GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
Fazlı    öğretmen,    ülkemizdeki    okullarda görev    yapan    binlerce    öğretmenden    birisiydi. 44    yaşındaydı,    biri    lisede    biri    üniversitede okuyan    iki    çocuğu    vardı.    Kadrolu    olamadığı için,   sözleşmeli   olarak   çok   programlı   bir   lisede Din      Kültürü      öğretmenliği      yapıyordu.      Evi kiraydı,    eşi    çalışmıyordu.    Evin    geçimini    tek başına    o    sağlıyordu.        Eğitim-öğretim    sezonu boyunca   aldığı   maaş   700   liraydı.   Bu   maaş   ise evin    geçimine,    çocukların    okul    masraflarına yetmiyordu. Fazlı     öğretmen     okul     dışında     ne     bulursa    yapmaya    çalışıyordu.    Bu    işler    kısa süreli    işlerdi.    Emekliliğine    4    yıl    kalmıştı.    Bir türlü       kadro       alamamıştı.       Yaz       aylarında çalışmadığı     sürenin     sigorta     primlerini     de kendisi     ödüyordu.     Bu     sorun     sadece     onun değil,     binlerce;     Eğitim     Fakültesi     veya     Fen- Edebiyat     Fakültesi     mezunlarının     kaderiydi. Öğretmen    yetiştiren    okullar    her    yıl    binlerce mezun   veriyor   ama   bu   mezunların   hepsine   verilemiyordu.   Bazı   bıranşlarda   fazlalık   vardı.     Çoğu        mezun,        öğretmenlik        yapamıyor, mesleğinin   dışında   bir   işte   çalışıyordu.   Hatta bir    öğretmen    adayı,    öğretmen    olamayınca, çalışmak    için    İŞKUR’a    başvurmuş;    İŞKUR    da ona,   kendi   mezun   olduğu   İlköğretim   okulunda, hademelik işi bulmuştu. İstanbul’da   İsmail   Kızılok,   bir-iki   okulda öğretmenlik     yaptıktan     sonra     işsiz     kalmıştı. Ahmet   Fazlı   Elçi   gibi,   “ücretli”   öğretmenlik   için başvurmuş,   ret   cevabı   almıştı.   Başvurduğu   her kapı       yüzüne       kapandı.       Bunalıma       girdi. Ağabeyini        arayarak,        “Benim        cenazemi hastaneden     alın“     dedi.     Bayrampaşa’da     bir elektrik direğine çıkarak ölüme atladı. Fazlı     öğretmenin     giderleri     çok,     geliri azdı.    Bir    şekilde    bu    giderlerini    karşılaması gerekiyordu.    Yaşamın    onun    sırtına    yüklediği yükün   ağırlığı   onu   yiyip-bitiriyordu.   Ne   yapsa etse,     ne     kadar     çabalasa     elinden     bir     şey gelmiyor,   çaresiz   kalıyordu.   Bu   çaresizlik   onu için     için     yiyor,     üzüyordu.     Mesleği     gereği herşeyi       olgunlukla       karşılamaya       çalışıyor, isyankâr   bir   tavır   ortaya   koymak   istemiyordu. Ne    kadar    olgunluk    gösterse    de    kadere    razı gelemiyordu.    “Benim    de    insanca    yaşamaya hakkım     yok     mu,     Allahım     ben     ne     kötülük yaptım   da   bu   ezaya-cefaya   katlanmak   zorunda kalıyorum”    diyordu    kendi    kendine…    Yaptığı işleri gurur-kibir meselesi  yapmıyordu.  Zaten,
gurur ve kibir karın doyurmuyordu ki… Fazlı      öğretmen,      az      da      olsa      para paradırdiyerek,   okuluna   gelen   kitapları   40   lira karşılığı   taşırken,   sıcaklara   ve   sırtındaki   yükün ağırlığına    dayanamayarak    kalbi    tekledi.    150 metre   ötedeki   Sağlık   Ocağına   götürdüler   ama doktor     yoktu.     Doktor     yarım     saat     sonra geldiğinde    ise    Fazlı    Hocanın    stres    ve    kahır yüklü kalbi çoktan durmuştu. Dayısının    sözleşmeli    öğretmen    olduğu için   yaz   aylarında   maaş   alamadığını   belirten yeğeni   ise,   “dayım   paraya   ihtiyacı   olduğu   için ek   iş   yapıyordu.   Okulda   çalıştığı   dönemlerde ortalama    700    TL    kazanıyordu.    Yazları    maaş alamadığı    için    sıkıntı    çekiyordu.    O    yüzden bulduğu   her   işte   çalışırdı.   Üniversite   mezunu bir     insanı     bu     hale     getiren     büyüklerimiz utansın!” diyordu. Fazlı   öğretmenin   ek   iş   yaparken   ölümü üzerine    eğitim    iş    koluyla    ilgili    sendikaların başkanları şu açıklamaları yaptılar: *      Eğitim-İş      Genel      Başkanı      Yüksel Adıbelli:   “700   bin   öğretmen   var.   340   bin   atama bekleyen    arkadaşımız    var.    2009-2010’da    70 bin     öğretmen     ücretli     olarak     derse     girdi. Ortalama    ayda    300-400    lira    maaş    alıyorlar. Son   20   yıldır   emekli   olan   öğretmenlerin   yerine emekli    olan    sayısı    kadar    atama    yapılmıyor. Kadrolu     öğretmen     sayısı     giderek     azalıyor. Ücretli   ve   sözleşmeli   öğretmen   sayısı   artıyor. Bundan    beş    yıl    sonra    iki    öğretmenden    biri sözleşmeli ya da ücretli öğretmen olacak.” *    Eğitim-Sen    Genel    Başkanı    Zübeyde Kılıç:   “Sayın   Bakan’ın   sözleşmeli   öğretmenlere tepkisini    hatırladığımızda    bu    olay    karşısında da,      ‘hamallığı      seçmeseydi’      diyebileceğini düşünebiliriz.          Durum          kişisel          ölüm vakalarından       çıkmış,       bir       tür       cinayete dönüşmüştür.   Bu   ilk   vaka   değil.   Atanamadığı için   intihar   edenler   de   var.   400   bine   ulaşan işsiz ve eğitimli kitle var.” Fazlı      öğretmenin      ölümü      ve      diğer örnekler,   bu   ülkenin   acı   toplumsal   gerçekleri ve     çözüm     bekleyen     sorunlarıdır…     Her     ile açılan   üniversitelerden   mezun   olanların   kendi mesleği    ile    ilgili    iş    bulamamasının    yarattığı bireysel   ve   toplumsal   travmaların   bedeli   çok ağırdır…    Eğitim    konusu,    politik    bir    malzeme olmaktan        çıkarılıp,        ülke        ve        toplum gerçeklerine     göre     yeniden     düzenlenilmesi gereken     önemli     bir     konudur…     Bu     sorun, bugünden   yarına   ertelenemeyecek   kadar   da önemliydi.   Her   il’e   üniversite   açmak;   o   yere, sosyal     ve     ekonomik     anlamda     bir     canlılık kazandırır    ama    bu    okullardan    mezun    olan üniversite       diplomalı       işsizler       ve       açlar ordusunun   yaratacağı   toplumsal   risk   ise   daha fazla olacaktır… Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

FAZLI ÖĞRETMENLER!

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Öyküleri (14)

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017

FAZLI ÖĞRETMENLER!

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Öyküleri (14)

Fazlı   öğretmen,   ülkemizdeki   okullarda   görev   yapan   binlerce öğretmenden   birisiydi.   44   yaşındaydı,   biri   lisede   biri   üniversitede okuyan   iki   çocuğu   vardı.   Kadrolu   olamadığı   için,   sözleşmeli   olarak çok   programlı   bir   lisede   Din   Kültürü   öğretmenliği   yapıyordu.   Evi kiraydı,   eşi   çalışmıyordu.   Evin   geçimini   tek   başına   o   sağlıyordu.     Eğitim-öğretim   sezonu   boyunca   aldığı   maaş   700   liraydı.   Bu   maaş ise evin geçimine, çocukların okul masraflarına yetmiyordu. Fazlı     öğretmen     okul     dışında     ne     iş     bulursa     yapmaya çalışıyordu.   Bu   işler   kısa   süreli   işlerdi.   Emekliliğine   4   yıl   kalmıştı. Bir    türlü    kadro    alamamıştı.    Yaz    aylarında    çalışmadığı    sürenin sigorta   primlerini   de   kendisi   ödüyordu.   Bu   sorun   sadece   onun değil,     binlerce;     Eğitim     Fakültesi     veya     Fen-Edebiyat     Fakültesi mezunlarının     kaderiydi.     Öğretmen     yetiştiren     okullar     her     yıl binlerce      mezun      veriyor      ama      bu      mezunların      hepsine      verilemiyordu.    Bazı    bıranşlarda    fazlalık    vardı.        Çoğu    mezun, öğretmenlik   yapamıyor,   mesleğinin   dışında   bir   işte   çalışıyordu. Hatta   bir   öğretmen   adayı,   öğretmen   olamayınca,   çalışmak   için İŞKUR’a     başvurmuş;     İŞKUR     da     ona,     kendi     mezun     olduğu İlköğretim okulunda, hademelik işi bulmuştu. İstanbul’da     İsmail     Kızılok,     bir-iki     okulda     öğretmenlik yaptıktan    sonra    işsiz    kalmıştı.    Ahmet    Fazlı    Elçi    gibi,    “ücretli” öğretmenlik   için   başvurmuş,   ret   cevabı   almıştı.   Başvurduğu   her kapı   yüzüne   kapandı.   Bunalıma   girdi.   Ağabeyini   arayarak,   “Benim cenazemi    hastaneden    alın“    dedi.    Bayrampaşa’da    bir    elektrik direğine çıkarak ölüme atladı. Fazlı    öğretmenin    giderleri    çok,    geliri    azdı.    Bir    şekilde    bu giderlerini      karşılaması      gerekiyordu.      Yaşamın      onun      sırtına yüklediği   yükün   ağırlığı   onu   yiyip-bitiriyordu.   Ne   yapsa   etse,   ne kadar    çabalasa    elinden    bir    şey    gelmiyor,    çaresiz    kalıyordu.    Bu çaresizlik    onu    için    için    yiyor,    üzüyordu.    Mesleği    gereği    herşeyi olgunlukla   karşılamaya   çalışıyor,   isyankâr   bir   tavır   ortaya   koymak istemiyordu.     Ne     kadar     olgunluk     gösterse     de     kadere     razı gelemiyordu.    “Benim    de    insanca    yaşamaya    hakkım    yok    mu, Allahım   ben   ne   kötülük   yaptım   da   bu   ezaya-cefaya   katlanmak zorunda   kalıyorum”   diyordu   kendi   kendine…   Yaptığı   işleri   gurur- kibir     meselesi          yapmıyordu.          Zaten,     gurur     ve     kibir     karın doyurmuyordu ki… Fazlı    öğretmen,    az    da    olsa    para    paradırdiyerek,    okuluna gelen    kitapları    40    lira    karşılığı    taşırken,    sıcaklara    ve    sırtındaki yükün   ağırlığına   dayanamayarak   kalbi   tekledi.   150   metre   ötedeki Sağlık   Ocağına   götürdüler   ama   doktor   yoktu.   Doktor   yarım   saat sonra    geldiğinde    ise    Fazlı    Hocanın    stres    ve    kahır    yüklü    kalbi çoktan durmuştu. Dayısının    sözleşmeli    öğretmen    olduğu    için    yaz    aylarında maaş    alamadığını    belirten    yeğeni    ise,    “dayım    paraya    ihtiyacı olduğu   için   ek   iş   yapıyordu.   Okulda   çalıştığı   dönemlerde   ortalama 700   TL   kazanıyordu.   Yazları   maaş   alamadığı   için   sıkıntı   çekiyordu. O   yüzden   bulduğu   her   işte   çalışırdı.   Üniversite   mezunu   bir   insanı bu hale getiren büyüklerimiz utansın!” diyordu. Fazlı   öğretmenin   ek   iş   yaparken   ölümü   üzerine   eğitim   koluyla ilgili sendikaların başkanları şu açıklamaları yaptılar: *     Eğitim-İş     Genel     Başkanı     Yüksel     Adıbelli:     “700     bin öğretmen   var.   340   bin   atama   bekleyen   arkadaşımız   var.   2009- 2010’da   70   bin   öğretmen   ücretli   olarak   derse   girdi.   Ortalama   ayda 300-400      lira      maaş      alıyorlar.      Son      20      yıldır      emekli      olan öğretmenlerin   yerine   emekli   olan   sayısı   kadar   atama   yapılmıyor. Kadrolu   öğretmen   sayısı   giderek   azalıyor.   Ücretli   ve   sözleşmeli öğretmen   sayısı   artıyor.   Bundan   beş   yıl   sonra   iki   öğretmenden biri sözleşmeli ya da ücretli öğretmen olacak.” *   Eğitim-Sen   Genel   Başkanı   Zübeyde   Kılıç:   “Sayın   Bakan’ın sözleşmeli     öğretmenlere     tepkisini     hatırladığımızda     bu     olay karşısında   da,   ‘hamallığı   seçmeseydi’   diyebileceğini   düşünebiliriz. Durum     kişisel     ölüm     vakalarından     çıkmış,     bir     tür     cinayete dönüşmüştür.   Bu   ilk   vaka   değil.   Atanamadığı   için   intihar   edenler de var. 400 bine ulaşan işsiz ve eğitimli kitle var.” Fazlı   öğretmenin   ölümü   ve   diğer   örnekler,   bu   ülkenin   acı toplumsal    gerçekleri    ve    çözüm    bekleyen    sorunlarıdır…    Her    ile açılan   üniversitelerden   mezun   olanların   kendi   mesleği   ile   ilgili   bulamamasının   yarattığı   bireysel   ve   toplumsal   travmaların   bedeli çok     ağırdır…     Eğitim     konusu,     politik     bir     malzeme     olmaktan çıkarılıp,       ülke       ve       toplum       gerçeklerine       göre       yeniden düzenlenilmesi     gereken     önemli     bir     konudur…     Bu     sorun, bugünden   yarına   ertelenemeyecek   kadar   da   önemliydi.   Her   il’e üniversite   açmak;   o   yere,   sosyal   ve   ekonomik   anlamda   bir   canlılık kazandırır   ama   bu   okullardan   mezun   olan   üniversite   diplomalı işsizler    ve    açlar    ordusunun    yaratacağı    toplumsal    risk    ise    daha fazla olacaktır… Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

www.milas.org.tr