GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

Milas

Asırlık Zeytin Ağacı - Karacahisar - Milas

Milas    deyince    akla,    tarih    ve    kültürle    birlikte    zeytin    gelir.    Bu    değerlerin    çokluğu    ve zenginliği,    Milas    için    tanrının    bir    hediyesi    olsa    gerek.    İnsan    başını    nereye    çevirse,    tarihi    ve kültürel   değerlerle   ve   bir   de   zeytinin   varlığı   ile   yüzyüze   gelir.   Milas,   bölge   olarak,   tarihi   ve kültürle   ölmez   ağaç   zeytinin   iç   içe   geçtiği   bir   yerdir.   Sahip   olduğu   değerler   bütünlüğü   açısından Milas, ülkemizin önemli kentlerinden, yaşam alanlarından birisidir.  Milas   tarihi   boyunca   ismini   değiştirmeden   gelen   ender   yerleşim   alanlarından   birisidir. Antik   Mylasa   olan   isim   daha   sonra   Milas   olmuştur.   Tarih   açısından   Milas’ın   kuruluşu   ilkçağlara kadar   uzanmaktadır.   Milas   bölgesinde,   insan   yerleşimlerinin   ilk   belirtileri   pre-historic   döneme, yani    8    bin    yıl    öncesine    kadar    uzanmaktadır.    Bafa    Gölü    çevresinde,    Beşparmak    dağlarında bulunan   mağara   resimlerinden,   bu   kanıya   varılmaktadır.   Milas’ın   bilinen   tarihi   ise   MÖ   3400 yıllarına   kadar   uzanmaktadır.   Milas   sahip   olduğu   tarihi,   arkeolojik   ve   kültürel   değerleri   ile   tam anlamıyla   keşfedilmemiş   bir   kent   özelliğini   korumaktadır.   Milas’ta   nereye   bir   kazma   vurulsa, nerede   bir   temel   atma   ve   hafriyat   çalışması   olsa,   mutlaka   geçmiş   tarihi   dönemlere   ilişkin   bir buluntuyla   karşılaşılmaktadır.   Çıkan   lahitler,   oda   mezarlar   bunun   en   güzel   kanıtıdır.   Son   olarak kaçak   kazı   yapanlar   tarafından   ortaya   çıkartılan   Karya   Satrabı   Kral   Hekatamnos’a   ait   muhteşem mezar   ise   Milas’ın   içinde   2400   yıllık   bir   gizem   olarak   kendini   saklıyordu.   Bu   anlamda   Milas,   daha henüz tam olarak keşfedilmedi. Milas,   adını,   mitolojiye   göre,   rüzgârlara   hâkim   olan   Ailos’un   soyundan   gelen   Mylasos’tan almıştır.   Milas   adının   kökenine   ilişkin   olarak;   “Mylasa,   Milaso,   Melaso,   Melasso,   Melessa,   Milaxo” olarak   tarihsel   süreç   içinde   farklı   isimlerle   adlandırıldığı   ve   zamanla   halk   arasında   bu   ismin   ses değişikliğine   uğrayarak   “Milas”   şeklini   aldığı   çeşitli   kaynaklar   tarafından   belirtilmektedir.   Milas isminin    nereden    geldiği    konusunda,    antik    yazarlardan    Byzantionlu    Staphanos,    Mylasa’nın, Sisyphos   ve   Ailos’un   torunu,   Chrysaor   oğlu   Mylasos’dan   aldığını   belirtir.   Mylasa,   Girit   ve   Yunan uygarlıkları ile ilişki içinde olmuştur. Tüm   Karia’nın   ulusal   tanrısı   Zeus   Karios   mabedinin   yer   aldığı   Mylasa,   Karialıların   haç   yeri durumundaydı.    Her    yanı,    Sodra’dan    çıkarılan    mermerlerle    kaplı    olan    kent,    o    dönemde, “mabetler    şehri”    unvanını    almıştı.    Nükteleri    ile    ünlü    arp    sanatçısı    Stratonikos,    şehrin    bu durumundan    etkilenerek,    kentte    verdiği    resitali    açarken,    “dinleyin    ey    insanlar”    diyeceğine, “dinleyin ey mabetler” demek zorunda kalmıştır. Eski   Yunanlılar;   Karları,   Leleg   ve   Pelasglarla   birlikte   Anadolu’nun   en   eski   halklarından birisi    olarak    kabul    ederlerdi.    