GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

Milas’ın Tarihi

Beçin Kalesi - Milas

Mehmet YILDIZ Arkeolog Kuzeyde,   Büyük   Menderes’in   sağ   kakasındaki   Cevizli   ve   Karanlık   Dağları,   doğusunda   Babadağ, Honaz   Dağı,   Bozdağ   ve   Dalaman   Çayı   ile   çevrili,   Anadolu’nun   güneybatı   köşesine   antik   dönemlerde, “Karia”   denilirdi.   Bu   bölge,   Fethiye   dışarıda   kalmak   üzere   bugünkü   Muğla   ili   ile   Aydın   ilinin   güneyini, Denizli   ilinin   güneybatısını   içine   alıyordu.      Kuzeyi   İonya   ve   Lydıa,   doğusu   Phrygia,   Kbyratis   ve   Likya   ile sınırdır.    Batısı    Ege    denizi,    güneyi    ise    Akdeniz    ile    çevrilidir.    Milas,    bu    dağlık    bölgenin    batısında bulunmaktadır.   Milas   sınırları   içinde   27   antik   kent   kurulmuş   olup,   bunların   birçoğunun   kalıntılarına rastlanmaktadır. KARLAR VE LELEGLER Bölgenin    en    eski    halkına    dair    bugün    pek    az    şey    bilinmektedir.    MÖ    3.    Binde    Ege’de    varlık göstermişlerdir.   Karlar,   denizcilik   ve   korsanlıkta   ün   salmışlardı.   Daha   sonra   Anadolu’ya   göçmüşler   ve Lelegleri   yurtlarından   etmişlerdir.   Maussolos   zamanında,   Bodrum   yarımadasında   sekiz   Leleg   şehri vardı.   Homeros’un   destanlarında   karlar   ve   Lelegler   Asya   kökenli   olup,   Truva   Kralı   Priamos’un   safında savaşa   girmişlerdi.   Tarihçi   Herodot,   Karların   savaş   kıyafetlerine   yenilik   getirdiğini   anlatır.      Bu   yenilikler şunlardır:   kola   geçirilen   kalkanların   icadı,   kalkanların   dış   kısımlarının   resimlerle   süslenmesi,   miğferlerin üzerine sorguç takılmasıdır. Ünlü coğrafyacı Strabon’a göre, Karia kelimesinin kökü, sorguçlu miğferdir. Karlar,   daha   sonra(MÖ   7.   yy)   Mısır’a   ücretli   asker   olarak   gitmişlerdir.   Onların   bu   savaşçı   yönleri ve   başarıları   şu   ünlü   Yunan   atasözünü   doğurmuştur:   “Tehlikeye   Karları   sürmek…”   Bu,   Türkçedeki, “Ölümü   komşu   evine   salmak”   ifadesinin   karşılığıdır.   Daha   sonra   nedeni   pek   bilinmese   de,   Karların   adı kötü    olarak    anılmıştır.    Bir    atasözüne    göre,    “Lidyalılar    fenadır,    Mısırlılar    daha    fenadır,    Karialılar bunlardan daha fenadır.”   Kar    yazısı    ise    henüz    okunmuş    değildir.    Dönem    dönem    Yunanca    ile    kullanıla    gelmiştir.    Kar kitabelerinin   çoğu,   Mısır’da,   ücretli   askerlerin,   kayalar   ve   mabetler   üzerine   yazdığı   kısa   ifadelerdir. Birkaç    satır    uzunlukta    olanlar    bizzat    Karia’da    bulunmuştur.    Buluntu    yerleri,    Milas’ta,    Euromos, Khalketor, Labranda, Kndya ve Sinuri mabedidir. MÖ    2.    Bin    yılının    sonlarında    Yunanistan’dan    göçler    başlamış;    İonyalılar    ve    Dorlar,    Batı Anadolu’ya   gelerek,   karlarla   karışmışlardır.   Böylece   ilk   şehir   devletleri   kurulur.   Yunancanın   yanısıra kullanılan   Kar   dili   daha   az   kullanılır   olmuş,   zamanla   tamamen   unutulmuştur.   Karlar,   kısmen,   ülkenin dağlarla   parçalanmış   oluşumunun   gereği   olarak   köylerde   yaşarlardı.   Fakat   bu   köyler,   Koinon   denilen muhtelif   Birlikler   kurmuşlardı.   Bu   köy   Birliklerinden   başka   Karia’da   milli   denilebilecek   iki   büyük   Koinon vardı.   Karia   Koinonu   Mylasa’da,   Zeus   Karios   mabedinde;   Kbrysaoreis   Koinonu,   Stratonikeia   civarında Zeus Khrysaoreus mabedinde toplanırdı.  Karia,    MÖ    6.    Binde    Lydia    hâkimiyetine    girdi.    Daha    sonra    Pedasa(Bodrum-Gökçeler)    ve Kaunos(Dalyan)   hariç   Lydia’dan   sonra   Pers   hâkimiyetine   geçmiştir.   Perslere   karşı   savaşları   kaybeden Karialılar,   Gorion(Ilbıra)   dağlarının   eteklerine   Pidasa’da   Persleri   tuzağa   düşürmüş,   bir   gecede   tamamen imha edilmişlerdir. Tuzağı hazırlayan, Mylasalı İbanollis’in oğlu Herakleides idi. Perslerin,     Anadolu’daki     varlıklarının     Yunanlılar     tarafından     tanınması     üzerine     satraplıklar, oluşturulmuştur.    Persler,    Karia’yı    Sardis    satraplığından    ayırmışlar,    ayrı    bir    satraplık    yapmışlardır. Satrap   olarak   da,   bir   Karialıyı,   Mylasalı   Hyssaldomos’u   tayin   etmişlerdir.      Büyük   İskender’in   istilasına kadar    da,    satraplık    babadan    oğula    geçerek    devam    etmiştir.    Hyssaldomos    ve    oğlu    Hekatomnos zamanında,     satraplığın     merkezi     Mylasa     idi.     Hekatomnos’un     büyük     oğlu     Mausolos,     merkezi, Halikarnassos’a taşımıştır. Dönem   dönem   Makedonya   Kralının   istilalarına   uğrayan   bölge,   daha   sonraları   bağımsız   olmuş, Romalılar   da   Karia’yı   ayrı   bir   eyalet   yapmışlardır.   Hıristiyanlığın   kabulünden   sonra,   Karia   bir   metropolit olmuştur. 451’de İstanbul patrikhanesine bağlanmıştır. TÜRK ÇAĞI Karia,    13.    yy’ın    2.    yarısında,    Türklerin    eline    geçmiştir.    1079’da    Latmos    keşişleri    Türklerin    akınları karşısında manastırlarını terk etmişlerdir.  Uç   Beyliği   görevlerini   üstlenen   Türkler,   zamanla   batıya   ve   güneye   inerek   yerleşmişlerdir.   1261’den itibaren,   Bizans’ın   dikkatini   Balkanlara   vermesi   ve   Anadolu   savunmasını   ön   planda   tutmaması,   beylerinin   faaliyetlerini   kolaylaştırmıştır.   Karia’nın   tamamı,   1261’den   sonra   Türklerin   eline   geçen   ilk Bizans toprağı olmuş, bölge karadan ve denizden ele geçirilmiştir. MENTEŞEOĞULLARI Menteşeoğulları,    fetihlerini    Selçuklu    Sultanı    2.    Mesut    adına    yapmışlardır.    Menteşe    Beyleri, unvan   olarak   “Salampakis(Sahil   Beyi)”i   kullanmışlardır.   Çok   sonraları   Ahmet   Gazi,   Beçin’de   yaptırdığı Medresenin    kitabesinde,    bu    unvanı    taşımaktadır.    Bu    kitabeye    göre    Menteşe    Oğulları’nın    atası, Kuri(veya     Kari     veya     Kara)     Beyidir.     Ahmet     Gazi     daha     sonra     Milas’ta     Ulu     Cami’yi     yaptırmıştır. Menteşeoğulları’nın   merkezi   kâh   Milas,   kâh   Beçin   olarak   gösterilir.   Menteşe   Oğulları   döneminde   ticaret oldukça hareketliydi ve bölge bu sayede oldukça zenginleşmişti. Anadolu’nun   bu   dağlık   parçası   üzerinde   yaşayan   insanların   devirler   boyunca   değişmemiş   olan bir   karakterleri   vardır.   Hangi   ırktan   ve   hangi   devirde   olursa   olsun   burada   yaşayan   insanlar   daima savaşçı    bir    ruh    taşımışlar,    Karlar    devrinde    denizci,    Yunanlılarda    paralı    asker,    Menteşeoğulları zamanında   korsan   ve   akıncı,   Osmanlılarda   ise   efe   ve   zeybek   olmuşlardır.   19.   yy’da   Türkiye’ye   gelen   iki Fransız(Michaud   ve   Poujoulat)   o   devir   Menteşelilerini   şöyle   tarif   eder:   “Omuzlarında   tüfek,   bellerinde kama,   keskin   ve   canlı   bir   yüz   ifadesi,   asil   ve   mağrur   bir   tavır,   kahramanlık   devrinden   kalmış   hissini veren bir giyim; bu insanları bambaşka bir topluluk yapıyor.”  MYLASA Milas    ve    çevresinde    Neolitik    döneme    tarihlenebilecek    tek    yerleşim    alanı    Kapıkırı    Köyü, Latmos(Beşparmak)   dağlarında   bulunan   mağara   resimlerinden   bilinmektedir.   Bir   sonraki   dönem   olan Kalkolitik   Çağ   Milas   kent   sınırları   içerisinde   bulunan   Beçin   ve   Herakleia   antik   kenti   yakınlarında   kale   ve mağara   yerleşimi   olmak   üzere   tespit   edilmiş   ve   çanak-çömlek   buluntuları   ile   temsil   edilmektedir.   Erken Tunç   Çağı’nı   temsil   eden   en   önemli   yerlerden   birisi   antik   adı   Hydai   olan   Damlıboğaz   Köyüdür.   Köyde ele   geçen   buluntular   Pitos   mezar   şeklinde   olup   çoğunlukla   kaçak   kazılar   sonucu   ortaya   çıkarılmıştır. Milas,   kökleri   antik   döneme   uzanan   ve   yerleşimin   aralıksız   devem   ettiği,   tarih   ve   kültür   bakımından son derece zengin bir ilçedir. Kuzeyde   Menderes   nehri,   güneyde   Dalaman   çayı   ile   sınırlanan   bölge,   antik   dönemde   Karya olarak    adlandırılıyordu.    Milas’ın    antik    ismi    Mylasa    idi.    Mylasa,    özellikle,    MÖ    5.    Yüzyıldan    itibaren oldukça   gelişmiş   ve   Karya   bölgesinin   başkenti   haline   gelmiştir.   MÖ   546’dan   sonra   tüm   Anadolu   kentleri gibi   Mylasa   da   Pers   egemenliğine   girmiş,   ancak   bu   dönemde   yerel   satraplar   tarafından   yönetilen   kent önemini korumuş ve hatta altın çağını yaşamıştır. Dönemin   en   önemli   satrabı,   bugünkü   adıyla   Bodrum’da(Halikarnasos)   antik   çağda   dünyanın yedi    harikasından    biri    sayılan    Maussoleion’u    yaptıran    Maussolos’tur.    Maussolos    aslında    Mylasalı olmasına    rağmen,    egemenliğinin    ilk    dönemlerinin    ardından,    başkentini    Halikarnasos’a    taşımıştır. Büyük   İskender’in   Anadolu’yu   Perslerden   almasının   ardından,   Karia   bölgesi   bu   dönemi   takiben   Büyük Roma     İmparatorluğu,     Doğu     Roma(Bizans)     İmparatorluğu,     Menteşeoğulları     Beyliği     ve     Osmanlı İmparataorluğu    egemenliğinde    kalmıştır.    Cumhuriyet’in    ilanıyla    birlikte    Muğla    iline    bağlı    bir    ilçe olmuştur. Mylasa,   Batı   Karia’nın   en   önemli   ve   en   büyük   şehridir.   Sodra   Dağının   etekleri   ile   bu   dağın önündeki    tepeler    üzerinde    kurulmuşken,    zamanla    ovaya    doğru    yayılmıştır.    Mylasa,    kuzeyi,    Karia, Alabanda    ve    Labranda’dan    geçerek    denize    inen    yolun    üzerinde    bulunuyordu.    Karia    Koinonunun toplandığı    milli    ilah    Zeus    Karios’un    mabedi    şehrin    içinde,    civardan    pek    çok    ziyaretçi    çeken    Zeus Labrandos mabedi de pek yakında idi. Bu nedenle, Mylasa, Karia’nın dini merkezi sayılmaktadır. Mylasa’nın   tarihi,   Byzantonlu   Stephanos’un   anlattığı   efsaneye   göre,   şehrin   kurucusu   Akdeniz’de Aiolia   adasında   oturan   ve   rüzgârlara   hâkim   olan   Ailos’un   neslinden   gelen   Mylasos’u   göstermektedir. Bu efsaneye göre şehir de ismini bu efsaneden alır. Mylasa’nın   üç   büyük   ilahı   Zeus   Osogoa,   Zeus   Labrandos   ve   Zeus   Karios’tur.      Zeus   Osogoa, sikkeler   üzerindeki   tasvirlerinde;   sağ   elinde   Zeus’un   sembolü   kartal,   sol   elinde   Poseidon’un   üç   dişli zıpkını,   yerde   zıpkının   sapı   yanında   bir   yengeç   vardır.   İlah   bu   tasvirlerde   kısa   kolu   ve   yere   kadar   uzun bir   khiton   ve   vücudu   saran   bir   himation   giyer.   Mabedin,   Güveç   Dede’nin   kuzeyinde   yeni   inşa   edilen evlerin   bulunduğu   sahada   olduğu   bilinmektedir.   MS   2.   yy’da   yaşamış   olan   Pausanias   tapınak   içinde   bir tuzlu   pınar   olduğunu   bildirmektedir.         Zeus   Osogoa’ya,   Mylasa’dan   başka,   Kasos’ta   ibadet   edilmiştir. Zeus   Labrandos,   sağ   elinde   çift   yüzlü   balta,   sol   elinde   mızrak   tutan   bir   silah   ilahıdır.   Bu   nedenle,   Zeus Stratios    adını    da    almıştır.    Mabet,    bir    dağ    köyü    olan    Labranda’dadır.        Köy,    şehre    büyük    taşlarla döşenmiş,    üzerinden    merasim    alaylarının    geçtiği    bir    kutsal    yol    ile    bağlıydı.    İsveçliler’in    1948-1953 kazılarında mabet kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Antik    Mylasa    kenti,    bugünkü    Milas’ın    hemen    altında    yer    almaktadır.    Kentte    görülebilen    kalıntılar çoğunlukla    Roma    döneminden    kalmadır.    Milas    Müzesi    tarafından,    gerek    3.    Derece    arkeolojik    Sit Alanlarında   yapılan   sondaj   kazıları,   gerekse   Sit   alanı   dışında   kalan   yerlerde   yapılan   temel   hafriyatları sırasında   Mylasa   kentine   ait   buluntular   ele   geçirilmiştir.   Buluntuların   önemli   kısmını   Klasik,   Helenistik ve    Roma    Dönemi    mezar    yapıları    ile    mezar    hediyeleri    oluşturmaktadır.    Tüm    bu    buluntular,    Milas Müzesinde sergilenmektedirler. UZUN YUVA Hisarbaşı    Mahallesindeki    yapı    tek    bir    sütun    ve    kaidesinden    oluşmaktadır.    Hisarbaşı    tepesinin doğusunda   3.5   metre   yüksekliğindeki   bir   podyum   üzerine   inşa   edilmiştir.   Sütun   başına   leylekler   yuva yaptığından,    bu    sütun    halk    arasında    “Uzunyuva”    olarak    nitelendirilmektedir.    Yapının    yakınında bulunan   bir   yazıtın   okunması   sonucu,   MÖ   12   ile   2   yılları   arasında   kente   yararları   dokunan   Menandros onuruna   dikilmiş   olduğu   anlaşılmıştır.      Menandros   onur   sütunu   ve   podyumu,   Korint   nizamında,   tek sütun olarak ayaktadır. BALTALI KAPI                   Kapı   kemerini   başlıkları   bir   sıra   palmet   ve   bir   sıra   yivle   süslü   iki   paye   taşımaktadır.   Kemerin üstündeki   saçaklık   yıkılmıştır.   Dış   tarafta   kilit   taşı   üzerinde   çift   yüzlü   kabartma   bir   balta   tasvirinden dolayı   baltalı   kapı   denen   5,17x12   metre   ölçülerindekiki   bu   kapı,   üslubu   bakımından   M.Ö.   I.   Asrın sonunda   inşa   edilmiş   olmalıdır.   Hıristiyanlık   devrinin   başlarında   şehrin   doğusundaki   dağlardan   su getiren kemerler, bu kapıya bağlanmıştır. GÜMÜŞKESEN MEZAR ANITI                   Gümüşlük’te,   Sodra   eteğinde   Gümüşkesen   ismiyle   anılan   güzel   bir   mezar   abidesi   yükselmektedir. Bu    yapı,    antik    Mylasa’dan    günümüze    ulaşan    en    sağlam    yapıdır.    Önemli    bir    hasara    uğramadan zamanımıza    kadar    gelen    bu    yapı,    dikdörtgen    bir    mezar    odasıyla    bu    odanın    üzerindeki    paye    ve sütunların    taşıdığı    piramit    gibi    gittikçe    daralan    bir    damdan    ibarettir.    İki    basamaklı    bir    krepis üzerindedir.    Mezar    odası    kapısı,    batı,    yani    dağ    tarafındadır.    Odanın    içinde    üst    katın    döşemesini destekleyen   dört   paye   vardır.   Yivlere   kadar   paye   ve   sütun   aralarında   mermer   korkuluklarla   kapatılmış olduğunu   gösteren   izler   bulunmaktadır.   Anıtın   tavanında   kabartma   bitkisel   ve   geometrik   motiflerle süslenmiş   kısımlar   yer   almaktadır.   MS   2.   Yüzyıla   tarihlendirilen   yapının,   dünyanın   yedi   harikasından biri sayılan Halikarnassos’taki Mausoleum’un küçük bir kopyası olduğu düşünülmektedir.  BERBERİNİ KAYA MEZARI                      Milas-Bodrum   karayolunun   solundaki   yamaçta   yer   alan   modern   Milas   mezarlığının   üst   tarafındaki kayalıkta   bir   oda   şeklinde   oyulmuş   bir   mezar   yer   almaktadır.   Mezar   odasının   üst   yüzeyi,   “in   anthis” planlı   bir   Dor   Tapınağı   cephesi   şeklinde   oyulmuştur.   Mezar   odasına   merdivensiz   girilebilir.   Üst   düzey bir   idareci   veya   soylu   bir   aile   mezarı   olmalıdır.   Likya   kaya   mezarlarını   andırır.   İÖ   4.   Yüzyılda   inşa   edildiği tahmin edilmektedir. Milas yöresinde tek örnektir. SU KEMERLERİ Milas’ın   Doğu   tarafında   bulunan   su   kemerleri,   yüksek   dağlarla   çevrili   doğu   yamaçtaki   dağlardan şehre   su   getirmek   için   inşa   edilmiştir.   Arazinin   konumuna   göre   kimi   yerde   tek   katlı   olarak   inşa   edilen yapı,   ova   tarafında   iki   olarak   yapılmıştır.   Kent   içerisinde   de   devam   eden   kemerler,   olasılıkla   Baltalı   Kapı olarak bilinen yapıyı da içine alacak şekilde uzanmaktadır.                         Su   kemerlerini,      2,5   kilometre   boyunca   izlemek   mümkündür.   Duvar   örgüsünde,   devşirme malzeme    kullanılmıştır.    Kemerlerin    statik    yapısı    olan    taş    işçiliği,    bunların,    Geç    roma    döneminde yapıldığını   ortaya   koymaktadır.   Suyolu   olasılıkla,   Şeyh   Dede   türbesinin   doğusunda   toplanan   birçok kaynağın sularını kente taşımıştır. TİYATRO Topbaşı    tepesinin    (Esentepe’nin)    anayola    bakan    yamacında    tiyatro    olabilecek    bir    çanak bulunmaktadır.   19.   yy’da   yapılan   kazılarda   tepenin   batı   taraflarında   mask   ve   tiyatro   oyuncuları   ile   ilgili yazıtlar bulunmasına rağmen yeri konusunda kesin bir bilgi yoktur. CAMİLER HACIİLYAS CAMİİ                            Menteşe   Oğulları   zamanında   1330’da   Selahattin   isimli   bir   usta   tarafından   inşa   edilmiştir. Üzerindeki    kitabelere    göre    Hacı    İsmail    Ağa    ve    Hacı    Eminzade    Süleyman    tarafından    iki    kez    tamir görmüştür. 2008’de restore edilmiştir. AHMET GAZİ (ULU) CAMİİ                            Milas’ın   en   büyük   camisidir.   Ahmet   Gazi   tarafından   1378   de   yaptırılmıştır.   Tuğla   ve   taşlarla   inşa edilmiştir,    hayli    antik    malzeme    de    kullanılmıştır.    Dışı    sıvasızdır.    Şadırvanı    olmayan    bu    caminin duvarının    altında    bir    kuyu    vardır.    Reyhanî    kitabesi    cümle    kapısı    üstündedir.    Cami    1879’da    tamir edilmiştir. BELEN CAMİİ                         Hisarbaşı   tepesindedir.   Ulu   Camiye   çok   benzer.   Tavanı   ahşaptır.   Duvarlar   yine   taş   tuğla   karışımıyla yapılmış,   dışı   sıvasız   bırakılmıştır.   Hoca   Mukbil   isminde   bir   kimse   tarafından   kiliseden   camiye   çevrildiği sanılmaktadır.    1750    yılında,    Hacı    Abdülaziz    Ağa’nın    oğlu    Mehmet    Sait    Ağa    tarafından    onarımdan geçirilmiştir. Minaresi, 1811’de Ömer Ağa tarafından yaptırılmıştır. FİRUZBEY CAMİİ (KURŞUNLU)                         Milas’ta   Türk   devrinin   en   güzel   eseri,   Osmanlıların   Menteşe   elini   fethinden   sonra   inşa   edilen camidir.   Güneyi   medrese   odalarıyla   çevrilidir.1394’te   Yıldırım   Beyazıt’ın   Menteşe   Valisi   Hoca   Firuzbey tarafından   yaptırılmıştır.   Kubbenin   üstü   kurşunla   kaplı   olduğu   için   halk   arasında   kurşunlu   cami   olarak bilinir.    Dışı    Sodra    Dağının    mavi    damarlı    mermerleri    ile    kaplıdır.    Bu    yüzden    gök    cami    olarak    da adlandırılır. Ters T planlı camilerin en güzel örneklerinden biridir. AĞA CAMİİ                                         Belen    camiini    tamir    ettiren    Mehmet    Sait    Ağanın    babası    Hacı    Abdülaziz    Ağa    tarafından yaptırılmıştır. Hasır Camii de denir. ÇÖLLÜOĞLU HANI                               Abdülaziz   Ağa   tarafından   1719-1720   yılında   yaptırılmıştır.      Belen   Camisinin   yanında,   Milas Arastasıyla   iç   içedir.   Çöllüoğlu   Hanı,   kentin   merkezinde,   çevreye   hakim   bir   noktada   ve   eski   mimari dokunun   bozulmadan   korunduğu   bir   ortam   içinde   yer   almaktadır.   Hanın   yanında   Milas   Arastası   yer almakta    olup,    Arasta’nın    Hana    bağlı    olarak    inşa    edildiği    düşünülmektedir.    Hanın    girişi    kuzeyden, kemerli   bir   yapıdan   olmaktadır.      Han,   1738   yılında   Abdülaziz   Ağa   tarafından   Ağa   Camii   yanında   inşa ettirdiği   Medreseye   vakfedilmiştir.   1051   metrekarelik   alan   üzerine   kuruludur.   Han   iki   katlı,   avlulu   ve dikdörtgen   şeklindedir.   Alt   kat   kemerli   olup,   üst   kat   bu   kemerler   üzerine   oturmaktadır.         Yapının   alt katı,   Osmanlı   hanlarında   olduğu   gibi   hayvanların   bağlandığı   açık   mekânlardan   oluşmaktadır.   Bunların önü   sütunlarla   desteklenmekte   ve   bunların   da   üzerinde   üst   katın   sundurması   oturmaktadır.   Yapı büyük ölçüde, yapılışı sırasında asıl mimari özelliğini korumaktadır. HAMAMLAR Milas’ta   iki   hamam   bulunmaktadır.   Bunlardan   birisi,   Hoca   Bedrettin   Mahallesinde   Tüfekçi   Sokak içinde,   Ulu   Caminin   hemen   yanında   bulunmaktadır.   17.   Yüzyıl   eseridir   ve   halen   kullanılmaktadır.   Evliya Çelebi,   bundan   başka   bir   hamamdan   daha   söz   eder.   Bu   hamam   Gazipaşa   Mahallesinde,   eski   askerlik şubesi    binasının    altında,    “Eski    Hamam    Sokak”    içindedir.    Hamamın    kalıntıları    belirgin    bir    şekilde durmaktadır. Hamam, Osmanlı Dönemi hamamlarının mimari özelliklerini yansıtmaktadır. BEÇİN                            Milas’ın   5   km   güneyinde   platonun   kuzey   tarafında   yer   alır.   Milas   ovasına   hâkim   bir   konumdadır. Bizans   ve   ortaçağ   Menteşe   Beyliği   yapıları   yer   alır.   Adı   Barçın,   Peçin,   Berçin,   Beçin   olarak   geçmektedir. Beçin   Kalesi   ve   çevresinde,   Milas   Müze   Müdürlüğünce   yapılan   kazılarda,   prehistorik   dönemlerden başlayarak    geometrik    dönem,    klasik    ve    Roma    dönemlerine    kadar    iskân    olduğu    anlaşılmıştır.    Bu dönemler   ile   ilgili   buluntular;   mezarlardan   ve   küçük   çaplı   sondajlardan   ele   geçirilmiş   olup   bu   dönemler ait    anıtsal    yapılar    bulunmamaktadır.    Kale    ve    çevresinde    görülen    kalıntılar    Menteşeoğulları    Beyliği dönemindedir.  Beçin Kalesi Milas’ın     5     km     güneyindeki     ovada     birden     bire     200     metre     yükselen     platonun     kenarına Menteşeoğulları   tarafından   kurulmuş   bir   Ortaçağ   şehridir.   Burası   antik   dönem   ve   Bizans   döneminde önemli   bir   yerleşim   merkezi   değildi.   Ancak   Beçin   Kalesinin   duvarlarında,   antik   devir   yapı   kalıntıları devşirme   olarak   kullanılmıştır.   13.   yüzyılda   Menteşeoğulları   Beyliği’nin   başkenti   Milas   iken,   14.   yy’da savunma açısından daha elverişli olduğu için başkent Beçin’e taşınmıştır.  Ahmet Gazi Medresesi ve Türbesi                            1375’de   Ahmet   Gazi   tarafından   inşa   edilmiş   en   sağlam   abidelerden   biridir.   Gotik   mimari   etkisinde yapılmıştır.   Giriş   kapısının   tam   karşısında,   Ahmet   Gazi’nin   türbesi   vardır.   Ahmet   Gazinin   üzeri   kubbe   ile örtülüdür.   Türbeyi   oluşturan   kemerler   üzerinde,   o   dönemi   yansıtan   bayrak   tutan   aslan   kabartmaları mevcuttur. Beçin Ören Yerinde Görülebilecek Başlıca Yapılar Bizans   döneminde   inşa   edilen   ve   Menteşeoğulları   döneminde   onarım   gören   Beçin   kalesi,   2008 yılında   restorasyonu   tamamlanmış   olan   Ahmet   Gazi   Medresesi   ve   Türbesi,   Orhan   Bey   Camii,   Büyük Hamam,   Bey   hamamı,   Bey   Konağı,   Kızılhan,   Küçük   Kilise,   Karapaşa   Medresesi,   Yelli   Camii,   Yelli   Medrese ve Yelli hamam. Beçin   kazıları,   1995   yılından   beri   Prof.   Dr.   Rahmi   Hüseyin   Ünal   başkanlığındaki   bri   kazı   ekibi tarafından yürütülmektedir. EUROMOS                            İzmir’den   gelirken   Milas’a   10   km   kala   karayolunun   solunda   görünen   bu   tapınak,   Anadolu’nun   en iyi   korunmuş   ve   ayakta   kalmış   ilkçağ   tapınaklarından   biridir.   Tapınak   halk   arasında   “Ayaklı”   olarak anılır. Tapınağın günümüzde 16 sütunu ayaktadır. Kentteki     kalıntıların     çok     yıpranmış     olmasına     rağmen,     Anadolu’daki     en     iyi     korunmuş tapınaklardan   birisi   olan   Zeus   Euromos   tapınağı   burada   yer   almaktadır.   Tapınak,   İS   2.   yy’da   yapılmıştır. Sütunların   bazılarının   yivsiz   bırakılmış   olması,   süsleme   işinin   yarım   kaldığını   göstermektedir.   Duvar taşlarının    birinde,    yine    Zeus’un    simgesi    olan    çift    ağızlı    balta(Labrys),    üzerinde    bir    çift    kulak    ile betimlenmiştir.   HERAKLEİA VE LATMOS                                     Herakleia   antik   kenti,   Bafa   Gölünün   yanı   başında,   Beşparmak   dağlarının   eteğinde   Kapıkırı köyünün   bulunduğu   yerdedir.   Milas’a   uzaklığı   39   km’dir.   İ.Ö.   1.   Binde   İon   Kolonizasyonu   zamanında Karlar tarafından kurulmuştur. Anadolu’daki en eski mağara yazıtları buradadır.                   Herakleia   antik   kenti   ve   çevresinde,   Amneliese   Peschlow   tarafından   her   yıl   yüzey   araştırmaları yapılmaktadır.    Herakleia’nın    bulunduğu    kentin    etrafında    uzanan    Latmos    dağlarında    keşfedilen mağaralar   ve   kaya   resimleri   tarih   öncesi   dönemler   için   önemli   bilgiler   verecek   niteliktedir.   Stilize   insan ve   hayvan   figürlerinin   kaya   üzerine   boya   ile   çizilmesi   sonucu   yapılan   figürler,   dönemin   sosyal   olayları ile   ilgili   sahneleri   içermektedir.      Kaya   resimlerini   yapan   insanların   çevrede   çok   sayıda   bulunan   mağara ve    sığınaklarda    yaşadıkları,    buralarda    ele    geçen    tarih    öncesine    ait    çanak    çömlek    parçaları    ile anlaşılmaktadır. Kent   adını   ünlü   mitolojik   kahraman   Herakles’ten   almıştır.   Çok   kayalık   ve   engebeli   bir   arazi üzerinde    kurulan    antik    kentin    etrafı    65    kule    ile    takviye    edilen,    6,5    km    uzunluğunda    bir    sur    ile çevrilmiştir.    Düzgün,    dikdörtgen    ve    kare    taş    işçiliği    gösteren    sur    duvarları    Hellenistik    dönemde yapılmıştır.   Kayalık   arazi   üzerinde   yer   alan   Athena   tapınağı   kentin   en   iyi   korunmuş   yapılarından   biridir ve   yine   Hellenistik   döneme   aittir.      Kentte   Athena   Mabedi,   Agora,   Hamam,   Tiyatro,   Yediler   Manastırı, Stylos     Manastırı,     İkizadaları’ndaki     Manastır,     Endymion     kutsal     alanı,     bouleterion     ve     tiyatro bulunmaktadır.  İASOS                                        Yunanistan’dan   gelen   Argoslu   kolonistlerden   olan   İasos’un   kurduğu   şehir,   adını   da   ondan almıştır.   Milas’a   28   km   uzaklıktaki   Kıyıkışlacık   Köyü   içerisindeki   bir   yarımada   üzerine   kurulmuştur. İasos    antik    kentinde,    1960    yılından    beri    İtalyan    Arkeoloji    heyeti    tarafından    düzenli    olarak    kazı yapılmaktadır.   Bu   kazılar   sonucunda   pek   çok   yapı   ortaya   çıkarılmış   ve   kentteki   en   eski   yerleşimin   İÖ   3. Binyıla kadar uzandığı tespit edilmiştir. Kentin ana geçim kaynağı balıkçılıktır. Kentin   önemli   yapıları   olan   Agora,   bouleterion,   tiyatro,   akropol,   mozaikli   ev,   Artemis   tapınağı yarımada   üzerinde   yer   alır.   Agora’nın   bulunduğu   alanda   Tunç   Çağı’na   ait   mezarlar   ortaya   çıkarılmıştır. Büyük   sur,   su   kemerleri,   mezarlar   ve   Balık   Pazarı   olarak   adlandırılan   anıt   mezar   ise   yarımadanın dışında yer alan yapılardır. Balık Pazarı Açıkhava Müzesi Halk   arasında   Balık   pazarı   olarak   bilinen   bu   yer,   Roma   dönemine   ait   bir   anıt   mezardır.   Yapı, payeler   üzerindeki   kemerlerden   oluşan   bir   portiko   ile   sınırlanmış   hemen   hemen   kare   planlı   bir   alanın ortasında,   basamaklı   yüksek   bir   platform   üzerinde   yükselen   ön   cephesi   dört   sütunlu   bir   tapınaktan oluşmaktadır.   Mezar   odası,   bu   tapınağın   zemininde   yer   almaktadır.   1993’te   Kültür   Bakanlığı   tarafından restore edilen yapı, 1995’te balık Pazarı Açıkhava Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. BARGYLİA - BOĞAZİÇİ KÖYÜ                                        Milas’   tan   Bodrum’a   giderken   Milas’a   25   km   mesafede   karayolunun   sağında   bulunan   bir   sahil köyüdür.   Tarihteki   adı   Bargylia   adını   bir   efsaneden   alır.   Kahraman   Bellerofo’nun   kanatlı   atı   Pegasos çiftesi   ile   sahibinin   en   yakın   arkadaşı   Barglos’u   öldürmesi   üzerine   Bellerofo   arkadaşının   öldüğü   bu   yere onun   adını   vermiş.   Etrafı   zeytinliklerle   çevrili   masmavi   güzel   koyda   eskiden   tuzlalar   varmış   ve   çevrenin bütün   tuzu   burada   üretilirmiş.   Şimdilerde   köyün   tek   geliri   balıkçılık   üzerinedir.   Boğaziçi   aynı   zamanda bir kuş cennetidir. Kuğular, Flamingolar, Pelikanlar belirli dönem bu koyda konaklarlar. KERAMOS Milas-Bodrum    yolu    üzerinde,    Beçin’den    ayrılan    ve    45    km’lik    bir    asfalt    yol    ile    ulaşılan    antik çağdaki    adıyla    Keramos,    yakın    zamandaki    adıyla    gereme    ve    yeni    adıyla    Ören,    Gökova    körfezi kıyısındadır.   Eski   adı   Gereme   olan   Ören   Köyü,   denizden   3   km   içeride   kurulmuştur.   Deniz   kenarındaki kumsal   ise   “yalı”   olarak   adlandırılır.      Ören   köyü,   antik   çağda   keramikleriyle   ünlü   olan   ve   adını   bu keramiklerden alan Keramos kentinin kalıntıları üzerinde kurulmuştur. Antik   kentin   bir   tarafta   ovadan   diğer   tarafta   dağın   yamaçlarından   dolaşarak   kuşattığı   surların bugün    sadece    dağlık    kesimde    ve    güneydoğudaki    alanda    bir    bölümü    ayakta    kalabilmiştir.    Sur kapılarının birçoğu kemerli iken köşeli olanlara da rastlamak mümkündür. Doğudaki   kent   surlarının   biraz   uzağında,   Meşekayası   Dağı’nın   eteklerinde,   belde   merkezinin yaklaşık   400   metre   doğusunda   yer   alan   Kurşunlu   yapı   (Tapınak),   zıvanalarının   kurşun   olmasından dolayı   yerli   halk   tarafından   “Kurşunlu   Yapı”   olarak   adlandırılmıştır.   Tapınağın   podyumu   özenle   yapılmış bir   istinat   duvarı   ile   oluşturulmuştur.      Bir   bakıma,   kaideyi   oluşturan;   doğu,   batı   ve   güneydeki   bu   istinat duvarları    sarımtırak    taş    bloklarla    elde    edilmiş    olup,    kornişle    son    bulmaktadır.    Tapınağın    korinth düzeninde   olduğu   sütun   başlıklarından   anlaşılmaktadır.   Tapınak   duvarları,   üzerleri   yazıtlı   çelenk   içine alınmış,    yuvarlak    kalkana    benzer    kabartmalarla    donatılmıştır.    Ören    şehir    merkezinde    ve    dışında hamam, su kemerleri, mezarlar, kapı lentoları gibi birçok tarihi kalıntı bulunmaktadır.  LABRANDA                                     Labranda   Zeus   krallığının   kutsal   mabedidir.   İ.Ö.   600   yıllarına   ait   buluntular   vardır.   Adını   çift yüzlü   balta   anlamına   gelen   labriys’ten   alan   Labranda,   Milas’a   12.870   metrelik   7.62   metre   genişliğinde taş   döşeli   bir   yolla   bağlıydı.   Yolun   girişi   üzerinde   çift   yüzlü   balta   figürü   bulunan   kemerli   bir   kapıyla süslüdür(Baltalı Kapı). Zeus   Labrandeus’un   kutsal   alanı   olan   Labranda   ören   yeri,   Milas’ın   14   km.   kuzeydoğusunda, Kargıcak    Köyü    sınırları    içinde    yer    almaktadır.    Labranda    ören    yerinin    prehistorik    dönemleri    yüzey buluntuları   ile   bilinmekte   olup,   ele   geçen   taş   balta   ve   pişmiş   toprak   ağırşak   örnekleri   ören   yerinin tarihini   günümüzden   5-6   bin   yıl   geriye   götürebilecek   niteliktedir.      Labranda   bu   dönemlerde,   olasılıkla, Menderes Ovası ile Milas Ovası kültürleri için önemli bir bağlantı noktası olmalıydı. Kutsal   alanının   en   gelişmiş   dönemi,   İ.Ö.   5-4.   yüzyıllardır.   Bu   dönemde   Karia   satrabı   Maussolos ve   onun   ardından   da   kardeşi   İdrieus   tarafından   rahip   evleri,   andron(erkekler   için   toplantı   salonu)   ve teras   evleri   gibi   önemli   yapılarla   donatılmıştır.   Daha   sonra   buradaki   imar   çalışmaları   durmuş   ve   İS   4. yüzyıldaki bir yangın felaketinin ardından da kült yeri olmaktan çıkmıştır. Labranda’da   yapılan   kazılarda   ortaya   çıkarılan   en   eski   mimari   buluntular   yaklaşık   olarak   MÖ   600 yılına   aittir.   Antik   dönemde   Labranda,   Beçin’den   başlayıp   Milas’ın   içinden   geçerek   Alabanda’ya   kadar uzanan   yolun   üzerinde   yer   alan   bir   kült   (tapınma)   merkeziydi.   Labranda   adı,   çift   yüzlü   balta   anlamına gelen “labrys” kökünden türemiştir. Labranda’ya   Mylasa’dan   başlayan   8   metre   genişliğindeki   bir   kutsal   yol   ile   ulaşılıyordu.   Kutsal alan   teraslar   halinde   inşa   edilmiştir   ve   anıtsal   giriş   kapıları   bulunur.   Burada   her   yıl   Zeus   için   5   gün süren   bir   şölen   düzenlenirdi.   Bu   şölen   sırasında   kutsal   alanın   200   metre   batısında   yer   alan   stadyumda yarışlar   yapıldığı   sanılmaktadır.   Zeus   Labrandeus   olarak   adlandırılan   bu   tapınağın   en   önemli   simgesi çift   ağızlı   balta(labrys)   idi.   Elinde   tuttuğu   bir   çift   ağızlı   balta   ile   betimlenen   Zeus   Labrandeus,   antik dönemde   tük   Karia   bölgesine   yayılan   önemli   bir   külttü(tapınma   merkeziydi).      Öyle   ki,   çift   ağızlı   balta, Mylasa ve bütün Karia bölgesinin simgesi haline gelmişti. Kalıntıların   yer   aldığı   kutsal   alan,   arazinin   eğiminden   dolayı   teraslar   halinde   düzenlenmiştir. Kutsal   alanda   yer   alan   yapılar   şunlardır:   Zeus   tapınağı   kalıntıları,   andronlar   (erkeklere   ayrılmış   binalar), oikoi    (rahip    evleri),    depolar,    propylon    (anıtsal    giriş    yapısı),    nympheion    (anıtsal    çeşme)    ve    stadion.      Buradaki    önemli    kalıntılardan    birisi    de    anıt    mezardır.    Yapımında    düzgün    kesilmiş    granit    taşlar kullanılmıştır. Bir ön ve bir de arka odadan oluşmaktadır. 
GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

Milas’ın Tarihi

Beçin Kalesi - Milas

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.
Mehmet YILDIZ - Arkeolog Kuzeyde,    Büyük    Menderes’in    sağ    kakasındaki    Cevizli    ve    Karanlık Dağları,   doğusunda   Babadağ,   Honaz   Dağı,   Bozdağ   ve   Dalaman   Çayı   ile çevrili,   Anadolu’nun   güneybatı   köşesine   antik   dönemlerde,   “Karia”   denilirdi. Bu   bölge,   Fethiye   dışarıda   kalmak   üzere   bugünkü   Muğla   ili   ile   Aydın   ilinin güneyini,   Denizli   ilinin   güneybatısını   içine   alıyordu.      Kuzeyi   İonya   ve   Lydıa, doğusu   Phrygia,   Kbyratis   ve   Likya   ile   sınırdır.   Batısı   Ege   denizi,   güneyi   ise Akdeniz   ile   çevrilidir.   Milas,   bu   dağlık   bölgenin   batısında   bulunmaktadır. Milas   sınırları   içinde   27   antik   kent   kurulmuş   olup,   bunların   birçoğunun kalıntılarına rastlanmaktadır. KARLAR VE LELEGLER Bölgenin   en   eski   halkına   dair   bugün   pek   az   şey   bilinmektedir.   MÖ   3. Binde    Ege’de    varlık    göstermişlerdir.    Karlar,    denizcilik    ve    korsanlıkta    ün salmışlardı.    Daha    sonra    Anadolu’ya    göçmüşler    ve    Lelegleri    yurtlarından etmişlerdir.    Maussolos    zamanında,    Bodrum    yarımadasında    sekiz    Leleg şehri   vardı.   Homeros’un   destanlarında   karlar   ve   Lelegler   Asya   kökenli   olup, Truva   Kralı   Priamos’un   safında   savaşa   girmişlerdi.   Tarihçi   Herodot,   Karların savaş   kıyafetlerine   yenilik   getirdiğini   anlatır.      Bu   yenilikler   şunlardır:   kola geçirilen      kalkanların      icadı,      kalkanların      dış      kısımlarının      resimlerle süslenmesi,     miğferlerin     üzerine     sorguç     takılmasıdır.     Ünlü     coğrafyacı Strabon’a göre, Karia kelimesinin kökü, sorguçlu miğferdir. Karlar,   daha   sonra(MÖ   7.   yy)   Mısır’a   ücretli   asker   olarak   gitmişlerdir. Onların     bu     savaşçı     yönleri     ve     başarıları     şu     ünlü     Yunan     atasözünü doğurmuştur:   “Tehlikeye   Karları   sürmek…”   Bu,   Türkçedeki,   “Ölümü   komşu evine   salmak”   ifadesinin   karşılığıdır.   Daha   sonra   nedeni   pek   bilinmese   de, Karların   adı   kötü   olarak   anılmıştır.   Bir   atasözüne   göre,   “Lidyalılar   fenadır, Mısırlılar daha fenadır, Karialılar bunlardan daha fenadır.”   Kar   yazısı   ise   henüz   okunmuş   değildir.   Dönem   dönem   Yunanca   ile kullanıla    gelmiştir.    Kar    kitabelerinin    çoğu,    Mısır’da,    ücretli    askerlerin, kayalar   ve   mabetler   üzerine   yazdığı   kısa   ifadelerdir.   Birkaç   satır   uzunlukta olanlar    bizzat    Karia’da    bulunmuştur.    Buluntu    yerleri,    Milas’ta,    Euromos, Khalketor, Labranda, Kndya ve Sinuri mabedidir. MÖ     2.     Bin     yılının     sonlarında     Yunanistan’dan     göçler     başlamış; İonyalılar     ve     Dorlar,     Batı     Anadolu’ya     gelerek,     karlarla     karışmışlardır. Böylece   ilk   şehir   devletleri   kurulur.   Yunancanın   yanısıra   kullanılan   Kar   dili daha   az   kullanılır   olmuş,   zamanla   tamamen   unutulmuştur.   Karlar,   kısmen, ülkenin      dağlarla      parçalanmış      oluşumunun      gereği      olarak      köylerde yaşarlardı.   Fakat   bu   köyler,   Koinon   denilen   muhtelif   Birlikler   kurmuşlardı. Bu   köy   Birliklerinden   başka   Karia’da   milli   denilebilecek   iki   büyük   Koinon vardı.    Karia    Koinonu    Mylasa’da,    Zeus    Karios    mabedinde;    Kbrysaoreis Koinonu, Stratonikeia civarında Zeus Khrysaoreus mabedinde toplanırdı.  Karia,     MÖ     6.     Binde     Lydia     hâkimiyetine     girdi.     Daha     sonra Pedasa(Bodrum-Gökçeler)   ve   Kaunos(Dalyan)   hariç   Lydia’dan   sonra   Pers hâkimiyetine     geçmiştir.     Perslere     karşı     savaşları     kaybeden     Karialılar, Gorion(Ilbıra)   dağlarının   eteklerine   Pidasa’da   Persleri   tuzağa   düşürmüş,   bir gecede   tamamen   imha   edilmişlerdir.   Tuzağı   hazırlayan,   Mylasalı   İbanollis’in oğlu Herakleides idi. Perslerin,   Anadolu’daki   varlıklarının   Yunanlılar   tarafından   tanınması üzerine   satraplıklar,   oluşturulmuştur.   Persler,   Karia’yı   Sardis   satraplığından ayırmışlar,   ayrı   bir   satraplık   yapmışlardır.   Satrap   olarak   da,   bir   Karialıyı, Mylasalı    Hyssaldomos’u    tayin    etmişlerdir.        Büyük    İskender’in    istilasına kadar   da,   satraplık   babadan   oğula   geçerek   devam   etmiştir.   Hyssaldomos ve     oğlu     Hekatomnos     zamanında,     satraplığın     merkezi     Mylasa     idi. Hekatomnos’un büyük oğlu Mausolos, merkezi, Halikarnassos’a taşımıştır. Dönem   dönem   Makedonya   Kralının   istilalarına   uğrayan   bölge,   daha sonraları   bağımsız   olmuş,   Romalılar   da   Karia’yı   ayrı   bir   eyalet   yapmışlardır. Hıristiyanlığın    kabulünden    sonra,    Karia    bir    metropolit    olmuştur.    451’de İstanbul patrikhanesine bağlanmıştır. TÜRK ÇAĞI Karia,    13.    yy’ın    2.    yarısında,    Türklerin    eline    geçmiştir.    1079’da    Latmos keşişleri Türklerin akınları karşısında manastırlarını terk etmişlerdir.  Uç   Beyliği   görevlerini   üstlenen   Türkler,   zamanla   batıya   ve   güneye   inerek yerleşmişlerdir.   1261’den   itibaren,   Bizans’ın   dikkatini   Balkanlara   vermesi   ve Anadolu    savunmasını    ön    planda    tutmaması,    uç    beylerinin    faaliyetlerini kolaylaştırmıştır.   Karia’nın   tamamı,   1261’den   sonra   Türklerin   eline   geçen   ilk Bizans toprağı olmuş, bölge karadan ve denizden ele geçirilmiştir. MENTEŞEOĞULLARI Menteşeoğulları,     fetihlerini     Selçuklu     Sultanı     2.     Mesut     adına yapmışlardır.    Menteşe    Beyleri,    unvan    olarak    “Salampakis(Sahil    Beyi)”i kullanmışlardır.   Çok   sonraları   Ahmet   Gazi,   Beçin’de   yaptırdığı   Medresenin kitabesinde,      bu      unvanı      taşımaktadır.      Bu      kitabeye      göre      Menteşe Oğulları’nın   atası,   Kuri(veya   Kari   veya   Kara)   Beyidir.   Ahmet   Gazi   daha   sonra Milas’ta   Ulu   Cami’yi   yaptırmıştır.   Menteşeoğulları’nın   merkezi   kâh   Milas, kâh   Beçin   olarak   gösterilir.   Menteşe   Oğulları   döneminde   ticaret   oldukça hareketliydi ve bölge bu sayede oldukça zenginleşmişti. Anadolu’nun   bu   dağlık   parçası   üzerinde   yaşayan   insanların   devirler boyunca   değişmemiş   olan   bir   karakterleri   vardır.   Hangi   ırktan   ve   hangi devirde    olursa    olsun    burada    yaşayan    insanlar    daima    savaşçı    bir    ruh taşımışlar,       Karlar       devrinde       denizci,       Yunanlılarda       paralı       asker, Menteşeoğulları    zamanında    korsan    ve    akıncı,    Osmanlılarda    ise    efe    ve zeybek    olmuşlardır.    19.    yy’da    Türkiye’ye    gelen    iki    Fransız(Michaud    ve Poujoulat)    o    devir    Menteşelilerini    şöyle    tarif    eder:    “Omuzlarında    tüfek, bellerinde   kama,   keskin   ve   canlı   bir   yüz   ifadesi,   asil   ve   mağrur   bir   tavır, kahramanlık     devrinden     kalmış     hissini     veren     bir     giyim;     bu     insanları bambaşka bir topluluk yapıyor.”  MYLASA Milas   ve   çevresinde   Neolitik   döneme   tarihlenebilecek   tek   yerleşim alanı     Kapıkırı     Köyü,     Latmos(Beşparmak)     dağlarında     bulunan     mağara resimlerinden   bilinmektedir.   Bir   sonraki   dönem   olan   Kalkolitik   Çağ   Milas kent   sınırları   içerisinde   bulunan   Beçin   ve   Herakleia   antik   kenti   yakınlarında kale    ve    mağara    yerleşimi    olmak    üzere    tespit    edilmiş    ve    çanak-çömlek buluntuları    ile    temsil    edilmektedir.    Erken    Tunç    Çağı’nı    temsil    eden    en önemli   yerlerden   birisi   antik   adı   Hydai   olan   Damlıboğaz   Köyüdür.   Köyde ele   geçen   buluntular   Pitos   mezar   şeklinde   olup   çoğunlukla   kaçak   kazılar sonucu     ortaya     çıkarılmıştır.     Milas,     kökleri     antik     döneme     uzanan     ve yerleşimin   aralıksız   devem   ettiği,   tarih   ve   kültür   bakımından   son   derece zengin bir ilçedir. Kuzeyde    Menderes    nehri,    güneyde    Dalaman    çayı    ile    sınırlanan bölge,    antik    dönemde    Karya    olarak    adlandırılıyordu.    Milas’ın    antik    ismi Mylasa   idi.   Mylasa,   özellikle,   MÖ   5.   Yüzyıldan   itibaren   oldukça   gelişmiş   ve Karya   bölgesinin   başkenti   haline   gelmiştir.   MÖ   546’dan   sonra   tüm   Anadolu kentleri   gibi   Mylasa   da   Pers   egemenliğine   girmiş,   ancak   bu   dönemde   yerel satraplar   tarafından   yönetilen   kent   önemini   korumuş   ve   hatta   altın   çağını yaşamıştır. Dönemin           en           önemli           satrabı,           bugünkü           adıyla Bodrum’da(Halikarnasos)    antik    çağda    dünyanın    yedi    harikasından    biri sayılan   Maussoleion’u   yaptıran   Maussolos’tur.   Maussolos   aslında   Mylasalı olmasına    rağmen,    egemenliğinin    ilk    dönemlerinin    ardından,    başkentini Halikarnasos’a      taşımıştır.      Büyük      İskender’in      Anadolu’yu      Perslerden almasının    ardından,    Karia    bölgesi    bu    dönemi    takiben    Büyük    Roma İmparatorluğu,   Doğu   Roma(Bizans)   İmparatorluğu,   Menteşeoğulları   Beyliği ve   Osmanlı   İmparataorluğu   egemenliğinde   kalmıştır.   Cumhuriyet’in   ilanıyla birlikte Muğla iline bağlı bir ilçe olmuştur. Mylasa,   Batı   Karia’nın   en   önemli   ve   en   büyük   şehridir.   Sodra   Dağının etekleri    ile    bu    dağın    önündeki    tepeler    üzerinde    kurulmuşken,    zamanla ovaya   doğru   yayılmıştır.   Mylasa,   kuzeyi,   Karia,   Alabanda   ve   Labranda’dan geçerek    denize    inen    yolun    üzerinde    bulunuyordu.    Karia    Koinonunun toplandığı   milli   ilah   Zeus   Karios’un   mabedi   şehrin   içinde,   civardan   pek   çok ziyaretçi   çeken   Zeus   Labrandos   mabedi   de   pek   yakında   idi.   Bu   nedenle, Mylasa, Karia’nın dini merkezi sayılmaktadır. Mylasa’nın   tarihi,   Byzantonlu   Stephanos’un   anlattığı   efsaneye   göre, şehrin   kurucusu   Akdeniz’de   Aiolia   adasında   oturan   ve   rüzgârlara   hâkim olan   Ailos’un   neslinden   gelen   Mylasos’u   göstermektedir.   Bu   efsaneye   göre şehir de ismini bu efsaneden alır. Mylasa’nın   üç   büyük   ilahı   Zeus   Osogoa,   Zeus   Labrandos   ve   Zeus Karios’tur.        Zeus    Osogoa,    sikkeler    üzerindeki    tasvirlerinde;    sağ    elinde Zeus’un    sembolü    kartal,    sol    elinde    Poseidon’un    üç    dişli    zıpkını,    yerde zıpkının   sapı   yanında   bir   yengeç   vardır.   İlah   bu   tasvirlerde   kısa   kolu   ve   yere kadar   uzun   bir   khiton   ve   vücudu   saran   bir   himation   giyer.   Mabedin,   Güveç Dede’nin    kuzeyinde    yeni    inşa    edilen    evlerin    bulunduğu    sahada    olduğu bilinmektedir.   MS   2.   yy’da   yaşamış   olan   Pausanias   tapınak   içinde   bir   tuzlu pınar    olduğunu    bildirmektedir.            Zeus    Osogoa’ya,    Mylasa’dan    başka, Kasos’ta   ibadet   edilmiştir.   Zeus   Labrandos,   sağ   elinde   çift   yüzlü   balta,   sol elinde   mızrak   tutan   bir   silah   ilahıdır.   Bu   nedenle,   Zeus   Stratios   adını   da almıştır.    Mabet,    bir    dağ    köyü    olan    Labranda’dadır.        Köy,    şehre    büyük taşlarla   döşenmiş,   üzerinden   merasim   alaylarının   geçtiği   bir   kutsal   yol   ile bağlıydı.     İsveçliler’in     1948-1953     kazılarında     mabet     kalıntıları     ortaya çıkarılmıştır. Antik   Mylasa   kenti,   bugünkü   Milas’ın   hemen   altında   yer   almaktadır.   Kentte görülebilen     kalıntılar     çoğunlukla     Roma     döneminden     kalmadır.     Milas Müzesi    tarafından,    gerek    3.    Derece    arkeolojik    Sit    Alanlarında    yapılan sondaj    kazıları,    gerekse    Sit    alanı    dışında    kalan    yerlerde    yapılan    temel hafriyatları     sırasında     Mylasa     kentine     ait     buluntular     ele     geçirilmiştir. Buluntuların    önemli    kısmını    Klasik,    Helenistik    ve    Roma    Dönemi    mezar yapıları    ile    mezar    hediyeleri    oluşturmaktadır.    Tüm    bu    buluntular,    Milas Müzesinde sergilenmektedirler. UZUN YUVA Hisarbaşı   Mahallesindeki   yapı   tek   bir   sütun   ve   kaidesinden   oluşmaktadır. Hisarbaşı    tepesinin    doğusunda    3.5    metre    yüksekliğindeki    bir    podyum üzerine   inşa   edilmiştir.   Sütun   başına   leylekler   yuva   yaptığından,   bu   sütun halk    arasında    “Uzunyuva”    olarak    nitelendirilmektedir.    Yapının    yakınında bulunan   bir   yazıtın   okunması   sonucu,   MÖ   12   ile   2   yılları   arasında   kente yararları    dokunan    Menandros    onuruna    dikilmiş    olduğu    anlaşılmıştır.      Menandros   onur   sütunu   ve   podyumu,   Korint   nizamında,   tek   sütun   olarak ayaktadır. BALTALI KAPI                   Kapı   kemerini   başlıkları   bir   sıra   palmet   ve   bir   sıra   yivle   süslü   iki   paye taşımaktadır.   Kemerin   üstündeki   saçaklık   yıkılmıştır.   Dış   tarafta   kilit   taşı üzerinde   çift   yüzlü   kabartma   bir   balta   tasvirinden   dolayı   baltalı   kapı   denen 5,17x12      metre   ölçülerindekiki   bu   kapı,   üslubu   bakımından   M.Ö.   I.   Asrın sonunda    inşa    edilmiş    olmalıdır.    Hıristiyanlık    devrinin    başlarında    şehrin doğusundaki dağlardan su getiren kemerler, bu kapıya bağlanmıştır. GÜMÜŞKESEN MEZAR ANITI                   Gümüşlük’te,   Sodra   eteğinde   Gümüşkesen   ismiyle   anılan   güzel   bir mezar   abidesi   yükselmektedir.   Bu   yapı,   antik   Mylasa’dan   günümüze   ulaşan en   sağlam   yapıdır.   Önemli   bir   hasara   uğramadan   zamanımıza   kadar   gelen bu    yapı,    dikdörtgen    bir    mezar    odasıyla    bu    odanın    üzerindeki    paye    ve sütunların   taşıdığı   piramit   gibi   gittikçe   daralan   bir   damdan   ibarettir.   İki basamaklı    bir    krepis    üzerindedir.    Mezar    odası    kapısı,    batı,    yani    dağ tarafındadır.   Odanın   içinde   üst   katın   döşemesini   destekleyen   dört   paye vardır.    Yivlere    kadar    paye    ve    sütun    aralarında    mermer    korkuluklarla kapatılmış     olduğunu     gösteren     izler     bulunmaktadır.     Anıtın     tavanında kabartma     bitkisel     ve     geometrik     motiflerle     süslenmiş     kısımlar     yer almaktadır.      MS      2.      Yüzyıla      tarihlendirilen      yapının,      dünyanın      yedi harikasından     biri     sayılan     Halikarnassos’taki     Mausoleum’un     küçük     bir kopyası olduğu düşünülmektedir.  BERBERİNİ KAYA MEZARI                      Milas-Bodrum   karayolunun   solundaki   yamaçta   yer   alan   modern   Milas mezarlığının   üst   tarafındaki   kayalıkta   bir   oda   şeklinde   oyulmuş   bir   mezar yer    almaktadır.    Mezar    odasının    üst    yüzeyi,    “in    anthis”    planlı    bir    Dor Tapınağı     cephesi     şeklinde     oyulmuştur.     Mezar     odasına     merdivensiz girilebilir.   Üst   düzey   bir   idareci   veya   soylu   bir   aile   mezarı   olmalıdır.   Likya kaya   mezarlarını   andırır.   İÖ   4.   Yüzyılda   inşa   edildiği   tahmin   edilmektedir. Milas yöresinde tek örnektir. SU KEMERLERİ Milas’ın   Doğu   tarafında   bulunan   su   kemerleri,   yüksek   dağlarla   çevrili doğu   yamaçtaki   dağlardan   şehre   su   getirmek   için   inşa   edilmiştir.   Arazinin konumuna   göre   kimi   yerde   tek   katlı   olarak   inşa   edilen   yapı,   ova   tarafında iki   olarak   yapılmıştır.   Kent   içerisinde   de   devam   eden   kemerler,   olasılıkla Baltalı Kapı olarak bilinen yapıyı da içine alacak şekilde uzanmaktadır.                         Su   kemerlerini,      2,5   kilometre   boyunca   izlemek   mümkündür.   Duvar örgüsünde,   devşirme   malzeme   kullanılmıştır.   Kemerlerin   statik   yapısı   olan taş   işçiliği,   bunların,   Geç   roma   döneminde   yapıldığını   ortaya   koymaktadır. Suyolu     olasılıkla,     Şeyh     Dede     türbesinin     doğusunda     toplanan     birçok kaynağın sularını kente taşımıştır. TİYATRO Topbaşı   tepesinin   (Esentepe’nin)   anayola   bakan   yamacında   tiyatro olabilecek   bir   çanak   bulunmaktadır.   19.   yy’da   yapılan   kazılarda   tepenin batı   taraflarında   mask   ve   tiyatro   oyuncuları   ile   ilgili   yazıtlar   bulunmasına rağmen yeri konusunda kesin bir bilgi yoktur. CAMİLER HACIİLYAS CAMİİ                            Menteşe   Oğulları   zamanında   1330’da   Selahattin   isimli   bir   usta tarafından   inşa   edilmiştir.   Üzerindeki   kitabelere   göre   Hacı   İsmail   Ağa   ve Hacı    Eminzade    Süleyman    tarafından    iki    kez    tamir    görmüştür.    2008’de restore edilmiştir. AHMET GAZİ (ULU) CAMİİ                                     Milas’ın    en    büyük    camisidir.    Ahmet    Gazi    tarafından    1378    de yaptırılmıştır.    Tuğla    ve    taşlarla    inşa    edilmiştir,    hayli    antik    malzeme    de kullanılmıştır.    Dışı    sıvasızdır.    Şadırvanı    olmayan    bu    caminin    duvarının altında   bir   kuyu   vardır.   Reyhanî   kitabesi   cümle   kapısı   üstündedir.   Cami 1879’da tamir edilmiştir. BELEN CAMİİ                         Hisarbaşı   tepesindedir.   Ulu   Camiye   çok   benzer.   Tavanı   ahşaptır. Duvarlar   yine   taş   tuğla   karışımıyla   yapılmış,   dışı   sıvasız   bırakılmıştır.   Hoca Mukbil      isminde      bir      kimse      tarafından      kiliseden      camiye      çevrildiği sanılmaktadır.   1750   yılında,   Hacı   Abdülaziz   Ağa’nın   oğlu   Mehmet   Sait   Ağa tarafından   onarımdan   geçirilmiştir.   Minaresi,   1811’de   Ömer   Ağa   tarafından yaptırılmıştır. FİRUZBEY CAMİİ ( KURŞUNLU)                         Milas’ta   Türk   devrinin   en   güzel   eseri,   Osmanlıların   Menteşe   elini fethinden     sonra     inşa     edilen     camidir.     Güneyi     medrese     odalarıyla çevrilidir.1394’te      Yıldırım      Beyazıt’ın      Menteşe      Valisi      Hoca      Firuzbey tarafından    yaptırılmıştır.    Kubbenin    üstü    kurşunla    kaplı    olduğu    için    halk arasında    kurşunlu    cami    olarak    bilinir.    Dışı    Sodra    Dağının    mavi    damarlı mermerleri   ile   kaplıdır.   Bu   yüzden   gök   cami   olarak   da   adlandırılır.   Ters   T planlı camilerin en güzel örneklerinden biridir. AĞA CAMİİ                               Belen   camiini   tamir   ettiren   Mehmet   Sait   Ağanın   babası   Hacı Abdülaziz Ağa tarafından yaptırılmıştır. Hasır Camii de denir. ÇÖLLÜOĞLU HANI                               Abdülaziz   Ağa   tarafından   1719-1720   yılında   yaptırılmıştır.      Belen Camisinin    yanında,    Milas    Arastasıyla    iç    içedir.    Çöllüoğlu    Hanı,    kentin merkezinde,     çevreye     hakim     bir     noktada     ve     eski     mimari     dokunun bozulmadan   korunduğu   bir   ortam   içinde   yer   almaktadır.   Hanın   yanında Milas   Arastası   yer   almakta   olup,   Arasta’nın   Hana   bağlı   olarak   inşa   edildiği düşünülmektedir.   Hanın   girişi   kuzeyden,   kemerli   bir   yapıdan   olmaktadır.     Han,   1738   yılında   Abdülaziz   Ağa   tarafından   Ağa   Camii   yanında   inşa   ettirdiği Medreseye   vakfedilmiştir.   1051   metrekarelik   alan   üzerine   kuruludur.   Han iki   katlı,   avlulu   ve   dikdörtgen   şeklindedir.   Alt   kat   kemerli   olup,   üst   kat   bu kemerler    üzerine    oturmaktadır.            Yapının    alt    katı,    Osmanlı    hanlarında olduğu     gibi     hayvanların     bağlandığı     açık     mekânlardan     oluşmaktadır. Bunların   önü   sütunlarla   desteklenmekte   ve   bunların   da   üzerinde   üst   katın sundurması   oturmaktadır.   Yapı   büyük   ölçüde,   yapılışı   sırasında   asıl   mimari özelliğini korumaktadır. HAMAMLAR Milas’ta   iki   hamam   bulunmaktadır.   Bunlardan   birisi,   Hoca   Bedrettin Mahallesinde     Tüfekçi     Sokak     içinde,     Ulu     Caminin     hemen     yanında bulunmaktadır.   17.   Yüzyıl   eseridir   ve   halen   kullanılmaktadır.   Evliya   Çelebi, bundan    başka    bir    hamamdan    daha    söz    eder.    Bu    hamam    Gazipaşa Mahallesinde,   eski   askerlik   şubesi   binasının   altında,   “Eski   Hamam   Sokak” içindedir.   Hamamın   kalıntıları   belirgin   bir   şekilde   durmaktadır.   Hamam, Osmanlı Dönemi hamamlarının mimari özelliklerini yansıtmaktadır. BEÇİN                            Milas’ın   5   km   güneyinde   platonun   kuzey   tarafında   yer   alır.   Milas ovasına   hâkim   bir   konumdadır.   Bizans   ve   ortaçağ   Menteşe   Beyliği   yapıları yer   alır.   Adı   Barçın,   Peçin,   Berçin,   Beçin   olarak   geçmektedir.   Beçin   Kalesi   ve çevresinde,     Milas     Müze     Müdürlüğünce     yapılan     kazılarda,     prehistorik dönemlerden   başlayarak   geometrik   dönem,   klasik   ve   Roma   dönemlerine kadar     iskân     olduğu     anlaşılmıştır.     Bu     dönemler     ile     ilgili     buluntular; mezarlardan   ve   küçük   çaplı   sondajlardan   ele   geçirilmiş   olup   bu   dönemler ait   anıtsal   yapılar   bulunmamaktadır.   Kale   ve   çevresinde   görülen   kalıntılar Menteşeoğulları Beyliği dönemindedir.  Beçin Kalesi Milas’ın   5   km   güneyindeki   ovada   birden   bire   200   metre   yükselen platonun     kenarına     Menteşeoğulları     tarafından     kurulmuş     bir     Ortaçağ şehridir.   Burası   antik   dönem   ve   Bizans   döneminde   önemli   bir   yerleşim merkezi    değildi.    Ancak    Beçin    Kalesinin    duvarlarında,    antik    devir    yapı kalıntıları    devşirme    olarak    kullanılmıştır.    13.    yüzyılda    Menteşeoğulları Beyliği’nin   başkenti   Milas   iken,   14.   yy’da   savunma   açısından   daha   elverişli olduğu için başkent Beçin’e taşınmıştır.  Ahmet Gazi Medresesi ve Türbesi                            1375’de   Ahmet   Gazi   tarafından   inşa   edilmiş   en   sağlam   abidelerden biridir.   Gotik   mimari   etkisinde   yapılmıştır.   Giriş   kapısının   tam   karşısında, Ahmet   Gazi’nin   türbesi   vardır.   Ahmet   Gazinin   üzeri   kubbe   ile   örtülüdür. Türbeyi    oluşturan    kemerler    üzerinde,    o    dönemi    yansıtan    bayrak    tutan aslan kabartmaları mevcuttur. Beçin Ören Yerinde Görülebilecek Başlıca Yapılar Bizans    döneminde    inşa    edilen    ve    Menteşeoğulları    döneminde onarım   gören   Beçin   kalesi,   2008   yılında   restorasyonu   tamamlanmış   olan Ahmet   Gazi   Medresesi   ve   Türbesi,   Orhan   Bey   Camii,   Büyük   Hamam,   Bey hamamı,    Bey    Konağı,    Kızılhan,    Küçük    Kilise,    Karapaşa    Medresesi,    Yelli Camii, Yelli Medrese ve Yelli hamam. Beçin    kazıları,    1995    yılından    beri    Prof.    Dr.    Rahmi    Hüseyin    Ünal başkanlığındaki bri kazı ekibi tarafından yürütülmektedir. EUROMOS                            İzmir’den   gelirken   Milas’a   10   km   kala   karayolunun   solunda   görünen bu     tapınak,     Anadolu’nun     en     iyi     korunmuş     ve     ayakta     kalmış     ilkçağ tapınaklarından     biridir.     Tapınak     halk     arasında     “Ayaklı”     olarak     anılır. Tapınağın günümüzde 16 sütunu ayaktadır. Kentteki   kalıntıların   çok   yıpranmış   olmasına   rağmen,   Anadolu’daki en   iyi   korunmuş   tapınaklardan   birisi   olan   Zeus   Euromos   tapınağı   burada yer   almaktadır.   Tapınak,   İS   2.   yy’da   yapılmıştır.   Sütunların   bazılarının   yivsiz bırakılmış    olması,    süsleme    işinin    yarım    kaldığını    göstermektedir.    Duvar taşlarının    birinde,    yine    Zeus’un    simgesi    olan    çift    ağızlı    balta(Labrys), üzerinde bir çift kulak ile betimlenmiştir.   HERAKLEİA VE LATMOS                                     Herakleia   antik   kenti,   Bafa   Gölünün   yanı   başında,   Beşparmak dağlarının   eteğinde   Kapıkırı   köyünün   bulunduğu   yerdedir.   Milas’a   uzaklığı 39   km’dir.   İ.Ö.   1.   Binde   İon   Kolonizasyonu   zamanında   Karlar   tarafından kurulmuştur. Anadolu’daki en eski mağara yazıtları buradadır.                   Herakleia   antik   kenti   ve   çevresinde,   Amneliese   Peschlow   tarafından   her yıl    yüzey    araştırmaları    yapılmaktadır.    Herakleia’nın    bulunduğu    kentin etrafında     uzanan     Latmos     dağlarında     keşfedilen     mağaralar     ve     kaya resimleri    tarih    öncesi    dönemler    için    önemli    bilgiler    verecek    niteliktedir. Stilize   insan   ve   hayvan   figürlerinin   kaya   üzerine   boya   ile   çizilmesi   sonucu yapılan   figürler,   dönemin   sosyal   olayları   ile   ilgili   sahneleri   içermektedir.     Kaya   resimlerini   yapan   insanların   çevrede   çok   sayıda   bulunan   mağara   ve sığınaklarda    yaşadıkları,    buralarda    ele    geçen    tarih    öncesine    ait    çanak çömlek parçaları ile anlaşılmaktadır. Kent    adını    ünlü    mitolojik    kahraman    Herakles’ten    almıştır.    Çok kayalık   ve   engebeli   bir   arazi   üzerinde   kurulan   antik   kentin   etrafı   65   kule   ile takviye    edilen,    6,5    km    uzunluğunda    bir    sur    ile    çevrilmiştir.    Düzgün, dikdörtgen   ve   kare   taş   işçiliği   gösteren   sur   duvarları   Hellenistik   dönemde yapılmıştır.   Kayalık   arazi   üzerinde   yer   alan   Athena   tapınağı   kentin   en   iyi korunmuş   yapılarından   biridir   ve   yine   Hellenistik   döneme   aittir.      Kentte Athena   Mabedi,   Agora,   Hamam,   Tiyatro,   Yediler   Manastırı,   Stylos   Manastırı, İkizadaları’ndaki   Manastır,      Endymion   kutsal   alanı,   bouleterion   ve   tiyatro bulunmaktadır.  İASOS                                        Yunanistan’dan   gelen   Argoslu   kolonistlerden   olan   İasos’un   kurduğu şehir,   adını   da   ondan   almıştır.   Milas’a   28   km   uzaklıktaki   Kıyıkışlacık   Köyü içerisindeki   bir   yarımada   üzerine   kurulmuştur.   İasos   antik   kentinde,   1960 yılından     beri     İtalyan     Arkeoloji     heyeti     tarafından     düzenli     olarak     kazı yapılmaktadır.    Bu    kazılar    sonucunda    pek    çok    yapı    ortaya    çıkarılmış    ve kentteki   en   eski   yerleşimin   İÖ   3.   Binyıla   kadar   uzandığı   tespit   edilmiştir. Kentin ana geçim kaynağı balıkçılıktır. Kentin    önemli    yapıları    olan    Agora,    bouleterion,    tiyatro,    akropol, mozaikli     ev,     Artemis     tapınağı     yarımada     üzerinde     yer     alır.     Agora’nın bulunduğu   alanda   Tunç   Çağı’na   ait   mezarlar   ortaya   çıkarılmıştır.   Büyük   sur, su   kemerleri,   mezarlar   ve   Balık   Pazarı   olarak   adlandırılan   anıt   mezar   ise yarımadanın dışında yer alan yapılardır. Balık Pazarı Açıkhava Müzesi Halk   arasında   Balık   pazarı   olarak   bilinen   bu   yer,   Roma   dönemine   ait bir   anıt   mezardır.   Yapı,   payeler   üzerindeki   kemerlerden   oluşan   bir   portiko ile   sınırlanmış   hemen   hemen   kare   planlı   bir   alanın   ortasında,   basamaklı yüksek    bir    platform    üzerinde    yükselen    ön    cephesi    dört    sütunlu    bir tapınaktan     oluşmaktadır.     Mezar     odası,     bu     tapınağın     zemininde     yer almaktadır.   1993’te   Kültür   Bakanlığı   tarafından   restore   edilen   yapı,   1995’te balık Pazarı Açıkhava Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. BARGYLİA - BOĞAZİÇİ KÖYÜ                                        Milas’   tan   Bodrum’a   giderken   Milas’a   25   km   mesafede   karayolunun sağında    bulunan    bir    sahil    köyüdür.    Tarihteki    adı    Bargylia    adını    bir efsaneden    alır.    Kahraman    Bellerofo’nun    kanatlı    atı    Pegasos    çiftesi    ile sahibinin     en     yakın     arkadaşı     Barglos’u     öldürmesi     üzerine     Bellerofo arkadaşının   öldüğü   bu   yere   onun   adını   vermiş.   Etrafı   zeytinliklerle   çevrili masmavi    güzel    koyda    eskiden    tuzlalar    varmış    ve    çevrenin    bütün    tuzu burada   üretilirmiş.   Şimdilerde   köyün   tek   geliri   balıkçılık   üzerinedir.   Boğaziçi aynı   zamanda   bir   kuş   cennetidir.   Kuğular,   Flamingolar,   Pelikanlar   belirli dönem bu koyda konaklarlar. KERAMOS Milas-Bodrum   yolu   üzerinde,   Beçin’den   ayrılan   ve   45   km’lik   bir   asfalt yol    ile    ulaşılan    antik    çağdaki    adıyla    Keramos,    yakın    zamandaki    adıyla gereme   ve   yeni   adıyla   Ören,   Gökova   körfezi   kıyısındadır.   Eski   adı   Gereme olan   Ören   Köyü,   denizden   3   km   içeride   kurulmuştur.   Deniz   kenarındaki kumsal   ise   “yalı”   olarak   adlandırılır.      Ören   köyü,   antik   çağda   keramikleriyle ünlü    olan    ve    adını    bu    keramiklerden    alan    Keramos    kentinin    kalıntıları üzerinde kurulmuştur. Antik   kentin   bir   tarafta   ovadan   diğer   tarafta   dağın   yamaçlarından dolaşarak      kuşattığı      surların      bugün      sadece      dağlık      kesimde      ve güneydoğudaki    alanda    bir    bölümü    ayakta    kalabilmiştir.    Sur    kapılarının birçoğu kemerli iken köşeli olanlara da rastlamak mümkündür. Doğudaki     kent     surlarının     biraz     uzağında,     Meşekayası     Dağı’nın eteklerinde,    belde    merkezinin    yaklaşık    400    metre    doğusunda    yer    alan Kurşunlu   yapı(Tapınak),   zıvanalarının   kurşun   olmasından   dolayı   yerli   halk tarafından    “Kurşunlu    Yapı”    olarak    adlandırılmıştır.    Tapınağın    podyumu özenle   yapılmış   bir   istinat   duvarı   ile   oluşturulmuştur.      Bir   bakıma,   kaideyi oluşturan;    doğu,    batı    ve    güneydeki    bu    istinat    duvarları    sarımtırak    taş bloklarla   elde   edilmiş   olup,   kornişle   son   bulmaktadır.   Tapınağın   korinth düzeninde   olduğu   sütun   başlıklarından   anlaşılmaktadır.   Tapınak   duvarları, üzerleri   yazıtlı   çelenk   içine   alınmış,   yuvarlak   kalkana   benzer   kabartmalarla donatılmıştır.    Ören    şehir    merkezinde    ve    dışında    hamam,    su    kemerleri, mezarlar, kapı lentoları gibi birçok tarihi kalıntı bulunmaktadır.  LABRANDA                                     Labranda   Zeus   krallığının   kutsal   mabedidir.   İ.Ö.   600   yıllarına   ait buluntular    vardır.    Adını    çift    yüzlü    balta    anlamına    gelen    labriys’ten    alan Labranda,   Milas’a   12.870   metrelik   7.62   metre   genişliğinde   taş   döşeli   bir yolla   bağlıydı.   Yolun   girişi   üzerinde   çift   yüzlü   balta   figürü   bulunan   kemerli bir kapıyla süslüdür(Baltalı Kapı). Zeus   Labrandeus’un   kutsal   alanı   olan   Labranda   ören   yeri,   Milas’ın 14    km.    kuzeydoğusunda,    Kargıcak    Köyü    sınırları    içinde    yer    almaktadır. Labranda     ören     yerinin     prehistorik     dönemleri     yüzey     buluntuları     ile bilinmekte   olup,   ele   geçen   taş   balta   ve   pişmiş   toprak   ağırşak   örnekleri   ören yerinin   tarihini   günümüzden   5-6   bin   yıl   geriye   götürebilecek   niteliktedir.     Labranda    bu    dönemlerde,    olasılıkla,    Menderes    Ovası    ile    Milas    Ovası kültürleri için önemli bir bağlantı noktası olmalıydı. Kutsal     alanının     en     gelişmiş     dönemi,     İ.Ö.     5-4.     yüzyıllardır.     Bu dönemde   Karia   satrabı   Maussolos   ve   onun   ardından   da   kardeşi   İdrieus tarafından   rahip   evleri,   andron(erkekler   için   toplantı   salonu)   ve   teras   evleri gibi   önemli   yapılarla   donatılmıştır.   Daha   sonra   buradaki   imar   çalışmaları durmuş    ve    İS    4.    yüzyıldaki    bir    yangın    felaketinin    ardından    da    kült    yeri olmaktan çıkmıştır. Labranda’da    yapılan    kazılarda    ortaya    çıkarılan    en    eski    mimari buluntular   yaklaşık   olarak   MÖ   600   yılına   aittir.   Antik   dönemde   Labranda, Beçin’den    başlayıp    Milas’ın    içinden    geçerek    Alabanda’ya    kadar    uzanan yolun   üzerinde   yer   alan   bir   kült(tapınma)   merkeziydi.   Labranda   adı,   çift yüzlü balta anlamına gelen “labrys” kökünden türemiştir. Labranda’ya   Mylasa’dan   başlayan   8   metre   genişliğindeki   bir   kutsal yol   ile   ulaşılıyordu.   Kutsal   alan   teraslar   halinde   inşa   edilmiştir   ve   anıtsal giriş    kapıları    bulunur.    Burada    her    yıl    Zeus    için    5    gün    süren    bir    şölen düzenlenirdi.   Bu   şölen   sırasında   kutsal   alanın   200   metre   batısında   yer   alan stadyumda     yarışlar     yapıldığı     sanılmaktadır.     Zeus     Labrandeus     olarak adlandırılan    bu    tapınağın    en    önemli    simgesi    çift    ağızlı    balta(labrys)    idi. Elinde   tuttuğu   bir   çift   ağızlı   balta   ile   betimlenen   Zeus   Labrandeus,   antik dönemde      tük      Karia      bölgesine      yayılan      önemli      bir      külttü(tapınma merkeziydi).      Öyle   ki,   çift   ağızlı   balta,   Mylasa   ve   bütün   Karia   bölgesinin simgesi haline gelmişti. Kalıntıların   yer   aldığı   kutsal   alan,   arazinin   eğiminden   dolayı   teraslar halinde    düzenlenmiştir.    Kutsal    alanda    yer    alan    yapılar    şunlardır:    Zeus tapınağı   kalıntıları,   andronlar(erkeklere   ayrılmış   binalar),   oikoi(rahip   evleri), depolar,     propylon(anıtsal     giriş     yapısı),     nympheion(anıtsal     çeşme)     ve stadion.      Buradaki   önemli   kalıntılardan   birisi   de   anıt   mezardır.   Yapımında düzgün   kesilmiş   granit   taşlar   kullanılmıştır.   Bir   ön   ve   bir   de   arka   odadan oluşmaktadır. 
Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız