GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
Ülkenin      birinde,      anayasa      değişikliği olacaktı.      Değişecek      maddeler      o      ülkenin meclisinden     geçmiş,     sıra     halkoylamasına     / referanduma      gelmişti.      Anayasa      değişiklik maddelerini        kabul        edenler        Evet;        bu değişikliklere      karşı      çıkanlar,      parlamenter düzenin       devamını       isteyenler       de       Hayır diyeceklerdi.    Evet    diyenler,    istikrar    için    tüm yetkilerin   tek   kişide   toplanmasını   istiyor;   Hayır diyenler   ise,   yetkilerin   tek   kişide   toplanmasının ülkede     otoriter     bir     yönetimin     oluşmasına neden     olacağını,     demokratik     işleyişin     sona ereceğini savunuyorlardı. O      ülkenin      iktidarı      Evet’çiydi.      Hayır diyenleri      terör      örgütleriyle      aynı      kefeye koyuyordu.   Oysa   halkoylamasının   iki   seçeneği vardı;   kimi   Evet   diyecek   kimi   Hayır   diyecekti. Üçüncü   bir   yol   yoktu.   Hayır   diyenler,   anayasa değişikliğine    muhalefet    edenler;    kendilerinin teröristlerle      aynı      gözle      görülmesine      çok kızıyor,   tepki   gösteriyorlardı…   O   ülkede,   Evet ve   Hayır   üzerinden   bir   kutuplaşma   yaratılmak isteniyordu. Bu    durum    yıllardır,    günlük    yaşamda, kendi      içerdikleri      anlamlar      doğrultusunda kullanılmayı    benimsemiş,    içselleştirmiş    Evet- Hayır         sözcüklerini         rahatsız         ediyordu. Siyasilerin      kendi      üzerlerinden,      kendilerini kullanan    insanları    farklı    yerlere    savurmaları, onların   hoşuna   gitmiyordu.   Daha   önceleri   de referandumlar    olmuş,    kimi    Evet    demiş    kimi Hayır   ve   şimdi   olduğu   gibi   Evet   ve   Hayırcılar farklı     kutuplara     savrulmamıştı.     Bu     durum, anayasa    tartışmaları    başladığından    bu    yana, kendileri   için   kullanılan   ifadeler,   onları   rahatsız ediyordu. Bir   gün   ikisi   kahvede   bir   araya   geldiler, sakin   bir   köşeye   çekildiler.   Bir-kaç   saat   sonra orada     Anayasa     değişikliğiyle     ilgili     konuşma yapılacaktı.   Evetçi   Partililer   gelecekti.   Kahvenin içi   doluydu,   dışarısı   soğuktu.   Kahvenin   içinde yanan   soba,   içeride   insanın   içini   ısıtan   bir   hava yaratmıştı.    Evet    ve    Hayır,    üşümemek    için    iyi giyinmişlerdi. Birer çay söylediler… İlk   sözü   HAYIR   aldı   ve   şöyle   dedi:   “Yav nedir   bizim   bu   başımıza   gelenler.   Biz   eskiden iki    dosttuk,    kardeş    gibiydik.    Bir    fikri    kabul etmeyen   Hayır   der,   kabul   eden   de   Evet   derdi. Bundan   daha   doğal   bir   şey   olamazdı.   Siyasiler, şimdi     kendi     amaçları     doğrultusunda     bize yükledikleri           anlamlarla,           bizi           bize yabancılaştırdılar.” EVET:    “    Sorma    kardeş,    bu    durumdan ben    de    rahatsızım!    Yeri    geldi    iktidar    güçleri politikalarını    halka    kabul    ettirmek    için,    beni kullandı,   yeri   geldi   seni   kullandı.   Eskiden   bizim aramızda    böyle    bir   düşmanlık    tohumları
ekilmemişti… Kardeş gibi geçinir giderdik.” HAYIR,    kahvecinin    getirdiği    ince    belli bardaktan    çayını    yudumladı,    oturduğu    tahta sandalyeden     biraz     doğruldu     ve     konuştu: “Hayır;   kabul   etmemek,   karşı   çıkmak,   muhalif olmaktır.   Bir   şeyi   kabul   eden   varsa   etmeyen de     olacaktır.     Bu,     toplumsal     yaşamın     bir kuralıdır    ve    doğal    karşılanılmalıdır.    Herkes senin   istediğini   kabul   etmek   zorunda   değil   ki… O   zaman   demokrasi   olmaz,   özgürlükler   olmaz! Seçim yapmaya da gerek yok bu durumda.” EVET,    HAYIR’a    hak    vererek    konuşmayı sürdürdü:    “Haklısın.    Elektrikte    artı    ve    eksi kutuplar   var.   Bu   iki   kutuptan   birisi   olmadan diğeri      bir      anlam      ifade      eder      mi?      Canlı varlıklarda    erkek    ve    dişiler    var;    bunlardan birisi   olmazsa   diğerinin   bir   anlamı   olur   mu? Bazı   kavramlar   birbirini   bütünler.   Bütünlerden birisine       iyi       derken       diğerini       tu       kaka yapamazsın. Bu olmaz!” HAYIR,   konuştu:   “Arkadaş   eskiden   hayırlı işler,    hayırlı    günler,    hayırlı    sabahlar,    hayırlı cumalar   derdi   insanlar   birbirine.   Ne   güzel   bir dilekti   o.   Şimdi   Anayasa   oylamasında   Hayır’ı çağrıştırdığı     için,     Evetçiler,     onu     da     demez oldular.    Eskiden    beni    en    çok    muhafazakâr kesim   kullanır,   solcular   pek   kullanmazdı;   şimdi beni     en     çok     sol     kesim     kullanır     oldu.     Bu muhafazakâr   kesim,   benden   neden   bu   kadar korkar     oldu     anlayamıyorum.     Aslında     her sözcük   yerli   yerinde   kullanıldığı   zaman,   güzel ve anlamlı olur!” EVET’in   fazla   söyleyecek   bir   şeyi   yoktu. Tüm    oklar,    HAYIR’a    geliyordu.    Bu    nedenle HAYIR   doluydu.   Konuşmaya   devam   etti:   “Bazı kişiler,   Hayır   dememek   için,   ağız   değiştirdiler. Biliyorsun   Anadolumuz’un   değişik   yörelerinde değişik    lehçeler,    ağızlar,    konuşma    biçimleri vardır.     Bazı     yerlerde     harfler     düşürülerek ağızdan    sözcükler    çıkar    ama    sen    o    şiveyi biliyorsan,    ağızdan    çıkan,    harfi    düşürülen    o sözcüğün ne olduğunu anlarsın!” EVET,     bu     konuşmaya     dikkat     kesildi. Kahvenin     içinden     okey     taşlarının     şak-şuk sesleri   geliyordu.   Kahveci   çırağı,   “Çaylar   dört oldu!”     diye     sesleniyordu     ocakçıya.     HAYIR, çayından    son    yudumu    alarak    konuşmasına devam        etti:        “Bazı        yerlerde,        günlük konuşmalarda,           Hayır           yerine,           Ayır diyeceklermiş.    Bu    Trakya    bölgesinin    ağzıdır biliyorsun.   O   insanlar,   Ayır’ı   öyle   söylerler   ki aynı   dili   bilen   birisi   onu   hemen   anlar   ama   sen onu        Anadolu’nun        değişik        bölgelerinde kullanmaya    kalkarsan,    durup    dururken,    bu adam ne diyor diye sana bakarlar.” EVET    ve    HAYIR,    “Biz    ne    referandumlar gördük   geçirdik.   Hiç   böyle   birbirimize   düşman edilmemiştik”    dediler    karşılıklı    olarak…        Her ikisi    de,    referandum    sürecinde    yaratılan    bu havadan dolayı çok üzgündü… Bu   dertleşme   daha   uzun   sürecekti   ama kahveye    Evetçi    Partililer    doluşmaya    başladı. Onlar    konuşmalarını    kestiler    ve    biraz    sonra kendileri   üzerinden   neler   neler   söyleneceğini merak     ederek,     konuşma     anını     beklemeye başladılar… Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

REFERANDUM ÖYKÜLERİ - 2

EVET VE HAYIR’IN YAKINMALARI

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Öyküleri (10)

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017
Ülkenin    birinde,    anayasa    değişikliği    olacaktı.    Değişecek maddeler   o   ülkenin   meclisinden   geçmiş,   sıra   halkoylamasına   / referanduma     gelmişti.     Anayasa     değişiklik     maddelerini     kabul edenler     Evet;     bu     değişikliklere     karşı     çıkanlar,     parlamenter düzenin   devamını   isteyenler   de   Hayır   diyeceklerdi.   Evet   diyenler, istikrar   için   tüm   yetkilerin   tek   kişide   toplanmasını   istiyor;   Hayır diyenler   ise,   yetkilerin   tek   kişide   toplanmasının   ülkede   otoriter   bir yönetimin   oluşmasına   neden   olacağını,   demokratik   işleyişin   sona ereceğini savunuyorlardı. O      ülkenin      iktidarı      Evet’çiydi.      Hayır      diyenleri      terör örgütleriyle    aynı    kefeye    koyuyordu.    Oysa    halkoylamasının    iki seçeneği   vardı;   kimi   Evet   diyecek   kimi   Hayır   diyecekti.   Üçüncü   bir yol     yoktu.     Hayır     diyenler,     anayasa     değişikliğine     muhalefet edenler;    kendilerinin    teröristlerle    aynı    gözle    görülmesine    çok kızıyor,   tepki   gösteriyorlardı…   O   ülkede,   Evet   ve   Hayır   üzerinden bir kutuplaşma yaratılmak isteniyordu. Bu     durum     yıllardır,     günlük     yaşamda,     kendi     içerdikleri anlamlar   doğrultusunda   kullanılmayı   benimsemiş,   içselleştirmiş Evet-Hayır     sözcüklerini     rahatsız     ediyordu.     Siyasilerin     kendi üzerlerinden,      kendilerini      kullanan      insanları      farklı      yerlere savurmaları,     onların     hoşuna     gitmiyordu.     Daha     önceleri     de referandumlar   olmuş,   kimi   Evet   demiş   kimi   Hayır   ve   şimdi   olduğu gibi   Evet   ve   Hayırcılar   farklı   kutuplara   savrulmamıştı.   Bu   durum, anayasa     tartışmaları     başladığından     bu     yana,     kendileri     için kullanılan ifadeler, onları rahatsız ediyordu. Bir   gün   ikisi   kahvede   bir   araya   geldiler,   sakin   bir   köşeye çekildiler.    Bir-kaç    saat    sonra    orada    Anayasa    değişikliğiyle    ilgili konuşma     yapılacaktı.     Evetçi     Partililer     gelecekti.     Kahvenin     içi doluydu,   dışarısı   soğuktu.   Kahvenin   içinde   yanan   soba,   içeride insanın   içini   ısıtan   bir   hava   yaratmıştı.   Evet   ve   Hayır,   üşümemek için iyi giyinmişlerdi. Birer çay söylediler… İlk    sözü    HAYIR    aldı    ve    şöyle    dedi:    “Yav    nedir    bizim    bu başımıza   gelenler.   Biz   eskiden   iki   dosttuk,   kardeş   gibiydik.   Bir   fikri kabul   etmeyen   Hayır   der,   kabul   eden   de   Evet   derdi.   Bundan   daha doğal      bir      şey      olamazdı.      Siyasiler,      şimdi      kendi      amaçları doğrultusunda       bize       yükledikleri       anlamlarla,       bizi       bize yabancılaştırdılar.” EVET:   “   Sorma   kardeş,   bu   durumdan   ben   de   rahatsızım! Yeri   geldi   iktidar   güçleri   politikalarını   halka   kabul   ettirmek   için, beni    kullandı,    yeri    geldi    seni    kullandı.    Eskiden    bizim    aramızda              böyle            bir         düşmanlık            tohumları   ekilmemişti…   Kardeş   gibi geçinir giderdik.” HAYIR,    kahvecinin    getirdiği    ince    belli    bardaktan    çayını yudumladı,     oturduğu     tahta     sandalyeden     biraz     doğruldu     ve konuştu:   “Hayır;   kabul   etmemek,   karşı   çıkmak,   muhalif   olmaktır. Bir   şeyi   kabul   eden   varsa   etmeyen   de   olacaktır.   Bu,   toplumsal yaşamın    bir    kuralıdır    ve    doğal    karşılanılmalıdır.    Herkes    senin istediğini    kabul    etmek    zorunda    değil    ki…    O    zaman    demokrasi olmaz,    özgürlükler    olmaz!    Seçim    yapmaya    da    gerek    yok    bu durumda.” EVET,   HAYIR’a   hak   vererek   konuşmayı   sürdürdü:   “Haklısın. Elektrikte   artı   ve   eksi   kutuplar   var.   Bu   iki   kutuptan   birisi   olmadan diğeri   bir   anlam   ifade   eder   mi?   Canlı   varlıklarda   erkek   ve   dişiler var;   bunlardan   birisi   olmazsa   diğerinin   bir   anlamı   olur   mu?   Bazı kavramlar    birbirini    bütünler.    Bütünlerden    birisine    iyi    derken diğerini tu kaka yapamazsın. Bu olmaz!” HAYIR,     konuştu:     “Arkadaş     eskiden     hayırlı     işler,     hayırlı günler,   hayırlı   sabahlar,   hayırlı   cumalar   derdi   insanlar   birbirine. Ne     güzel     bir     dilekti     o.     Şimdi     Anayasa     oylamasında     Hayır’ı çağrıştırdığı   için,   Evetçiler,   onu   da   demez   oldular.   Eskiden   beni   en çok   muhafazakâr   kesim   kullanır,   solcular   pek   kullanmazdı;   şimdi beni    en    çok    sol    kesim    kullanır    oldu.    Bu    muhafazakâr    kesim, benden   neden   bu   kadar   korkar   oldu   anlayamıyorum.   Aslında   her sözcük yerli yerinde kullanıldığı zaman, güzel ve anlamlı olur!” EVET’in   fazla   söyleyecek   bir   şeyi   yoktu.   Tüm   oklar,   HAYIR’a geliyordu.   Bu   nedenle   HAYIR   doluydu.   Konuşmaya   devam   etti: “Bazı    kişiler,    Hayır    dememek    için,    ağız    değiştirdiler.    Biliyorsun Anadolumuz’un     değişik     yörelerinde     değişik     lehçeler,     ağızlar, konuşma    biçimleri    vardır.    Bazı    yerlerde    harfler    düşürülerek ağızdan   sözcükler   çıkar   ama   sen   o   şiveyi   biliyorsan,   ağızdan   çıkan, harfi düşürülen o sözcüğün ne olduğunu anlarsın!” EVET,   bu   konuşmaya   dikkat   kesildi.   Kahvenin   içinden   okey taşlarının   şak-şuk   sesleri   geliyordu.   Kahveci   çırağı,   “Çaylar   dört oldu!”   diye   sesleniyordu   ocakçıya.   HAYIR,   çayından   son   yudumu alarak      konuşmasına      devam      etti:      “Bazı      yerlerde,      günlük konuşmalarda,     Hayır     yerine,     Ayır     diyeceklermiş.     Bu     Trakya bölgesinin   ağzıdır   biliyorsun.   O   insanlar,   Ayır’ı   öyle   söylerler   ki aynı   dili   bilen   birisi   onu   hemen   anlar   ama   sen   onu   Anadolu’nun değişik   bölgelerinde   kullanmaya   kalkarsan,   durup   dururken,   bu adam ne diyor diye sana bakarlar.” EVET   ve   HAYIR,   “Biz   ne   referandumlar   gördük   geçirdik.   Hiç böyle   birbirimize   düşman   edilmemiştik”   dediler   karşılıklı   olarak…     Her   ikisi   de,   referandum   sürecinde   yaratılan   bu   havadan   dolayı çok üzgündü… Bu    dertleşme    daha    uzun    sürecekti    ama    kahveye    Evetçi Partililer   doluşmaya   başladı.   Onlar   konuşmalarını   kestiler   ve   biraz sonra     kendileri     üzerinden     neler     neler     söyleneceğini     merak ederek, konuşma anını beklemeye başladılar… Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

REFERANDUM ÖYKÜLERİ - 2

EVET VE HAYIR’IN YAKINMALARI

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Öyküleri (10)

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

www.milas.org.tr