Ünlü    tarihçi    Herodat’a    göre,    Karialılar,    anakaraya    (Anadolu’ya) adalardan    gelmişlerdir.    Karialılar,    Homeros’a    göre,    Kral    Priamos’un    yanında    savaşan    Asya kökenli   bir   topluluk   olup,   Batı   Anadolu’da   kıyılara   yakın   yerlerde   yaşarlar.   Ünlü   tarihçi   Herodot da   bunu   doğrulamaktadır.   Daha   önce   Lidya   egemenliğinde   olan   Karia   bölgesi,   MÖ   6.   yy’dan sonra     Perslerin     egemenliğine     girmiştir.     Karya     döneminde     Mylasa,     yerli     halktan     olan Hyssaldomamos,    Hekatomnos    ve    Mausolos    gibi    kralların    döneminde    önemini    korumuştur. Mylasa,   özellikle   Hekatomnos’un   krallığı   döneminde   (Uzunyuva’nın   altında   mezarı   bulunan   kral) çok büyük gelişmeler olmuş, şehir mimari açılardan çok gelişmiştir. Milas,    Karya    dönemiyle    birlikte    Roma,    Bizans,    Selçuklu,    Menteşe    Beyliği    ve    Osmanlı uygarlıklarını   yaşadı.   Tüm   bu   uygarlıklardan,   günümüze   kadar   gelebilen   çok   sayıda   tarihi   eser bulunmaktadır.   Karya   dönemine   ilişkin   olarak   Milas’ta,   27   antik   kentin   kurulduğu   bilinmektedir. Bugün bunlardan; İasos, Labranda, Herakleia ve Euromos özelliklerini koruyan ören yerleridir. Milas   tarihi   boyunca   hep   yönetim   merkezi   olmuş   ve   bu   özelliğini   daima   korumuştur. Karya    ve    Menteşe    Beyliğine    başkentlik    yapan    Milas,    Osmanlı    döneminde    de    bir    kaza(ilçe) merkezi   olma   işlevini   hiç   yitirmemiştir.   Milas’ın   tarihi   boyunca   yönetim   merkezi   olmasının   en büyük   nedeni;   bölgenin   ticari   potansiyeli,   kara   ve   deniz   ticaret   yollarının   üzerinde   olması   ve ayrıca    stratejik    önemde    bir    konuma    sahip    olmasıdır.    Ticari    yaşamının    canlılığı,    yer    altı    ve yerüstü kaynaklarının zenginliği; Milas’ı önemli hale getiren temel unsurlardır. Milas’ta,   1924   Türk-Yunan   nüfus   mübadelesine   kadar   3200   Rum   yaşıyordu.      Eski   askerlik şubesi   binası,   eskiden   Rumlar’a   ait      bir      kiliseydi.   Bu      kilise,      19   yüzyılda   Milas’ta   yaşayan   Rumlar tarafından,   Azize   Osia   Kseni’nin   anısına   inşa   ettirilmiştir.   Azizie   Osia   Kseni,   Romalı   zengin   bir ailenin    kızı    olup,    istemediği    birisiyle    evlendirilmek    istenilince,    iki    nedimesiyle    birlikte    önce İskenderiye’ye     gitmiş,     oradan     Kıbrıs     üzerinden     MS     5.     yy’da     Milas’a     gelmiş     ve     burada Hıristiyanlığın    yayılması    için    aktif    rol    oynamış.    Mezarının    Milas’ta    olduğu    rivayet    edilir.    İşte bugün   Hava   Meydan   Komutanlığına   ait   bir   gazino   olarak   kullanılan   bu   bina   onun   anısına   inşa ettirilmiştir. Bu binanın kapısında, bu konuda Rumca bir yazıt bulunmaktadır. Yine   1950’li   yıllara   kadar   Milas’ta   önemli   bir   Yahudi   nüfusu   yaşıyordu.   Onlar   daha   çok ticaretle     uğraşırlardı.     Bodrum’da     bir     Yahudi cemaati     oluşmamışken,     Milas’ta     bir     Yahudi cemaatinin     oluşmasının     en     önemli     etkeni, Milas’ın     ticari     potansiyelinin     yüksekliği     idi. Manifaturacılık,    kuyumculuk,    tütün    ticareti    ve bazı       zanaatlar       onların       hâkimiyetindeydi.         Yahudi    kadınlar    arasında    terzilik    yaygındı    ve geçmişte    birçok    Türk    kadın    terziliği    onlardan öğrenmişti.    Kent    yaşamında,    Yahudilerin    en önemli   özelliği   akşam   vakti   yemekten   sonra   en   güzel   giysilerini   giyerek   “süsyolu”nda   gezintiye çıkmaları,   şehir   parkında   oturmalarıydı.   “Süsyolu”   dediğimiz   yer,   parkın   ve   Atatürk   heykelinin önündeki    cadde    olup,    yaz    akşamları    burada    yapılan    gezintiler,    onlardan    bize    miras    kalan geleneksel yaşamın bir küçük örneğidir. Milas   bu   zengin   tarihi   ve   kültürel   değerlerinin   yanısıra   zeytinleriyle   de   zengin   bir   ilçedir. Bugün   Milas’ta   yaklaşık   8   milyon   zeytin   ağacı   bulunmaktadır.   Milas,   bu   açıdan,   ülkemizdeki   en önemli   zeytincilik   merkezlerinden   biri   olma   özelliğine   de   sahip   bulunmaktadır.   Milas’ta   100’e yakın    zeytinyağı    fabrikası    bulunmaktadır.    Milas    bu    özelliğine    rağmen,    zeytinyağında    ismini duyuramamış   ve   bu   konuda   kendi   markasını   yaratamamıştır.   Yakın   zamana   kadar   Milas   yağları hep   dökme/rafinerilik   yağ   olarak   bilinirdi.   Fakat   son   yıllarda   Milaslı   girişimciler,   kendi   özgün markalarını   yaratarak   Milas   zeytinyağının   bilinen   imajını   tersine   çevirmek   gibi   kutsal   bir   çabanın içine   girdiler.   Milas   zeytinyağları,   artık,   ulusal   ve   uluslararası   düzeyde   mutfaklarda   ve   sofralarda kullanılmaya başlanılmıştır. Burada   antik   döneme   ilişkin   olarak   Milas   zeytinleriyle   ilgili   bir   rivayeti   aktarmak   istiyorum. Antik   çağda   Mylasa   verimli   topraklara   sahip,   güzel   iklimi   olan,   ticaretiyle   ünlü   bir   yermiş.   Burası cennetten   bir   köşe   olarak   anılırmış.   Her   kavmin   bu   bölgede   gözü   varmış   ve   bu   nedenle,   bu bölge    sıksık    istilalara    uğrarmış.    Karya    halkı    çok    savaşçı    bir    toplulukmuş.    Erkekleri    kadar kadınları     da     iyi     dövüşçüymüş.     Karya’yı     istila     etmek     isteyenler,     kolay     kolay     burayı     ele geçiremezmiş,    çok    kayıp    verirlermiş.    Burayı    kuşatmak,    ele    geçirmek    isteyenler,    Karyalılar’ın direncini   kırmak   için   onlara   karşı   psikolojik   çökertme   hareketi   içine   girerlermiş.   Bunun   için   de, Karya   halkının   temel   geçim   kaynağı   olan   zeytinleri   dibinden   keserlermiş.      Ondan   sonra   da saldırıya   geçerlermiş.   Eğer   Milas   zeytinlerinin   geçmişte   yaşadığı   bu   kıyım   olmasaymış,   Milas’ta şimdikinden daha fazla zeytin ağacının olabileceği söylenir… Milas’ta   zeytin   ve   zeytinyağından   söz   edildiği   zaman,   Ali   Osman   menteşe   adını   anmadan geçmemek   gerekiyor.   Bu   bir   anlamda,   Milas   zeytinciliğinin   gelişmesine   olan   katkılarından,   iyi zeytinyağı   nasıl   elde   edilir   konusundaki   pratiğinden   ve   uluslararası   alanda   kendi   markalarının aldığı    ödüllerle    hem    Milas’ın    hem    de    Milas    zeytinyağının    adını    duyurduğu    için;    onun    adını anmak,   bir   saygı   ve   bir   vefalılık   ifadesidir.   Milas   zeytinciliğinde   klasik   anlayışları   yıkarak   bu konuda    herkese    örnek    olan    modern    çalışmalar    yaptığı,    insanların    zeytin    bakım    ve    hasat konusunda ufuklarını açtığı için Ali Osman Menteşe, bu övgüyü fazlasıyla hak ediyor.  Milas,    kent    olarak,    ilçe    olarak    gerçekten    önemli    değerleri    bünyesinde    barındıran    bir bölge.   Fakat   nedense   Milas,   sahip   olduğu   bu   değerler   doğrultusunda   ileri   gidememiş,   gelişme kaydedememiş   bir   yer.   Önemli   bir   tarih   ve   kültür   diyarı   ama   turizmde   isim   ve   marka   olamamış, turizm   gelirlerinden   pay   alamıyor…   Önemli   bir   zeytin   merkezi   ama   hâlâ   zeytinyağında   kendi markasını    yaratamamış…    Milas    her    konuda    ilgiyi    yeniden    ve    yeniden    fazlasıyla    hak    ediyor. Mevcut   potansiyellerinin   değerlendirilmesiyle   Milas’taki   toplumsal   yaşam   standardı   daha   da yükselecek, Milas hak ettiği yerlere gelecektir… Milas bunu hak ediyor… Yararlanılan Kaynaklar: 1- Milas Araştırması 2003, Doç. Dr. Nurgün Oktik-Yrd. Doç. Dr. Koşar Hız-Arş. Gör. Ünal Bozyer-Arş Gör. Sergender Sezer, Muğla Üniversitesi Yayınları: 47 2- Mylasa ve Çevresi, Abuzer Kızıl, Milas Belediyesi ve MİÇEV Yayını 3- Milas’ta Zeytincilik (Kara Havyar: Zeytin), Nevzat Çağlar Tüfekçi 4- Muğla Tarihi, Ekrem Uykucu Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ - Araştırmacı

Süsyolu - Milas

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
Milas    deyince    akla,    tarih    ve    kültürle    birlikte    zeytin    gelir.    Bu değerlerin   çokluğu   ve   zenginliği,   Milas   için   tanrının   bir   hediyesi   olsa gerek.   İnsan   başını   nereye   çevirse,   tarihi   ve   kültürel   değerlerle   ve   bir de    zeytinin    varlığı    ile    yüzyüze    gelir.    Milas,    bölge    olarak,    tarihi    ve kültürle   ölmez   ağaç   zeytinin   iç   içe   geçtiği   bir   yerdir.   Sahip   olduğu değerler   bütünlüğü   açısından   Milas,   ülkemizin   önemli   kentlerinden, yaşam alanlarından birisidir.  Milas     tarihi     boyunca     ismini     değiştirmeden     gelen     ender yerleşim   alanlarından   birisidir.   Antik   Mylasa   olan   isim   daha   sonra Milas    olmuştur.    Tarih    açısından    Milas’ın    kuruluşu    ilkçağlara    kadar uzanmaktadır.   Milas   bölgesinde,   insan   yerleşimlerinin   ilk   belirtileri pre-historic    döneme,    yani    8    bin    yıl    öncesine    kadar    uzanmaktadır. Bafa     Gölü     çevresinde,     Beşparmak     dağlarında     bulunan     mağara resimlerinden,   bu   kanıya   varılmaktadır.   Milas’ın   bilinen   tarihi   ise   3400     yıllarına     kadar     uzanmaktadır.     Milas     sahip     olduğu     tarihi, arkeolojik   ve   kültürel   değerleri   ile   tam   anlamıyla   keşfedilmemiş   bir kent    özelliğini    korumaktadır.    Milas’ta    nereye    bir    kazma    vurulsa, nerede   bir   temel   atma   ve   hafriyat   çalışması   olsa,   mutlaka   geçmiş tarihi     dönemlere     ilişkin     bir     buluntuyla     karşılaşılmaktadır.     Çıkan lahitler,   oda   mezarlar   bunun   en   güzel   kanıtıdır.   Son   olarak   kaçak   kazı yapanlar       tarafından       ortaya       çıkartılan       Karya       Satrabı       Kral Hekatamnos’a   ait   muhteşem   mezar   ise   Milas’ın   içinde   2400   yıllık   bir gizem   olarak   kendini   saklıyordu.   