GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
İş    güvenliği    uzmanı,    açık    ocak    maden yemekhanesinde,     vardiya     değişiminde     tool- box(vardiya   başı)   eğitimi   veriyordu.   Sırtlarında firma   ismi   yazan   iş   elbiseleri   içindeki   vardiya işçileri     toplanmıştı.     Biraz     sonra     vardiyaları başlayacaktı.     Kimi     dozere,     kimi     CAT’e     kimi PH(ekskavatör)’a,        kimi        Dragline’in,        kimi grayderin        üzerine        çıkacak;        büyük        makinelerini        kullanmaya        başlayacaklardı. Harmancılar   da   kömür   damarına   ulaşmak   için üstünden    alınan    toprakların    döküm    yerinde, ağır     kamyonların     harman     kenarına,     doğru şekilde      yanaşarak      damperinin      üzerindeki hafriyat   toprağını   dökmelerini   sağlayacaklardı.     İşletmenin     açık     ocağında     kömür     çıkaran, yükleyen,   taşıyan   iş   makinelerinin   hareketleri; sürekli     hareket     halinde     olan     karıncaların görüntüsünü              andıracaktı,              uzaktan bakıldığında. İş güvenliği uzmanı, işçileri sıkmadan 10- 15   dakikalık   sürede;   işçilere   çalışırken   dikkatli olmalarını,   aldıkları   iş   güvenliği   eğitimlerindeki bilgilere   göre   hareket   etmelerini,   başlarından baretlerini       çıkarmamaları       gerektiği,       çelik burunlu    ayakkabı    giymelerinin    iş    sağlığı    ve güvenliği     açısından     çok     önemli     olduğunu söylüyordu.   İşçiler   can   kulağı   ile   dinliyorlardı anlatılanları.   Çünkü   bu   bilgiler,   kendi   hayatları ve      vücut      bütünlüklerinin      korunması      için veriliyordu.    En    küçük    bir    dikkatsizlikleri,    kazasının nedeni olabilirdi. İş     güvenliği     uzmanı,     “bulunduğunuz, mola    verdiğiniz,    barındığınız    yerlerde;    akrep, yılan    gibi    zararlı    canlılar    olabilir.    Akrep    ve yılanlar     zehirlidir;     bunların     sokması     insan yaşamı    için    tehlikelidir.    Bunlara    karşı    çeşitli korunma    yöntemleri    vardır.    Bunun    en    başta gelen    çözümü    ilaçlamadır.    Baraka    altlarına, konteynır   kenarlarına   bu   toz   ilaçlardan   ekmek yararlı olur,” diye konuştu. Konuşmaları            dikkatle            dinleyen Harmancı-Manevracı         Kamuran’ın         aklına, hemen        büyüklerinin        söyledikleri        geldi. Kamuran    Yatağan’ın    bir    köyündendi.    Köyleri bir   dağın   eteğinde   kurulmuştu.   Kıraç   topraklı bir   köydü.   Köylerinin   arazilerinde   akrep   çoktu. İri    ve    yeşil    boğumlu,    boğum    sayısı    çok    ve zehirli   akrepler.   İnsana   iğnesini   batırdığı   anda öldürecek    kadar    etkiliydiler.    Buğday    hasadı zamanında,        buğday        saplarını        kollarıyla kavramak    isteyen    iki    köylüsünü    sokmuş    ve onları     öldürmüştü.     O     zaman     büyüklerinin kendi    aralarındaki    konuşmalarını    duymuştu. Kendisi     küçüktü     daha.     İlkokula     gidiyordu. Büyükleri   şöyle   diyorlardı:   “Akrep’in   en   büyük düşmanı      tavuklardır.      Akrep      onlara      karşı çaresizdir.   Tavuklar   onlarla   oynar.   Tıpkı   kedinin fareyle     oynadığı     gibi.     Tavuk     gagasını     füze hızıyla     akrebe     batırır,     öldürücüyü     darbeyi vurur,   onu   zehir   dolu   kuyruğunu   kaldıramaz hale    getirir.    Tavukların    olduğu    yerde    akrep barınamaz!”   Çocukluğunda   duyduğu   bu   sözler aklına geldi, Kamuran’ın… Söz   alarak   bunları   söylemeye   niyetlendi. Şimdi    bunları    söylese    arkadaşları    kendisine gülecek,     dalga     geçeceklerdi.     Dilinin     ucuna geldi,     sonra     yutkundu     ve     aklına     gelenleri söylemekten   vazgeçti.   Akreple   mücadele   illaki ilaçla   mı   olmalıydı?   İlaçsız,   tavuklarla   olamaz mıydı?    Hem    tavukların    yumurtaları    da    vardı. Toz    ilaçlar,    insanın    bir    yerine    bulaştığında, hava    yoluyla    alındığında,    insana    zararlı    değil miydi?   Madem   iş   ve   insan   sağlığı   önemli,   bu toz    ilaçlar    onların    sağlığını    bozmaz    mıydı? Kamuran      bunları      düşünüyor,      söylemekle söylememek   arasında   gidip   geliyordu.   Kim   ne derse    desin,    kim    gülerse    külsün,    kim    dalga geçerse          geçsin;          aklından          geçenleri, çocukluğunda   annesinin-babasının,   ninesinin- dedesinin       akreplerle       ilgili       söylediklerini deyiverecekti.
Kamuran,    tutamadı    kendisini,    yaydan boşanmış   ok   gibi   ayağa   fırladı   ve   “Şefim!”   dedi, iş   güvenliği   uzmanına.   “Şefim   kızmazsanız,   bir şey     söyleyeceğim,”     size     dedi.     Yemekhane sessizliğe    büründü.    Herkes,    Kamuran’ın    ne diyeceğini    merak    ediyordu.    “Şefim,    ben    size bir    şey    anlatacağım    bu    akreplerle    mücadele için, bunu büyüklerimden duymuştum,” dedi. İş    güvenliği    uzmanı,    “Buyur    Kamuran anlat,     memnun     olurum,”     dedi,     sakin     bir şekilde.     Kamuran     heyecanla     ve     biraz     da yüksek   sesle   anlatmaya   başladı.   Konuşurken heyecandan   yüzünde   kırmızılıklar   oluşmuştu. “Şefim,”     dedi     bir     kez     daha     ve     anlatmaya başladı:   ”Ben   çocukken   köyde,   büyüklerim   ‘bu akrebin   en   büyük   düşmanı   tavuktur,   tavuğun olduğu   yerde   akrep   olmaz’   demişlerdi.   Biz   de burada tavuk beslesek nasıl olur?” Kamuran     bunları     söyledi     ve     oturdu. Salondan    hiç    ses    çıkmadı.    Kimse    gülmedi onun       söylediklerine.       Kamuran,       “bunları söylersem      bana      gülerler,      benimle      dalga geçerlerler”     diye     düşünmüştü.     Oysa     öyle olmadı.    Kamuran    da    şaşırmıştı    bu    duruma. Acaba neden? İş    güvenliği    uzmanı    da    hak    vermişti Kamuran’a.   Tavuk   da   akreplere   karşı   etkili   bir mücadele   aracı   olabilirdi.   O   da   bunu   ilk   defa duymuştu.     Toz     ilaçlama,     işçilerin     sağlığına zarar   verebilirdi.   Bir   an   için   bunları   düşündü   güvenliği uzmanı. Birden   salondan   bir   alkış   koptu.   “Bravo Kamuran,”       diye       alkışlıyordu       arkadaşları. Kamuran    anlam    veremedi    arkadaşlarının    bu alkışına.      Alkışın      nedeni      ise      biraz      sonra anlaşılacaktı.    Orada    bulunanların    çoğu    köy kökenli,   kırsal   kesim   insanıydı.   Onlar   da   aynı şeyleri    duymuşlardı    büyüklerinden.        Herkes, “biz   burada   tavuk   besleyelim   bundan   sonra, hem   yumurtasından   da   yararlanırız,“   dediler. İş   güvenliği   uzmanı   da   onlara   katıldı.      İş   sağlığı ve   güvenliğinde   yardımcı   eleman   olarak   tavuk beslemeye    karar    verildi.    “Biz    bunu,    bir    de başmühendise     söyleyelim,”     dediler.     Öneri, başmühendisin de aklına yattı. Bir    sorun    vardı.    Açık    ocağın    barınma yerinin       etrafı       açıktı.       Geceleri       tavuklar savunmasız    kalırdı.    Çevrede    tilki    ve    sansar çoktu.   Tavuk   akrebin   düşmanıysa,   tavuğun   da düşmanı   tilki   ve   sansardı.   Tavuklar   için   iyi   bir kümes      yapılmalıydı.      Tilki      ve      sansarların dışarıdan      yüklenmesiyle      kümes      yerinden kıpırdamamalı,     içine     girememeliydiler.     İSG tavukları,   tilki   ve   sansar   gibi   saldırganlardan korunmalıydı. Marangoza   sipariş   verildi.   Tüneme   yeri ayrı,    yumurtlama    yeri    ayrı,    suluk    ve    yemlik ayrı,    etrafı    örgülü    telle    çevrili,    yere    sağlam tutturulmuş   büyükçe   ve   sağlamca   bir   kümes yaptırıldı.        İSG    tavukları    akşamları    güvende olarak tüneyebilirlerdi orada. Açık    ocakta    yağışlı    havalarda    çalışma olmazdı.    İşçiler,    yemekhanede    beklerlerdi    o havalarda.    Böyle    bir    günde,    yemekhanede kalorifer   peteğinin   başında   ısınan   bir   işçi   İSG tavuklarının    kümesine    doğru    bakıyordu.    Bir süre      oraya      doğru      bakan      işçi      gözleriyle kümesin   her   tarafını   inceledi.   Sonra,   “Yav   bu isg   tavukları   ne   şanslı,   ne   güzel   evleri   oldu!” dedi kendi kendine, imrendi onlara… İSG     tavukları     gündüz     konteynırların, barakaların    etrafında    dolaşırken,    bir    yerlere gagalarını    batırıp    çıkarıyor,    sonra    kanatlarını açıp    biraz    havalanarak    tekrar    yerdeki    avının üzerine    doğru    gagasını    uzatıyordu.    Yerdeki avla    tavuk    arasında,    kazananı    belli    bir    oyun oynanıyordu.      İşçiler   tavuğun   bu   hareketlerini uzaktan            izliyorlardı.            Yerdeki            av görünmüyordu.   Akrep   de   olabilirdi   başka   şey de… İSG    tavuklarının    ünü    yakın    çevredeki mermer   ve   kömür   ocaklarına   yayıldı.   İşçilerin barınma   ve   dinlenme   yeri   olan   her   yerde   İSG tavukları beslenmeye başlanıldı… “İSG     tavukları,     yakında     tez     veya     bir konferans        konusu        olursa        şaşırmamak gerekir!..” diye düşündü iş güvenliği uzmanı… Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

İSG TAVUKLARI

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Öyküleri (6)

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

NÇT’nin Makaleleri

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017
İş    güvenliği    uzmanı,    açık    ocak    maden    yemekhanesinde, vardiya    değişiminde    tool-box(vardiya    başı)    eğitimi    veriyordu. Sırtlarında   firma   ismi   yazan   iş   elbiseleri   içindeki   vardiya   işçileri toplanmıştı.    Biraz    sonra    vardiyaları    başlayacaktı.    Kimi    dozere, kimi   CAT’e   kimi   PH(ekskavatör)’a,   kimi   Dragline’in,   kimi   grayderin üzerine        çıkacak;        büyük        iş        makinelerini        kullanmaya başlayacaklardı.   Harmancılar   da   kömür   damarına   ulaşmak   için üstünden    alınan    toprakların    döküm    yerinde,    ağır    kamyonların harman      kenarına,      doğru      şekilde      yanaşarak      damperinin üzerindeki      hafriyat      toprağını      dökmelerini      sağlayacaklardı.        İşletmenin    açık    ocağında    kömür    çıkaran,    yükleyen,    taşıyan    makinelerinin       hareketleri;       sürekli       hareket       halinde       olan karıncaların görüntüsünü andıracaktı, uzaktan bakıldığında. İş     güvenliği     uzmanı,     işçileri     sıkmadan     10-15     dakikalık sürede;   işçilere   çalışırken   dikkatli   olmalarını,   aldıkları   iş   güvenliği eğitimlerindeki    bilgilere    göre    hareket    etmelerini,    başlarından baretlerini     çıkarmamaları     gerektiği,     çelik     burunlu     ayakkabı giymelerinin   iş   sağlığı   ve   güvenliği   açısından   çok   önemli   olduğunu söylüyordu.   İşçiler   can   kulağı   ile   dinliyorlardı   anlatılanları.   Çünkü bu   bilgiler,   kendi   hayatları   ve   vücut   bütünlüklerinin   korunması için   veriliyordu.   En   küçük   bir   dikkatsizlikleri,   iş   kazasının   nedeni olabilirdi. İş     güvenliği     uzmanı,     “bulunduğunuz,     mola     verdiğiniz, barındığınız    yerlerde;    akrep,    yılan    gibi    zararlı    canlılar    olabilir. Akrep   ve   yılanlar   zehirlidir;   bunların   sokması   insan   yaşamı   için tehlikelidir.    Bunlara    karşı    çeşitli    korunma    yöntemleri    vardır. Bunun    en    başta    gelen    çözümü    ilaçlamadır.    Baraka    altlarına, konteynır   kenarlarına   bu   toz   ilaçlardan   ekmek   yararlı   olur,”   diye konuştu. Konuşmaları       dikkatle       dinleyen       Harmancı-Manevracı Kamuran’ın      aklına,      hemen      büyüklerinin      söyledikleri      geldi. Kamuran   Yatağan’ın   bir   köyündendi.   Köyleri   bir   dağın   eteğinde kurulmuştu.    Kıraç    topraklı    bir    köydü.    Köylerinin    arazilerinde akrep    çoktu.    İri    ve    yeşil    boğumlu,    boğum    sayısı    çok    ve    zehirli akrepler.      İnsana      iğnesini      batırdığı      anda      öldürecek      kadar etkiliydiler.   Buğday   hasadı   zamanında,   buğday   saplarını   kollarıyla kavramak   isteyen   iki   köylüsünü   sokmuş   ve   onları   öldürmüştü.   O zaman   büyüklerinin   kendi   aralarındaki   konuşmalarını   duymuştu. Kendisi     küçüktü     daha.     İlkokula     gidiyordu.     Büyükleri     şöyle diyorlardı:   “Akrep’in   en   büyük   düşmanı   tavuklardır.   Akrep   onlara karşı    çaresizdir.    Tavuklar    onlarla    oynar.    Tıpkı    kedinin    fareyle oynadığı     gibi.     Tavuk     gagasını     füze     hızıyla     akrebe     batırır, öldürücüyü   darbeyi   vurur,   onu   zehir   dolu   kuyruğunu   kaldıramaz hale      getirir.      Tavukların      olduğu      yerde      akrep      barınamaz!” Çocukluğunda duyduğu bu sözler aklına geldi, Kamuran’ın… Söz    alarak    bunları    söylemeye    niyetlendi.    Şimdi    bunları söylese   arkadaşları   kendisine   gülecek,   dalga   geçeceklerdi.   Dilinin ucuna    geldi,    sonra    yutkundu    ve    aklına    gelenleri    söylemekten vazgeçti.    Akreple    mücadele    illaki    ilaçla    mı    olmalıydı?    İlaçsız, tavuklarla   olamaz   mıydı?   Hem   tavukların   yumurtaları   da   vardı. Toz     ilaçlar,     insanın     bir     yerine     bulaştığında,     hava     yoluyla alındığında,   insana   zararlı   değil   miydi?   Madem   iş   ve   insan   sağlığı önemli,   bu   toz   ilaçlar   onların   sağlığını   bozmaz   mıydı?   Kamuran bunları     düşünüyor,     söylemekle     söylememek     arasında     gidip geliyordu.    Kim    ne    derse    desin,    kim    gülerse    külsün,    kim    dalga geçerse    geçsin;    aklından    geçenleri,    çocukluğunda    annesinin- babasının,     ninesinin-dedesinin     akreplerle     ilgili     söylediklerini deyiverecekti. Kamuran,    tutamadı    kendisini,    yaydan    boşanmış    ok    gibi ayağa    fırladı    ve    “Şefim!”    dedi,    iş    güvenliği    uzmanına.    “Şefim kızmazsanız,     bir     şey     söyleyeceğim,”     size     dedi.     Yemekhane sessizliğe    büründü.    Herkes,    Kamuran’ın    ne    diyeceğini    merak ediyordu.    “Şefim,    ben    size    bir    şey    anlatacağım    bu    akreplerle mücadele için, bunu büyüklerimden duymuştum,” dedi. İş     güvenliği     uzmanı,     “Buyur     Kamuran     anlat,     memnun olurum,”   dedi,   sakin   bir   şekilde.   Kamuran   heyecanla   ve   biraz   da yüksek     sesle     anlatmaya     başladı.     Konuşurken     heyecandan yüzünde   kırmızılıklar   oluşmuştu.   “Şefim,”   dedi   bir   kez   daha   ve anlatmaya   başladı:   ”Ben   çocukken   köyde,   büyüklerim   ‘bu   akrebin en   büyük   düşmanı   tavuktur,   tavuğun   olduğu   yerde   akrep   olmaz’ demişlerdi. Biz de burada tavuk beslesek nasıl olur?” Kamuran    bunları    söyledi    ve    oturdu.    Salondan    hiç    ses çıkmadı.   Kimse   gülmedi   onun   söylediklerine.   Kamuran,   “bunları söylersem     bana     gülerler,     benimle     dalga     geçerlerler”     diye düşünmüştü.     Oysa     öyle     olmadı.     Kamuran     da     şaşırmıştı     bu duruma. Acaba neden? İş   güvenliği   uzmanı   da   hak   vermişti   Kamuran’a.   Tavuk   da akreplere   karşı   etkili   bir   mücadele   aracı   olabilirdi.   O   da   bunu   ilk defa   duymuştu.   Toz   ilaçlama,   işçilerin   sağlığına   zarar   verebilirdi. Bir an için bunları düşündü iş güvenliği uzmanı. Birden    salondan    bir    alkış    koptu.    “Bravo    Kamuran,”    diye alkışlıyordu   arkadaşları.   Kamuran   anlam   veremedi   arkadaşlarının bu    alkışına.    Alkışın    nedeni    ise    biraz    sonra    anlaşılacaktı.    Orada bulunanların   çoğu   köy   kökenli,   kırsal   kesim   insanıydı.   Onlar   da aynı    şeyleri    duymuşlardı    büyüklerinden.        Herkes,    “biz    burada tavuk     besleyelim     bundan     sonra,     hem     yumurtasından     da yararlanırız,“    dediler.    İş    güvenliği    uzmanı    da    onlara    katıldı.        İş sağlığı   ve   güvenliğinde   yardımcı   eleman   olarak   tavuk   beslemeye karar   verildi.   “Biz   bunu,   bir   de   başmühendise   söyleyelim,”   dediler. Öneri, başmühendisin de aklına yattı. Bir   sorun   vardı.   Açık   ocağın   barınma   yerinin   etrafı   açıktı. Geceleri    tavuklar    savunmasız    kalırdı.    Çevrede    tilki    ve    sansar çoktu.   Tavuk   akrebin   düşmanıysa,   tavuğun   da   düşmanı   tilki   ve sansardı.     Tavuklar     için     iyi     bir     kümes     yapılmalıydı.     Tilki     ve sansarların        dışarıdan        yüklenmesiyle        kümes        yerinden kıpırdamamalı,     içine     girememeliydiler.     İSG     tavukları,     tilki     ve sansar gibi saldırganlardan korunmalıydı. Marangoza   sipariş   verildi.   Tüneme   yeri   ayrı,   yumurtlama yeri    ayrı,    suluk    ve    yemlik    ayrı,    etrafı    örgülü    telle    çevrili,    yere sağlam   tutturulmuş   büyükçe   ve   sağlamca   bir   kümes   yaptırıldı.     İSG tavukları akşamları güvende olarak tüneyebilirlerdi orada. Açık     ocakta     yağışlı     havalarda     çalışma     olmazdı.     İşçiler, yemekhanede      beklerlerdi      o      havalarda.      Böyle      bir      günde, yemekhanede    kalorifer    peteğinin    başında    ısınan    bir    işçi    İSG tavuklarının    kümesine    doğru    bakıyordu.    Bir    süre    oraya    doğru bakan   işçi   gözleriyle   kümesin   her   tarafını   inceledi.   Sonra,   “Yav   bu isg   tavukları   ne   şanslı,   ne   güzel   evleri   oldu!”   dedi   kendi   kendine, imrendi onlara… İSG   tavukları   gündüz   konteynırların,   barakaların   etrafında dolaşırken,      bir      yerlere      gagalarını      batırıp      çıkarıyor,      sonra kanatlarını   açıp   biraz   havalanarak   tekrar   yerdeki   avının   üzerine doğru   gagasını   uzatıyordu.   Yerdeki   avla   tavuk   arasında,   kazananı belli    bir    oyun    oynanıyordu.        İşçiler    tavuğun    bu    hareketlerini uzaktan   izliyorlardı.   Yerdeki   av   görünmüyordu.   Akrep   de   olabilirdi başka şey de… İSG    tavuklarının    ünü    yakın    çevredeki    mermer    ve    kömür ocaklarına    yayıldı.    İşçilerin    barınma    ve    dinlenme    yeri    olan    her yerde İSG tavukları beslenmeye başlanıldı… “İSG    tavukları,    yakında    tez    veya    bir    konferans    konusu olursa şaşırmamak gerekir!..” diye düşündü iş güvenliği uzmanı… Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

İSG TAVUKLARI

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Öyküleri (6)

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

NÇT’nin Makaleleri

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız