GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
Milas,       yüzyıllardır       çamlarla       zeytin ağaçlarının       kardeşliğinden,       dostluğundan güzel    örnekler    sunar    bu    coğrafya    üzerinde yaşayanlara.       Zeytinle       çam       ağacının       bu dostluğu    hiç    bozulmamıştır    bugüne    kadar; doğal   felaketlere,   kıyımlara   ve   yangınlara   karşı hep   yan   yana   olmuştur   onlar.   Yüzyıllar   boyu süregelen       bu       dostluk       ve       dayanışma; edebiyatın           çeşitli           ürünlerinde           de ölümsüzleştirilmiştir. Milas'taki      hâkim      bitki      örtüsü;      çam ağacının     yeşili     ile     zeytin     ağacının     gümüşi rengidir.    Bu    iki    renk    türü;    Milas    dağlarının, bayırlarının      ve      ovalarının      rengidir      sanki. Çamlarla   zeytin   ağaçlarının   bu   birlikteliği;   ipek bir     halıya     benzer     ve     Milas'ın     her     tarafını kaplar.    Bu    durum,    Milas'ın    bir    doğallığı    ve Milas'a   güzellik   kazandıran,   Milas'ta   zenginlik yaratan iki doğa harikasıdır. Çamlık    ve    zeytinlik    alanlar    çoğu    yerde hep    yan    yana    ve    iç    içedir.        Milas'ın    dağ yamaçlarında     zeytinlik     alanın     bittiği     yerde çamlık   alan   başlar,   çamlık   alanın   bittiği   yerde ise   zeytinlik   alan   başlar.   Bu   iki   ağaç   türü;   bu bölgede   yaşayan   insanlar   için   önemli   bir   geçim kaynağıdır.    Çamın    kerestesi-odunu,    zeytinin yağı    ve    danesi...    Her    ikisi    de    iş    ve    geçim olanakları    yaratır    yörede    yaşayan    insanlara. Her   ikisinin   varlığı;   kimseye   muhtaç   olmama, el-avuç   açmama   durumu   yaratır.   Yokluğu   ise bir          fakirlik/sıkıntı          belirtisidir.          2.167 kilometrekare     yüz     ölçümlü     Milas'ın     %     60'ı ormanlarla;    80    bin    hektarlık    ekilip-biçilebilir, ürün   alınabilir   kültür   arazisinin   50   bin   hektarı da    zeytin    ağaçlarıyla    kaplıdır.    Belki    de    bir başka    yerleşim    bölgesinde    var    olmayan    bir coğrafi özelliktir bu. "İ.Ö.       3.       Binlerde,       Sümerler;       Batı Anadolulular'a,       'Deniz       kıyısındaki       güneş bahçesinde    yaşayan    insanlar'    der.    Firavunlar zamanında    da    Mısırlılar,    Egeliler'e,    'Denizin yüreğinde     yaşayan     insanlar'     der.     'Bereketli Hilal'        olarak        adlandırılan        Nil        Deltası, Mezopotamya   ve   Anadolu'yu,   özellikle   de   Ege kıyılarını    içine    alan    toprakları,    tarih    boyunca farklı    kökenden    onlarca    kavim    vatan    seçmiş veya   sahip   olmaya   çalışmıştır.   Bunun   nedeni ise    topraklarının    verimliliği,    stratejik    konumu ve      güzel      iklimidir.      Mylasa,      Karia'nın      ilk başkenti,   Halikarnasos   ise   ikinci   başkentidir." (C.     Canan     Küçükeren,     Ege'de     Bir     Anadolu Uygarlığı Karia, Yayınlayan: Ekin Grubu) Bu    özellikleri    nedeniyle    tarihte    sık    sık istilaya    uğrayan    Karya    Bölgesinin    halkı,    bu savaşlardan   yorgun   düşer   ve   her   savaşta
binlerce   evladını   kaybeder.   Bu   istilacı   güçlerin ilk   yaptıkları   şey   de;   Karya   halkını   temel   geçim kaynaklarından      mahrum      etmek,      onların direnme   gücünü   kırmak   için   zeytin   ağaçlarını kökünden   kesmek   olurmuş.   Milas'ın   zeytinleri, halkı   gibi   çok   çile   çekmiş   ve   çok   acılar   yaşamış tarihte. Köy    Enstitülü    ve    Milas'ın    Ağaçlıhöyük Köyünde    doğan    Ozan    Maksut    Doğan,    Milas halkının    tarihte    yaşadığı    çileli    ve    savaşlarla geçen   acı   ve   hüzün   dolu   yıllarını,   "Milas   Şiiri" başlıklı    şiirinde    şöyle    anlatır:"Karyalı    gelinler ince   belli/Keçi   güdüp   kıl   eğirir/Günde   on   kez dolanıp       dağları/Soğuk       sular       içip/Oğlan doğurur/Dağlar      dolanmakla      bitmez/Oğlan savaşlara    yetmez/Oy    Karyalı    gelin/Söylemez mi dilin." Milas             zeytinleriyle             çamlarının kaderi/yazgısı    ortaktır    sanki.    Yüzyıllar    boyu çamlar         ve         zeytinler         birlikte         göğüs germiş/direnmişlerdir     kıyımlara,     yangınlara, insanların       bitmek-       tükenmek       bilmeyen hırslarına,    acımasız    saldırılarına    karşı.    Ama onlar   kendilerine   karşı   yürütülen   bu   savaşta hiç   yok   olmadılar;   onlar   her   zaman   kendilerini yenilemesini    ve    yeniden    yeniden    üretmesini bildiler. İnsan       çamlarla       zeytin       ağaçlarının bulunduğu     alanlarda     bir     gezintiye     çıktığı zaman;     ilginç     görüntülerle     karşılaşabiliyor. Bazı    yerde    büyük    bir    çam    ağacının    altında, birkaç    zeytin    ağacıyla    karşılaşırsınız    ya    da yaşlıca,   iri   gövdeli   bir   zeytin   ağacının   altında boy   atmaya,   dal   budak   salmaya   çalışan   çam fidanlarıyla      karşılaşırsınız.      Yaylada-kışlakta veya    bir    köy    yerinde    onlar    bir    evin    bekçisi- koruyucusu-sahibi     gibi     o     eve     kol     kanat gererler.     Bu     görüntüler     karşısında     insan; doğal    sürecin    gelişimi    karşısında    hayallere dalar,     bu     sürecin     iki     ağaç     türü     arasında yarattığı    dostluk    ve    dayanışma    bir    anlamda insanı     büyüleyen     efsanevi     ve     gizemli     bir durum     haline     dönüşüverir     birden.     Bu     ne sarsılmaz   bir   dostluk,   bir   aşk   ve   sevgidir   ki;   hiç bozulmadan     asırlar     boyu     sürüyor     ve     bu günlere kadar gelebiliyor!..    Bazen   ormanların   kardeşliği,   bir   ütopya olarak   özlemi   duyulan   özgürce   ve   kardeşçe   bir yaşam   için   örnek   alınır   ve   şiirlere   konu   edilir. Ünlü    şairimiz    Nazım    Hikmet    bir    şiirinde    ne diyordu:   "Yaşamak   bir   ağaç   gibi   tek   ve   hür/Bir orman gibi kardeşçesine/Bu hasret bizim." Tarihte,        'Deniz        kıyısındaki        güneş bahçesini.'   ya   da   'Bereketli   hilal'in   bir   parçasını ele    geçirmek    isteyen    istilacı    kavimler    gibi, şimdi      de      turizm      yatırımları      uğruna      bu toprakların   üzerindeki   doğal   güzellikler,   çam ağaçları,       zeytin       ağaçları       yok       edilmeye çalışılıyor.      Milas'ta,      doğal      dengelerin      ve yapıların     korunmasını     gözetmeyen,     tarihin bize     bir     armağanı     olan     zeytin     ve     çam ağaçlarını    yok    eden    yatırımlara/yatırımcılara dur demek ve buna izin vermemek gerekiyor. Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ - Araştırmacı
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

ÇAMLARLA ZEYTİNLERİN KARDEŞLİĞİ!

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Milas Yazıları (2)

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Milas Yazıları (2)

ÇAMLARLA ZEYTİNLERİN KARDEŞLİĞİ!

Milas,         yüzyıllardır         çamlarla         zeytin         ağaçlarının kardeşliğinden,   dostluğundan   güzel   örnekler   sunar   bu   coğrafya üzerinde    yaşayanlara.    Zeytinle    çam    ağacının    bu    dostluğu    hiç bozulmamıştır    bugüne    kadar;    doğal    felaketlere,    kıyımlara    ve yangınlara    karşı    hep    yan    yana    olmuştur    onlar.    Yüzyıllar    boyu süregelen      bu      dostluk      ve      dayanışma;      edebiyatın      çeşitli ürünlerinde de ölümsüzleştirilmiştir. Milas'taki   hâkim   bitki   örtüsü;   çam   ağacının   yeşili   ile   zeytin ağacının    gümüşi    rengidir.    Bu    iki    renk    türü;    Milas    dağlarının, bayırlarının      ve      ovalarının      rengidir      sanki.      Çamlarla      zeytin ağaçlarının   bu   birlikteliği;   ipek   bir   halıya   benzer   ve   Milas'ın   her tarafını   kaplar.   Bu   durum,   Milas'ın   bir   doğallığı   ve   Milas'a   güzellik kazandıran, Milas'ta zenginlik yaratan iki doğa harikasıdır. Çamlık   ve   zeytinlik   alanlar   çoğu   yerde   hep   yan   yana   ve   içedir.        Milas'ın    dağ    yamaçlarında    zeytinlik    alanın    bittiği    yerde çamlık   alan   başlar,   çamlık   alanın   bittiği   yerde   ise   zeytinlik   alan başlar.   Bu   iki   ağaç   türü;   bu   bölgede   yaşayan   insanlar   için   önemli bir    geçim    kaynağıdır.    Çamın    kerestesi-odunu,    zeytinin    yağı    ve danesi...   Her   ikisi   de   iş   ve   geçim   olanakları   yaratır   yörede   yaşayan insanlara.   Her   ikisinin   varlığı;   kimseye   muhtaç   olmama,   el-avuç açmama   durumu   yaratır.   Yokluğu   ise   bir   fakirlik/sıkıntı   belirtisidir. 2.167   kilometrekare   yüz   ölçümlü   Milas'ın   %   60'ı   ormanlarla;   80 bin   hektarlık   ekilip-biçilebilir,   ürün   alınabilir   kültür   arazisinin   50 bin    hektarı    da    zeytin    ağaçlarıyla    kaplıdır.    Belki    de    bir    başka yerleşim bölgesinde var olmayan bir coğrafi özelliktir bu. "İ.Ö.    3.    Binlerde,    Sümerler;    Batı    Anadolulular'a,    'Deniz kıyısındaki    güneş    bahçesinde    yaşayan    insanlar'    der.    Firavunlar zamanında    da    Mısırlılar,    Egeliler'e,    'Denizin    yüreğinde    yaşayan insanlar'    der.    'Bereketli    Hilal'    olarak    adlandırılan    Nil    Deltası, Mezopotamya   ve   Anadolu'yu,   özellikle   de   Ege   kıyılarını   içine   alan toprakları,    tarih    boyunca    farklı    kökenden    onlarca    kavim    vatan seçmiş     veya     sahip     olmaya     çalışmıştır.     Bunun     nedeni     ise topraklarının    verimliliği,    stratejik    konumu    ve    güzel    iklimidir. Mylasa,   Karia'nın   ilk   başkenti,   Halikarnasos   ise   ikinci   başkentidir." (C.     Canan     Küçükeren,     Ege'de     Bir     Anadolu     Uygarlığı     Karia, Yayınlayan: Ekin Grubu) Bu   özellikleri   nedeniyle   tarihte   sık   sık   istilaya   uğrayan   Karya Bölgesinin    halkı,    bu    savaşlardan            yorgun            düşer            ve            her          savaşta     binlerce     evladını     kaybeder.     Bu     istilacı     güçlerin     ilk yaptıkları    şey    de;    Karya    halkını    temel    geçim    kaynaklarından mahrum    etmek,    onların    direnme    gücünü    kırmak    için    zeytin ağaçlarını    kökünden    kesmek    olurmuş.    Milas'ın    zeytinleri,    halkı gibi çok çile çekmiş ve çok acılar yaşamış tarihte. Köy   Enstitülü   ve   Milas'ın   Ağaçlıhöyük   Köyünde   doğan   Ozan Maksut   Doğan,   Milas   halkının   tarihte   yaşadığı   çileli   ve   savaşlarla geçen   acı   ve   hüzün   dolu   yıllarını,   "Milas   Şiiri"   başlıklı   şiirinde   şöyle anlatır:"Karyalı   gelinler   ince   belli/Keçi   güdüp   kıl   eğirir/Günde   on kez     dolanıp     dağları/Soğuk     sular     içip/Oğlan     doğurur/Dağlar dolanmakla        bitmez/Oğlan        savaşlara        yetmez/Oy        Karyalı gelin/Söylemez mi dilin." Milas   zeytinleriyle   çamlarının   kaderi/yazgısı   ortaktır   sanki. Yüzyıllar        boyu        çamlar        ve        zeytinler        birlikte        göğüs germiş/direnmişlerdir    kıyımlara,    yangınlara,    insanların    bitmek- tükenmek   bilmeyen   hırslarına,   acımasız   saldırılarına   karşı.   Ama onlar   kendilerine   karşı   yürütülen   bu   savaşta   hiç   yok   olmadılar; onlar    her    zaman    kendilerini    yenilemesini    ve    yeniden    yeniden üretmesini bildiler. İnsan   çamlarla   zeytin   ağaçlarının   bulunduğu   alanlarda   bir gezintiye   çıktığı   zaman;   ilginç   görüntülerle   karşılaşabiliyor.   Bazı yerde    büyük    bir    çam    ağacının    altında,    birkaç    zeytin    ağacıyla karşılaşırsınız   ya   da   yaşlıca,   iri   gövdeli   bir   zeytin   ağacının   altında boy     atmaya,     dal     budak     salmaya     çalışan     çam     fidanlarıyla karşılaşırsınız.   Yaylada-kışlakta   veya   bir   köy   yerinde   onlar   bir   evin bekçisi-koruyucusu-sahibi    gibi    o    eve    kol    kanat    gererler.    Bu görüntüler    karşısında    insan;    doğal    sürecin    gelişimi    karşısında hayallere   dalar,   bu   sürecin   iki   ağaç   türü   arasında   yarattığı   dostluk ve   dayanışma   bir   anlamda   insanı   büyüleyen   efsanevi   ve   gizemli bir   durum   haline   dönüşüverir   birden.   Bu   ne   sarsılmaz   bir   dostluk, bir   aşk   ve   sevgidir   ki;   hiç   bozulmadan   asırlar   boyu   sürüyor   ve   bu günlere kadar gelebiliyor!..     Bazen    ormanların    kardeşliği,    bir    ütopya    olarak    özlemi duyulan   özgürce   ve   kardeşçe   bir   yaşam   için   örnek   alınır   ve   şiirlere konu   edilir.   Ünlü   şairimiz   Nazım   Hikmet   bir   şiirinde   ne   diyordu: "Yaşamak   bir   ağaç   gibi   tek   ve   hür/Bir   orman   gibi   kardeşçesine/Bu hasret bizim." Tarihte,   'Deniz   kıyısındaki   güneş   bahçesini.'   ya   da   'Bereketli hilal'in    bir    parçasını    ele    geçirmek    isteyen    istilacı    kavimler    gibi, şimdi    de    turizm    yatırımları    uğruna    bu    toprakların    üzerindeki doğal    güzellikler,    çam    ağaçları,    zeytin    ağaçları    yok    edilmeye çalışılıyor.    Milas'ta,    doğal    dengelerin    ve    yapıların    korunmasını gözetmeyen,    tarihin    bize    bir    armağanı    olan    zeytin    ve    çam ağaçlarını   yok   eden   yatırımlara/yatırımcılara   dur   demek   ve   buna izin vermemek gerekiyor. Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ - Araştırmacı

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

www.milas.org.tr