Bu   anlamda   Milas,   daha   henüz   tam olarak keşfedilmedi. Milas,    adını,    mitolojiye    göre,    rüzgârlara    hâkim    olan    Ailos’un soyundan    gelen    Mylasos’tan    almıştır.    Milas    adının    kökenine    ilişkin olarak;    “Mylasa,    Milaso,    Melaso,    Melasso,    Melessa,    Milaxo”    olarak tarihsel    süreç    içinde    farklı    isimlerle    adlandırıldığı    ve    zamanla    halk arasında   bu   ismin   ses   değişikliğine   uğrayarak   “Milas”   şeklini   aldığı çeşitli   kaynaklar   tarafından   belirtilmektedir.   Milas   isminin   nereden geldiği      konusunda,      antik      yazarlardan      Byzantionlu      Staphanos, Mylasa’nın,   Sisyphos   ve   Ailos’un   torunu,   Chrysaor   oğlu   Mylasos’dan aldığını    belirtir.    Mylasa,    Girit    ve    Yunan    uygarlıkları    ile    ilişki    içinde olmuştur. Tüm   Karia’nın   ulusal   tanrısı   Zeus   Karios   mabedinin   yer   aldığı Mylasa,    Karialıların    haç    yeri    durumundaydı.    Her    yanı,    Sodra’dan çıkarılan   mermerlerle   kaplı   olan   kent,   o   dönemde,   “mabetler   şehri” unvanını   almıştı.   Nükteleri   ile   ünlü   arp   sanatçısı   Stratonikos,   şehrin bu   durumundan   etkilenerek,   kentte   verdiği   resitali   açarken,   “dinleyin ey    insanlar”    diyeceğine,    “dinleyin    ey    mabetler”    demek    zorunda kalmıştır. Eski      Yunanlılar;      Karları,      Leleg      ve      Pelasglarla      birlikte Anadolu’nun   en   eski   halklarından   birisi   olarak   kabul   ederlerdi.   Ünlü tarihçi   Herodat’a   göre,   Karialılar,   anakaraya   (Anadolu’ya)   adalardan gelmişlerdir.    Karialılar,    Homeros’a    göre,    Kral    Priamos’un    yanında savaşan   Asya   kökenli   bir   topluluk   olup,   Batı   Anadolu’da   kıyılara   yakın yerlerde    yaşarlar.    Ünlü    tarihçi    Herodot    da    bunu    doğrulamaktadır. Daha    önce    Lidya    egemenliğinde    olan    Karia    bölgesi,    MÖ    6.    yy’dan sonra    Perslerin    egemenliğine    girmiştir.    Karya    döneminde    Mylasa, yerli   halktan   olan   Hyssaldomamos,   Hekatomnos   ve   Mausolos   gibi kralların      döneminde      önemini      korumuştur.      Mylasa,      özellikle Hekatomnos’un    krallığı    döneminde    (Uzunyuva’nın    altında    mezarı bulunan   kral)   çok   büyük   gelişmeler   olmuş,   şehir   mimari   açılardan   çok gelişmiştir. Milas,     Karya     dönemiyle     birlikte     Roma,     Bizans,     Selçuklu, Menteşe      Beyliği      ve      Osmanlı      uygarlıklarını      yaşadı.      Tüm      bu uygarlıklardan,    günümüze    kadar    gelebilen    çok    sayıda    tarihi    eser bulunmaktadır.    Karya    dönemine    ilişkin    olarak    Milas’ta,    27    antik kentin   kurulduğu   bilinmektedir.   Bugün   bunlardan;   İasos,   Labranda, Herakleia ve Euromos özelliklerini koruyan ören yerleridir. Milas    tarihi    boyunca    hep    yönetim    merkezi    olmuş    ve    bu özelliğini   daima   korumuştur.   Karya   ve   Menteşe   Beyliğine   başkentlik yapan    Milas,    Osmanlı    döneminde    de    bir    kaza(ilçe)    merkezi    olma işlevini    hiç    yitirmemiştir.    Milas’ın    tarihi    boyunca    yönetim    merkezi olmasının   en   büyük   nedeni;   bölgenin   ticari   potansiyeli,   kara   ve   deniz ticaret    yollarının    üzerinde    olması    ve    ayrıca    stratejik    önemde    bir konuma   sahip   olmasıdır.   Ticari   yaşamının   canlılığı,   yer   altı   ve   yerüstü kaynaklarının zenginliği; Milas’ı önemli hale getiren temel unsurlardır. Milas’ta,    1924    Türk-Yunan    nüfus    mübadelesine    kadar    3200 Rum   yaşıyordu.      Eski   askerlik   şubesi   binası,   eskiden   Rumlar’a   ait      bir     kiliseydi.   Bu      kilise,      19   yüzyılda   Milas’ta   yaşayan   Rumlar   tarafından, Azize    Osia    Kseni’nin    anısına    inşa    ettirilmiştir.    Azizie    Osia    Kseni, Romalı   zengin   bir   ailenin   kızı   olup,   istemediği   birisiyle   evlendirilmek istenilince,   iki   nedimesiyle   birlikte   önce   İskenderiye’ye   gitmiş,   oradan Kıbrıs   üzerinden   MS   5.   yy’da   Milas’a   gelmiş   ve   burada   Hıristiyanlığın yayılması    için    aktif    rol    oynamış.    Mezarının    Milas’ta    olduğu    rivayet edilir.   İşte   bugün   Hava   Meydan   Komutanlığına   ait   bir   gazino   olarak kullanılan     bu     bina     onun     anısına     inşa     ettirilmiştir.     Bu     binanın kapısında, bu konuda Rumca bir yazıt bulunmaktadır. Yine    1950’li    yıllara    kadar    Milas’ta    önemli    bir    Yahudi    nüfusu yaşıyordu.    Onlar    daha    çok    ticaretle    uğraşırlardı.    Bodrum’da    bir Yahudi     cemaati     oluşmamışken,     Milas’ta     bir     Yahudi     cemaatinin oluşmasının   en   önemli   etkeni,   Milas’ın   ticari   potansiyelinin   yüksekliği idi.    Manifaturacılık,    kuyumculuk,    tütün    ticareti    ve    bazı    zanaatlar onların   hâkimiyetindeydi.      Yahudi   kadınlar   arasında   terzilik   yaygındı ve    geçmişte    birçok    Türk    kadın    terziliği    onlardan    öğrenmişti.    Kent yaşamında,    Yahudilerin    en    önemli    özelliği    akşam    vakti    yemekten sonra    en    güzel    giysilerini    giyerek    “süsyolu”nda    gezintiye    çıkmaları, şehir    parkında    oturmalarıydı.    “Süsyolu”    dediğimiz    yer,    parkın    ve Atatürk    heykelinin    önündeki    cadde    olup,    yaz    akşamları    burada yapılan   gezintiler,   onlardan   bize   miras   kalan   geleneksel   yaşamın   bir küçük örneğidir. Milas     bu     zengin     tarihi     ve     kültürel     değerlerinin     yanısıra zeytinleriyle   de   zengin   bir   ilçedir.   Bugün   Milas’ta   yaklaşık   8   milyon zeytin   ağacı   bulunmaktadır.   Milas,   bu   açıdan,   ülkemizdeki   en   önemli zeytincilik       merkezlerinden       biri       olma       özelliğine       de       sahip bulunmaktadır.        Milas’ta        100’e        yakın        zeytinyağı        fabrikası bulunmaktadır.    Milas    bu    özelliğine    rağmen,    zeytinyağında    ismini duyuramamış   ve   bu   konuda   kendi   markasını   yaratamamıştır.   Yakın zamana   kadar   Milas   yağları   hep   dökme/rafinerilik   yağ   olarak   bilinirdi. Fakat     son     yıllarda     Milaslı     girişimciler,     kendi     özgün     markalarını yaratarak    Milas    zeytinyağının    bilinen    imajını    tersine    çevirmek    gibi kutsal   bir   çabanın   içine   girdiler.   Milas   zeytinyağları,   artık,   ulusal   ve uluslararası      düzeyde      mutfaklarda      ve      sofralarda      kullanılmaya başlanılmıştır. Burada   antik   döneme   ilişkin   olarak   Milas   zeytinleriyle   ilgili   bir rivayeti   aktarmak   istiyorum.   Antik   çağda   Mylasa   verimli   topraklara sahip,   güzel   iklimi   olan,   ticaretiyle   ünlü   bir   yermiş.   Burası   cennetten bir   köşe   olarak   anılırmış.   Her   kavmin   bu   bölgede   gözü   varmış   ve   bu nedenle,   bu   bölge   sıksık   istilalara   uğrarmış.   Karya   halkı   çok   savaşçı bir    toplulukmuş.    Erkekleri    kadar    kadınları    da    iyi    dövüşçüymüş. Karya’yı   istila   etmek   isteyenler,   kolay   kolay   burayı   ele   geçiremezmiş, çok    kayıp    verirlermiş.    Burayı    kuşatmak,    ele    geçirmek    isteyenler, Karyalılar’ın    direncini    kırmak    için    onlara    karşı    psikolojik    çökertme hareketi   içine   girerlermiş.   Bunun   için   de,   Karya   halkının   temel   geçim kaynağı    olan    zeytinleri    dibinden    keserlermiş.        Ondan    sonra    da saldırıya   geçerlermiş.   Eğer   Milas   zeytinlerinin   geçmişte   yaşadığı   bu kıyım   olmasaymış,   Milas’ta   şimdikinden   daha   fazla   zeytin   ağacının olabileceği söylenir… Milas’ta   zeytin   ve   zeytinyağından   söz   edildiği   zaman,   Ali   Osman menteşe   adını   anmadan   geçmemek   gerekiyor.   Bu   bir   anlamda,   Milas zeytinciliğinin   gelişmesine   olan   katkılarından,   iyi   zeytinyağı   nasıl   elde edilir      konusundaki      pratiğinden      ve      uluslararası      alanda      kendi markalarının   aldığı   ödüllerle   hem   Milas’ın   hem   de   Milas   zeytinyağının adını    duyurduğu    için;    onun    adını    anmak,    bir    saygı    ve    bir    vefalılık ifadesidir.   Milas   zeytinciliğinde   klasik   anlayışları   yıkarak   bu   konuda herkese    örnek    olan    modern    çalışmalar    yaptığı,    insanların    zeytin bakım   ve   hasat   konusunda   ufuklarını   açtığı   için   Ali   Osman   Menteşe, bu övgüyü fazlasıyla hak ediyor.  Milas,    kent    olarak,    ilçe    olarak    gerçekten    önemli    değerleri bünyesinde   barındıran   bir   bölge.   Fakat   nedense   Milas,   sahip   olduğu bu   değerler   doğrultusunda   ileri   gidememiş,   gelişme   kaydedememiş bir   yer.   Önemli   bir   tarih   ve   kültür   diyarı   ama   turizmde   isim   ve   marka olamamış,    turizm    gelirlerinden    pay    alamıyor…    Önemli    bir    zeytin merkezi    ama    hâlâ    zeytinyağında    kendi    markasını    yaratamamış… Milas    her    konuda    ilgiyi    yeniden    ve    yeniden    fazlasıyla    hak    ediyor. Mevcut    potansiyellerinin    değerlendirilmesiyle    Milas’taki    toplumsal yaşam     standardı     daha     da     yükselecek,     Milas     hak     ettiği     yerlere gelecektir… Milas bunu hak ediyor… Yararlanılan Kaynaklar: 1- Milas Araştırması 2003, Doç. Dr. Nurgün Oktik-Yrd. Doç. Dr. Koşar Hız-Arş. Gör. Ünal Bozyer-Arş Gör. Sergender Sezer, Muğla Üniversitesi Yayınları: 47 2- Mylasa ve Çevresi, Abuzer Kızıl, Milas Belediyesi ve MİÇEV Yayını 3- Milas’ta Zeytincilik (Kara Havyar: Zeytin), Nevzat Çağlar Tüfekçi 4- Muğla Tarihi, Ekrem Uykucu Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ - Araştırmacı
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

Milas

Süsyolu - Milas

Asırlık Zeytin Ağacı - Karacahisar - Milas

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.
Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız