GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
Milas    deyince    akla,    tarih    ve    kültürle birlikte   zeytin   gelir.   Bu   değerlerin   çokluğu   ve zenginliği,   Milas   için   tanrının   bir   hediyesi   olsa gerek.    İnsan    başını    nereye    çevirse,    tarihi    ve kültürel   değerlerle   ve   bir   de   zeytinin   varlığı   ile yüzyüze    gelir.    Milas,    bölge    olarak,    tarihi    ve kültürle   ölmez   ağaç   zeytinin   iç   içe   geçtiği   bir yerdir.     Sahip     olduğu     değerler     bütünlüğü açısından          Milas,          ülkemizin          önemli kentlerinden, yaşam alanlarından birisidir.  Milas           tarihi           boyunca           ismini değiştirmeden         gelen         ender         yerleşim alanlarından   birisidir.   Antik   Mylasa   olan   isim daha    sonra    Milas    olmuştur.    Tarih    açısından Milas’ın           kuruluşu           ilkçağlara           kadar uzanmaktadır.        Milas        bölgesinde,        insan yerleşimlerinin       ilk       belirtileri       pre-historic döneme,     yani     8     bin     yıl     öncesine     kadar uzanmaktadır.         Bafa         Gölü         çevresinde, Beşparmak       dağlarında       bulunan       mağara resimlerinden,       bu       kanıya       varılmaktadır. Milas’ın    bilinen    tarihi    ise    MÖ    3400    yıllarına kadar   uzanmaktadır.   Milas   sahip   olduğu   tarihi, arkeolojik      ve      kültürel      değerleri      ile      tam anlamıyla     keşfedilmemiş     bir     kent     özelliğini korumaktadır.     Milas’ta     nereye     bir     kazma vurulsa,    nerede    bir    temel    atma    ve    hafriyat çalışması       olsa,       mutlaka       geçmiş       tarihi dönemlere           ilişkin           bir           buluntuyla karşılaşılmaktadır.   Çıkan   lahitler,   oda   mezarlar bunun   en   güzel   kanıtıdır.   Son   olarak   kaçak   kazı yapanlar    tarafından    ortaya    çıkartılan    Karya Satrabı     Kral     Hekatamnos’a     ait     muhteşem mezar   ise   Milas’ın   içinde   2400   yıllık   bir   gizem olarak   kendini   saklıyordu.   Bu   anlamda   Milas, daha henüz tam olarak keşfedilmedi. Milas,   adını,   mitolojiye   göre,   rüzgârlara hâkim       olan       Ailos’un       soyundan       gelen Mylasos’tan    almıştır.    Milas    adının    kökenine ilişkin       olarak;       “Mylasa,       Milaso,       Melaso, Melasso,   Melessa,   Milaxo”   olarak   tarihsel   süreç içinde   farklı   isimlerle   adlandırıldığı   ve   zamanla halk     arasında     bu     ismin     ses     değişikliğine uğrayarak   “Milas”   şeklini   aldığı   çeşitli   kaynaklar tarafından      belirtilmektedir.      Milas      isminin nereden   geldiği   konusunda,   antik   yazarlardan Byzantionlu    Staphanos,    Mylasa’nın,    Sisyphos ve   Ailos’un   torunu,   Chrysaor   oğlu   Mylasos’dan aldığını      belirtir.      Mylasa,      Girit      ve      Yunan uygarlıkları ile ilişki içinde olmuştur. Tüm   Karia’nın   ulusal   tanrısı   Zeus   Karios mabedinin    yer    aldığı    Mylasa,    Karialıların    haç yeri      durumundaydı.      Her      yanı,      Sodra’dan çıkarılan     mermerlerle     kaplı     olan     kent,     o dönemde,    “mabetler    şehri”    unvanını    almıştı. Nükteleri    ile    ünlü    arp    sanatçısı    Stratonikos, şehrin    bu    durumundan    etkilenerek,    kentte verdiği   resitali   açarken,   “dinleyin   ey   insanlar” diyeceğine,     “dinleyin     ey     mabetler”     demek zorunda kalmıştır. Eski       Yunanlılar;       Karları,       Leleg       ve Pelasglarla      birlikte      Anadolu’nun      en      eski halklarından   birisi   olarak   kabul   ederlerdi.   Ünlü tarihçi    Herodat’a    göre,    Karialılar,    anakaraya (Anadolu’ya)   adalardan   gelmişlerdir.   Karialılar, Homeros’a     göre,     Kral     Priamos’un     yanında savaşan    Asya    kökenli    bir    topluluk    olup,    Batı Anadolu’da    kıyılara    yakın    yerlerde    yaşarlar. Ünlü          tarihçi          Herodot          da          bunu doğrulamaktadır.          Daha          önce          Lidya egemenliğinde     olan     Karia     bölgesi,     MÖ     6. yy’dan   sonra   Perslerin   egemenliğine   girmiştir. Karya    döneminde    Mylasa,    yerli    halktan    olan Hyssaldomamos,    Hekatomnos    ve    Mausolos gibi   kralların   döneminde   önemini   korumuştur. Mylasa,       özellikle       Hekatomnos’un       krallığı döneminde      (Uzunyuva’nın      altında      mezarı bulunan    kral)    çok    büyük    gelişmeler    olmuş, şehir mimari açılardan çok gelişmiştir. Milas,    Karya    dönemiyle    birlikte    Roma, Bizans,   Selçuklu,   Menteşe   Beyliği   ve   Osmanlı uygarlıklarını    yaşadı.    Tüm    bu    uygarlıklardan, günümüze    kadar    gelebilen    çok    sayıda    tarihi eser    bulunmaktadır.    Karya    dönemine    ilişkin olarak     Milas’ta,     27     antik     kentin     kurulduğu bilinmektedir.       Bugün       bunlardan;       İasos, Labranda,    Herakleia    ve    Euromos    özelliklerini koruyan ören yerleridir. Milas      tarihi      boyunca      hep      yönetim merkezi      olmuş      ve      bu      özelliğini      daima korumuştur.     Karya     ve     Menteşe     Beyliğine başkentlik    yapan    Milas,    Osmanlı    döneminde de    bir    kaza(ilçe)    merkezi    olma    işlevini    hiç yitirmemiştir.   Milas’ın   tarihi   boyunca   yönetim merkezi   olmasının   en   büyük   nedeni;   bölgenin ticari      potansiyeli,      kara      ve      deniz      ticaret yollarının    üzerinde    olması    ve    ayrıca    stratejik önemde    bir    konuma    sahip    olmasıdır.    Ticari yaşamının      canlılığı,      yer      altı      ve      yerüstü kaynaklarının    zenginliği;    Milas’ı    önemli    hale getiren temel unsurlardır. Milas’ta,        1924        Türk-Yunan        nüfus mübadelesine     kadar     3200     Rum     yaşıyordu.       Eski    askerlik    şubesi    binası,    eskiden    Rumlar’a ait  bir  kiliseydi. Bu  kilise,  19 yüzyılda Milas’ta
yaşayan      Rumlar      tarafından,      Azize      Osia Kseni’nin   anısına   inşa   ettirilmiştir.   Azizie   Osia Kseni,    Romalı    zengin    bir    ailenin    kızı    olup, istemediği    birisiyle    evlendirilmek    istenilince, iki    nedimesiyle    birlikte    önce    İskenderiye’ye gitmiş,    oradan    Kıbrıs    üzerinden    MS    5.    yy’da Milas’a      gelmiş      ve      burada      Hıristiyanlığın yayılması    için    aktif    rol    oynamış.    Mezarının Milas’ta   olduğu   rivayet   edilir.   İşte   bugün   Hava Meydan    Komutanlığına    ait    bir    gazino    olarak kullanılan      bu      bina      onun      anısına      inşa ettirilmiştir.   Bu   binanın   kapısında,   bu   konuda Rumca bir yazıt bulunmaktadır. Yine   1950’li   yıllara   kadar   Milas’ta   önemli bir   Yahudi   nüfusu   yaşıyordu.   Onlar   daha   çok ticaretle    uğraşırlardı.    Bodrum’da    bir    Yahudi cemaati    oluşmamışken,    Milas’ta    bir    Yahudi cemaatinin     oluşmasının     en     önemli     etkeni, Milas’ın     ticari     potansiyelinin     yüksekliği     idi. Manifaturacılık,   kuyumculuk,   tütün   ticareti   ve bazı      zanaatlar      onların      hâkimiyetindeydi.        Yahudi    kadınlar    arasında    terzilik    yaygındı    ve geçmişte   birçok   Türk   kadın   terziliği   onlardan öğrenmişti.    Kent    yaşamında,    Yahudilerin    en önemli    özelliği    akşam    vakti    yemekten    sonra en      güzel      giysilerini      giyerek      “süsyolu”nda gezintiye          çıkmaları,          şehir          parkında oturmalarıydı.   “Süsyolu”   dediğimiz   yer,   parkın ve    Atatürk    heykelinin    önündeki    cadde    olup, yaz      akşamları      burada      yapılan      gezintiler, onlardan   bize   miras   kalan   geleneksel   yaşamın bir küçük örneğidir. Milas     bu     zengin     tarihi     ve     kültürel değerlerinin    yanısıra    zeytinleriyle    de    zengin bir    ilçedir.    Bugün    Milas’ta    yaklaşık    8    milyon zeytin   ağacı   bulunmaktadır.   Milas,   bu   açıdan, ülkemizdeki           en           önemli           zeytincilik merkezlerinden   biri   olma   özelliğine   de   sahip bulunmaktadır.   Milas’ta   100’e   yakın   zeytinyağı fabrikası    bulunmaktadır.    Milas    bu    özelliğine rağmen,   zeytinyağında   ismini   duyuramamış   ve bu    konuda    kendi    markasını    yaratamamıştır. Yakın      zamana      kadar      Milas      yağları      hep dökme/rafinerilik    yağ    olarak    bilinirdi.    Fakat son    yıllarda    Milaslı    girişimciler,    kendi    özgün markalarını      yaratarak      Milas      zeytinyağının bilinen   imajını   tersine   çevirmek   gibi   kutsal   bir çabanın   içine   girdiler.   Milas   zeytinyağları,   artık, ulusal   ve   uluslararası   düzeyde   mutfaklarda   ve sofralarda kullanılmaya başlanılmıştır. Burada     antik     döneme     ilişkin     olarak Milas    zeytinleriyle    ilgili    bir    rivayeti    aktarmak istiyorum.       Antik       çağda       Mylasa       verimli topraklara   sahip,   güzel   iklimi   olan,   ticaretiyle ünlü    bir    yermiş.    Burası    cennetten    bir    köşe olarak   anılırmış.   Her   kavmin   bu   bölgede   gözü varmış   ve   bu   nedenle,   bu   bölge   sıksık   istilalara uğrarmış.      Karya      halkı      çok      savaşçı      bir toplulukmuş.   Erkekleri   kadar   kadınları   da   iyi dövüşçüymüş.   Karya’yı   istila   etmek   isteyenler, kolay   kolay   burayı   ele   geçiremezmiş,   çok   kayıp verirlermiş.    Burayı    kuşatmak,    ele    geçirmek isteyenler,    Karyalılar’ın    direncini    kırmak    için onlara   karşı   psikolojik   çökertme   hareketi   içine girerlermiş.    Bunun    için    de,    Karya    halkının temel   geçim   kaynağı   olan   zeytinleri   dibinden keserlermiş.          Ondan     sonra     da     saldırıya geçerlermiş.   Eğer   Milas   zeytinlerinin   geçmişte yaşadığı      bu      kıyım      olmasaymış,      Milas’ta şimdikinden      daha      fazla      zeytin      ağacının olabileceği söylenir… Milas’ta    zeytin    ve    zeytinyağından    söz edildiği     zaman,     Ali     Osman     menteşe     adını anmadan      geçmemek      gerekiyor.      Bu      bir anlamda,     Milas     zeytinciliğinin     gelişmesine olan    katkılarından,    iyi    zeytinyağı    nasıl    elde edilir   konusundaki   pratiğinden   ve   uluslararası alanda     kendi     markalarının     aldığı     ödüllerle hem   Milas’ın   hem   de   Milas   zeytinyağının   adını duyurduğu   için;   onun   adını   anmak,   bir   saygı ve   bir   vefalılık   ifadesidir.   Milas   zeytinciliğinde klasik   anlayışları   yıkarak   bu   konuda   herkese örnek      olan      modern      çalışmalar      yaptığı, insanların   zeytin   bakım   ve   hasat   konusunda ufuklarını   açtığı   için   Ali   Osman   Menteşe,   bu övgüyü fazlasıyla hak ediyor.  Milas,   kent   olarak,   ilçe   olarak   gerçekten önemli    değerleri    bünyesinde    barındıran    bir bölge.   Fakat   nedense   Milas,   sahip   olduğu   bu değerler      doğrultusunda      ileri      gidememiş, gelişme    kaydedememiş    bir    yer.    Önemli    bir tarih    ve    kültür    diyarı    ama    turizmde    isim    ve marka     olamamış,     turizm     gelirlerinden     pay alamıyor…   Önemli   bir   zeytin   merkezi   ama   hâlâ zeytinyağında   kendi   markasını   yaratamamış… Milas    her    konuda    ilgiyi    yeniden    ve    yeniden fazlasıyla   hak   ediyor.   Mevcut   potansiyellerinin değerlendirilmesiyle        Milas’taki        toplumsal yaşam    standardı    daha    da    yükselecek,    Milas hak   ettiği   yerlere   gelecektir…   Milas   bunu   hak ediyor… Yararlanılan Kaynaklar: 1- Milas   Araştırması   2003,   Doç.   Dr. Nurgün   Oktik-Yrd.   Doç.   Dr.   Koşar   Hız-Arş.   Gör. Ünal   Bozyer-Arş   Gör.   Sergender   Sezer,   Muğla Üniversitesi Yayınları: 47 2- Mylasa    ve    Çevresi,    Abuzer    Kızıl, Milas Belediyesi ve MİÇEV Yayını 3- Milas’ta    Zeytincilik    (Kara    Havyar: Zeytin), Nevzat Çağlar Tüfekçi 4- Muğla Tarihi, Ekrem Uykucu Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ - Araştırmacı
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

Süsyolu - Milas

Milas

Asırlık Zeytin Ağacı - Karacahisar - Milas

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Milas Yazıları (1)

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

NÇT’nin Makaleleri

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

Süsyolu - Milas

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Milas Yazıları (1)

Milas

Milas   deyince   akla,   tarih   ve   kültürle   birlikte   zeytin   gelir.   Bu değerlerin   çokluğu   ve   zenginliği,   Milas   için   tanrının   bir   hediyesi olsa     gerek.     İnsan     başını     nereye     çevirse,     tarihi     ve     kültürel değerlerle   ve   bir   de   zeytinin   varlığı   ile   yüzyüze   gelir.   Milas,   bölge olarak,    tarihi    ve    kültürle    ölmez    ağaç    zeytinin    iç    içe    geçtiği    bir yerdir.     Sahip     olduğu     değerler     bütünlüğü     açısından     Milas, ülkemizin önemli kentlerinden, yaşam alanlarından birisidir.  Milas    tarihi    boyunca    ismini    değiştirmeden    gelen    ender yerleşim   alanlarından   birisidir.   Antik   Mylasa   olan   isim   daha   sonra Milas   olmuştur.   Tarih   açısından   Milas’ın   kuruluşu   ilkçağlara   kadar uzanmaktadır.      Milas      bölgesinde,      insan      yerleşimlerinin      ilk belirtileri    pre-historic    döneme,    yani    8    bin    yıl    öncesine    kadar uzanmaktadır.     Bafa     Gölü     çevresinde,     Beşparmak     dağlarında bulunan   mağara   resimlerinden,   bu   kanıya   varılmaktadır.   Milas’ın bilinen   tarihi   ise   MÖ   3400   yıllarına   kadar   uzanmaktadır.   Milas sahip    olduğu    tarihi,    arkeolojik    ve    kültürel    değerleri    ile    tam anlamıyla   keşfedilmemiş   bir   kent   özelliğini   korumaktadır.   Milas’ta nereye    bir    kazma    vurulsa,    nerede    bir    temel    atma    ve    hafriyat çalışması     olsa,     mutlaka     geçmiş     tarihi     dönemlere     ilişkin     bir buluntuyla   karşılaşılmaktadır.   Çıkan   lahitler,   oda   mezarlar   bunun en    güzel    kanıtıdır.    Son    olarak    kaçak    kazı    yapanlar    tarafından ortaya   çıkartılan   Karya   Satrabı   Kral   Hekatamnos’a   ait   muhteşem mezar    ise    Milas’ın    içinde    2400    yıllık    bir    gizem    olarak    kendini saklıyordu.      Bu      anlamda      Milas,      daha      henüz      tam      olarak keşfedilmedi. Milas,   adını,   mitolojiye   göre,   rüzgârlara   hâkim   olan   Ailos’un soyundan   gelen   Mylasos’tan   almıştır.   Milas   adının   kökenine   ilişkin olarak;   “Mylasa,   Milaso,   Melaso,   Melasso,   Melessa,   Milaxo”   olarak tarihsel   süreç   içinde   farklı   isimlerle   adlandırıldığı   ve   zamanla   halk arasında   bu   ismin   ses   değişikliğine   uğrayarak   “Milas”   şeklini   aldığı çeşitli      kaynaklar      tarafından      belirtilmektedir.      Milas      isminin nereden     geldiği     konusunda,     antik     yazarlardan     Byzantionlu Staphanos,    Mylasa’nın,    Sisyphos    ve    Ailos’un    torunu,    Chrysaor oğlu     Mylasos’dan     aldığını     belirtir.     Mylasa,     Girit     ve     Yunan uygarlıkları ile ilişki içinde olmuştur. Tüm    Karia’nın    ulusal    tanrısı    Zeus    Karios    mabedinin    yer aldığı    Mylasa,    Karialıların    haç    yeri    durumundaydı.    Her    yanı, Sodra’dan    çıkarılan    mermerlerle    kaplı    olan    kent,    o    dönemde, “mabetler   şehri”   unvanını   almıştı.   Nükteleri   ile   ünlü   arp   sanatçısı Stratonikos,    şehrin    bu    durumundan    etkilenerek,    kentte    verdiği resitali    açarken,    “dinleyin    ey    insanlar”    diyeceğine,    “dinleyin    ey mabetler” demek zorunda kalmıştır. Eski     Yunanlılar;     Karları,     Leleg     ve     Pelasglarla     birlikte Anadolu’nun   en   eski   halklarından   birisi   olarak   kabul   ederlerdi. Ünlü    tarihçi    Herodat’a    göre,    Karialılar,    anakaraya    (Anadolu’ya) adalardan      gelmişlerdir.      Karialılar,      Homeros’a      göre,      Kral Priamos’un   yanında   savaşan   Asya   kökenli   bir   topluluk   olup,   Batı Anadolu’da   kıyılara   yakın   yerlerde   yaşarlar.   Ünlü   tarihçi   Herodot da   bunu   doğrulamaktadır.   Daha   önce   Lidya   egemenliğinde   olan Karia     bölgesi,     MÖ     6.     yy’dan     sonra     Perslerin     egemenliğine girmiştir.      Karya      döneminde      Mylasa,      yerli      halktan      olan Hyssaldomamos,      Hekatomnos      ve      Mausolos      gibi      kralların döneminde         önemini         korumuştur.         Mylasa,         özellikle Hekatomnos’un   krallığı   döneminde   (Uzunyuva’nın   altında   mezarı bulunan   kral)   çok   büyük   gelişmeler   olmuş,   şehir   mimari   açılardan çok gelişmiştir. Milas,    Karya    dönemiyle    birlikte    Roma,    Bizans,    Selçuklu, Menteşe     Beyliği     ve     Osmanlı     uygarlıklarını     yaşadı.     Tüm     bu uygarlıklardan,   günümüze   kadar   gelebilen   çok   sayıda   tarihi   eser bulunmaktadır.   Karya   dönemine   ilişkin   olarak   Milas’ta,   27   antik kentin      kurulduğu      bilinmektedir.      Bugün      bunlardan;      İasos, Labranda,     Herakleia     ve     Euromos     özelliklerini     koruyan     ören yerleridir. Milas    tarihi    boyunca    hep    yönetim    merkezi    olmuş    ve    bu özelliğini     daima     korumuştur.     Karya     ve     Menteşe     Beyliğine başkentlik    yapan    Milas,    Osmanlı    döneminde    de    bir    kaza(ilçe) merkezi    olma    işlevini    hiç    yitirmemiştir.    Milas’ın    tarihi    boyunca yönetim    merkezi    olmasının    en    büyük    nedeni;    bölgenin    ticari potansiyeli,   kara   ve   deniz   ticaret   yollarının   üzerinde   olması   ve ayrıca    stratejik    önemde    bir    konuma    sahip    olmasıdır.    Ticari yaşamının    canlılığı,    yer    altı    ve    yerüstü    kaynaklarının    zenginliği; Milas’ı önemli hale getiren temel unsurlardır. Milas’ta,   1924   Türk-Yunan   nüfus   mübadelesine   kadar   3200 Rum   yaşıyordu.      Eski   askerlik   şubesi   binası,   eskiden   Rumlar’a   ait     bir        kiliseydi.    Bu        kilise,        19    yüzyılda    Milas’ta    yaşayan    Rumlar tarafından,   Azize   Osia   Kseni’nin   anısına   inşa   ettirilmiştir.   Azizie Osia   Kseni,   Romalı   zengin   bir   ailenin   kızı   olup,   istemediği   birisiyle evlendirilmek       istenilince,       iki       nedimesiyle       birlikte       önce İskenderiye’ye   gitmiş,   oradan   Kıbrıs   üzerinden   MS   5.   yy’da   Milas’a gelmiş   ve   burada   Hıristiyanlığın   yayılması   için   aktif   rol   oynamış. Mezarının   Milas’ta   olduğu   rivayet   edilir.   İşte   bugün   Hava   Meydan Komutanlığına    ait    bir    gazino    olarak    kullanılan    bu    bina    onun anısına   inşa   ettirilmiştir.   Bu   binanın   kapısında,   bu   konuda   Rumca bir yazıt bulunmaktadır. Yine   1950’li   yıllara   kadar   Milas’ta   önemli   bir   Yahudi   nüfusu yaşıyordu.   Onlar   daha   çok   ticaretle   uğraşırlardı.   Bodrum’da   bir Yahudi    cemaati    oluşmamışken,    Milas’ta    bir    Yahudi    cemaatinin oluşmasının     en     önemli     etkeni,     Milas’ın     ticari     potansiyelinin yüksekliği   idi.   Manifaturacılık,   kuyumculuk,   tütün   ticareti   ve   bazı zanaatlar    onların    hâkimiyetindeydi.        Yahudi    kadınlar    arasında terzilik   yaygındı   ve   geçmişte   birçok   Türk   kadın   terziliği   onlardan öğrenmişti.   Kent   yaşamında,   Yahudilerin   en   önemli   özelliği   akşam vakti    yemekten    sonra    en    güzel    giysilerini    giyerek    “süsyolu”nda gezintiye     çıkmaları,     şehir     parkında     oturmalarıydı.     “Süsyolu” dediğimiz   yer,   parkın   ve   Atatürk   heykelinin   önündeki   cadde   olup, yaz    akşamları    burada    yapılan    gezintiler,    onlardan    bize    miras kalan geleneksel yaşamın bir küçük örneğidir. Milas    bu    zengin    tarihi    ve    kültürel    değerlerinin    yanısıra zeytinleriyle   de   zengin   bir   ilçedir.   Bugün   Milas’ta   yaklaşık   8   milyon zeytin    ağacı    bulunmaktadır.    Milas,    bu    açıdan,    ülkemizdeki    en önemli   zeytincilik   merkezlerinden   biri   olma   özelliğine   de   sahip bulunmaktadır.      Milas’ta      100’e      yakın      zeytinyağı      fabrikası bulunmaktadır.   Milas   bu   özelliğine   rağmen,   zeytinyağında   ismini duyuramamış    ve    bu    konuda    kendi    markasını    yaratamamıştır. Yakın    zamana    kadar    Milas    yağları    hep    dökme/rafinerilik    yağ olarak   bilinirdi.   Fakat   son   yıllarda   Milaslı   girişimciler,   kendi   özgün markalarını   yaratarak   Milas   zeytinyağının   bilinen   imajını   tersine çevirmek   gibi   kutsal   bir   çabanın   içine   girdiler.   Milas   zeytinyağları, artık,   ulusal   ve   uluslararası   düzeyde   mutfaklarda   ve   sofralarda kullanılmaya başlanılmıştır. Burada   antik   döneme   ilişkin   olarak   Milas   zeytinleriyle   ilgili bir    rivayeti    aktarmak    istiyorum.    Antik    çağda    Mylasa    verimli topraklara    sahip,    güzel    iklimi    olan,    ticaretiyle    ünlü    bir    yermiş. Burası    cennetten    bir    köşe    olarak    anılırmış.    Her    kavmin    bu bölgede    gözü    varmış    ve    bu    nedenle,    bu    bölge    sıksık    istilalara uğrarmış.   Karya   halkı   çok   savaşçı   bir   toplulukmuş.   Erkekleri   kadar kadınları    da    iyi    dövüşçüymüş.    Karya’yı    istila    etmek    isteyenler, kolay   kolay   burayı   ele   geçiremezmiş,   çok   kayıp   verirlermiş.   Burayı kuşatmak,   ele   geçirmek   isteyenler,   Karyalılar’ın   direncini   kırmak için    onlara    karşı    psikolojik    çökertme    hareketi    içine    girerlermiş. Bunun   için   de,   Karya   halkının   temel   geçim   kaynağı   olan   zeytinleri dibinden    keserlermiş.        Ondan    sonra    da    saldırıya    geçerlermiş. Eğer   Milas   zeytinlerinin   geçmişte   yaşadığı   bu   kıyım   olmasaymış, Milas’ta     şimdikinden     daha     fazla     zeytin     ağacının     olabileceği söylenir… Milas’ta    zeytin    ve    zeytinyağından    söz    edildiği    zaman,    Ali Osman    menteşe    adını    anmadan    geçmemek    gerekiyor.    Bu    bir anlamda,   Milas   zeytinciliğinin   gelişmesine   olan   katkılarından,   iyi zeytinyağı      nasıl      elde      edilir      konusundaki      pratiğinden      ve uluslararası     alanda     kendi     markalarının     aldığı     ödüllerle     hem Milas’ın   hem   de   Milas   zeytinyağının   adını   duyurduğu   için;   onun adını     anmak,     bir     saygı     ve     bir     vefalılık     ifadesidir.     Milas zeytinciliğinde   klasik   anlayışları   yıkarak   bu   konuda   herkese   örnek olan   modern   çalışmalar   yaptığı,   insanların   zeytin   bakım   ve   hasat konusunda   ufuklarını   açtığı   için   Ali   Osman   Menteşe,   bu   övgüyü fazlasıyla hak ediyor.  Milas,   kent   olarak,   ilçe   olarak   gerçekten   önemli   değerleri bünyesinde    barındıran    bir    bölge.    Fakat    nedense    Milas,    sahip olduğu    bu    değerler    doğrultusunda    ileri    gidememiş,    gelişme kaydedememiş    bir    yer.    Önemli    bir    tarih    ve    kültür    diyarı    ama turizmde    isim    ve    marka    olamamış,    turizm    gelirlerinden    pay alamıyor…    Önemli    bir    zeytin    merkezi    ama    hâlâ    zeytinyağında kendi   markasını   yaratamamış…   Milas   her   konuda   ilgiyi   yeniden   ve yeniden      fazlasıyla      hak      ediyor.      Mevcut      potansiyellerinin değerlendirilmesiyle   Milas’taki   toplumsal   yaşam   standardı   daha da   yükselecek,   Milas   hak   ettiği   yerlere   gelecektir…   Milas   bunu   hak ediyor… Yararlanılan Kaynaklar: 1- Milas   Araştırması   2003,   Doç.   Dr.   Nurgün   Oktik-Yrd. Doç.    Dr.    Koşar    Hız-Arş.    Gör.    Ünal    Bozyer-Arş    Gör.    Sergender Sezer, Muğla Üniversitesi Yayınları: 47 2- Mylasa   ve   Çevresi,   Abuzer   Kızıl,   Milas   Belediyesi   ve MİÇEV Yayını 3- Milas’ta     Zeytincilik     (Kara     Havyar:     Zeytin),     Nevzat Çağlar Tüfekçi 4- Muğla Tarihi, Ekrem Uykucu Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ - Araştırmacı
www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

NÇT’nin Makaleleri

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız