşayan  

Milaslılara

ne mesaj vermek istersiniz?

Milas   

dışında   

yaşayan   

ve   

etkili   

yerlerde   

bulunan

Milaslıların  

ilgilerinin  

Milas’a  

çekilmeleri  

gerekiyor.  

Onların

tecrübelerinden,                

bilgilerinden,                

ilişkilerinden

yararlanılmalıdır.   

İzmir’de   

güzel   

işler   

yapan   

İzmir   

Ticaret

Odası    

Başkanı    

Ekrem    

Demirtaş’ın    

Milas’la    

olan    

ilgisi

sağlanmalı.  

Türk-Amerikan  

İşadamları  

Derneği  

Başkanı  

Uğur

Terzioğlu’nun  

da  

bir  

şekilde  

Milas’a  

olan  

ilgisi  

sağlanmalı.

Buna  

benzer  

dışarıda  

yaşayan  

ve  

önemli  

yerlerde  

bulunan

Milaslılar    

var.    

Onlar    

aranıp    

bulunmalı,    

onlarla    

ilişkiye

geçilmeli,  

Milas’ın  

sosyal,  

toplumsal  

ve  

ekonomik  

yaşamına

bir   

şekilde   

katkıda   

bulunmaları   

sağlanması   

iyi   

olur   

diye

düşünüyorum.   

   

Milas’ta   

güzel   

şeyler   

yapılırsa,   

dışarıdaki

Milaslıların ilgisi çekilebilir.

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN 

Konuk: Ali Osman MENTEŞE (Zeytinyağı Üreticisi)

Röportaj: Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

İlgin SAYLAM 

Fuat GÜREL

Uğur TERZİOĞLU

Muhammet TOKAT

DİĞER RÖPORTAJLAR

www.milas.org.tr