GSM: 0.542.535 51 71   |   e-Posta:                     
Sabah,   servislerden   inen   işçiler,   atölyeye doğru   yürüyorlardı.   İşbaşı   yapacaklardı.   Hava soğuktu.    İnsanı    iliklerine    kadar    üşüten    bir soğuk     vardı     havada.     İşyeri     yüksekçe     bir yerdeydi.      Konum      olarak      soğuk      alıyordu. Servisten       inen       işçiler,       soğuktan       iyice büzülmüşlerdi,       giysilerinin       içinde.       Elleri montlarının    cebindeydi.    Birer-ikişer    atölyenin büyük    demir    kapısından    içeri    girdiler.    İçerisi dışarıya   göre   biraz   ılıktı   ama   gene   de   soğuktu. İşçiler     elbiselerini     çıkararak     iş     elbiselerini giydiler       üşüyerek,       eldivenlerini       taktılar, baretlerini     giydiler.     Herkes     atölye     içinde, çalıştıkları bölümlere dağıldı. Kimi      tornasının      başına      geçti,      kimi elektrik    tezgâhının    başına…    Kimi    tamir    için gelen    büyük    iş    makinelerinin    başında    yerini aldı,     kimi     lastik     tamir     servisinde     lastikleri değiştirilmeyi   bekleyen   dozerlerin   yanına   gitti. Herkeste    güne    yeniden    başlamanın    sevinci, neşesi      vardı      belli      belirsiz.      Kuru      soğuk insanların     yüz     hatlarını     silmişti.     Yüzlerdeki çizgiler    yok    olmuş,    titreten    soğuk    insanlarda durgun bir hal yaratmıştı. Üşüyordu işçiler. Postabaşı       herkesten       önce       gelmiş; odasından,     gelen     işçileri     izliyordu.     Soğuk havanın        yarattığı        donukluk,        durağanlık yüzlerde       belliydi       ama       bir       işçinin       yüz hatlarındaki      aşırı      gerilme,      gözlerin      iyice kısılması;    Postabaşının    dikkatini    çekmişti.    O, işçilerini    her    sabah    süzer,    suratlarına    bakar, onların psikolojilerini anlamaya çalışırdı. Üzüntülü     ve     sorunu     olan     bir     işçisi olduğu    zaman,    O’nun    bir    süre    hafif    işlerde oyalanmasını     sağlardı.     Bunu     kendisine     ilke edinmişti.       Yılları       geçmişti       bu       atölyede. Neredeyse   30   yılı   devirmişti.   Bir   psikolog   gibi davranır,      yanında      çalışan      işçilerinin      ruh hallerini    anlamaya    çalışırdı.    Onlara    bir    şey olsun     istemezdi.     Çocukları     gibiydi     yanında çalışanlar;   onlara   kol-kanat    gererdi…    Aşırı
üzüntülü    bir    işçi;    kendisini    tam    olarak    işine veremez,    her    an    üzücü,    uzuv    kayıplı    bir    kazası    yapabilirdi.    Çalışma    yaşamında,    buna benzer çok olaylarla karşılaşmıştı… Üzüntüsü   /   sorunu   yüzüne   yansımış,   ne kadar    belli    etmemeye    çalışsa    da,    durumu hemen     fark     edilen     işçiyi     yanına     çağırdı Postabaşı.         Onunla         konuştu.         Derdini, öğrenmek   istedi.   İşçi   önce,   “yok   bir   şey”   der gibi     geçiştirmeye     çalışsa     da,     postabaşının ısrarları    karşısında    konuştu.    Ustabaşı    onlar için   bir   baba   gibiydi.   Severler,   sayarlardı   onu. İşçinin   ailevi   sorunları,   geçim   sıkıntıları   vardı. Ödeme   zorlukları   yaşıyordu.   Maddi   sorunlar, onun   aile   içi   ilişkilerine   de   yansımıştı.   Bunu, kafaya     takmak     istemese     de;     ister-istemez kafasına       takıldığını,       bunu       düşünmekten kendisini alıkoyamadığını söyledi. Postabaşı         onu         teselli         etmeye, sakinleştirmeye        çalıştı.        Herkesin        böyle sorunlarla   karşı   karşıya   olduğunu   söyledi,   “her sorun    kendi    içinde    mutlaka    çözümünü    de barındırır,”   dedi.   Postabaşı,   işçisine   daha   hafif bir   işe   yönlendirdi.   İşçi   o   gün   akşama   kadar   o işte   çalıştı.   İşçi   aslında   torna   işçisiydi.   İyi   bir tornacıydı.   Kendisine   verilen   bir   işi,   en   güzel biçimiyle      yapmaya      çalışırdı.      Kafasının      içi sorunlarla     doluyken,     çözemediği     sorunlar kafasının       içinde       çatışırken;       onun       işe odaklanması   zordu.   Bir   iş   kazası   yapabilir,   bir uzuv      kaybına      uğrayabilirdi.      Tüm      bunları düşündü.   Kendisinin   durumunu   fark   eden   ve daha     hafif     bir     işe     yönlendiren     ustasına, teşekkür etti. Akşamüzeri   işten   evine   giderken,   biraz sakinleşmişti;     “Bu     soruna     mutlaka     çözüm bulmalıyım,    hiçbir    sorun    çözümsüz    değildir, her   sorunun   kendi   içinde   bir   çözümü   vardır mutlaka!”   diye   düşünüyordu.   Üzüntüleri   biraz geçmiş,   akşama   kadar   kafasında   bazı   şeyleri netleştirmişti.    Şimdi    daha    kararlıydı.    Sorunu mutlaka çözecekti… Sabah      evden      çıkarken      karamsardı; şimdi    ise    o    karamsarlığı    kafasından    atmış, yaşama   sarılmış   bir   şekilde;   akşamüzeri   eve, kendisini    mutsuz    eden    sorunun    çözümüne odaklanarak    dönüyordu…    Servis    aracındaki koltuğunda      rahatlamıştı.      Sorun      mutlaka çözülmeliydi…    Çözülecekti!    Söz    verdi,    kendi kendine… Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ
© Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ / Milas - 2017
www.milas.org.tr  

İŞ GÜVENLİĞİ ÖYKÜLERİ / POSTABAŞI…

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Öyküleri (8)

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

NÇT’nin Makaleleri

GSM: +90.542.535 51 71   |   e-Posta: nctmilas@gmail.com
© Nevzat Çağlar Tüfekçi / Milas - 2017
Sabah,       servislerden       inen       işçiler,       atölyeye       doğru yürüyorlardı.   İşbaşı   yapacaklardı.   Hava   soğuktu.   İnsanı   iliklerine kadar     üşüten     bir     soğuk     vardı     havada.     İşyeri     yüksekçe     bir yerdeydi.    Konum    olarak    soğuk    alıyordu.    Servisten    inen    işçiler, soğuktan       iyice       büzülmüşlerdi,       giysilerinin       içinde.       Elleri montlarının     cebindeydi.     Birer-ikişer     atölyenin     büyük     demir kapısından   içeri   girdiler.   İçerisi   dışarıya   göre   biraz   ılıktı   ama   gene de    soğuktu.    İşçiler    elbiselerini    çıkararak    iş    elbiselerini    giydiler üşüyerek,   eldivenlerini   taktılar,   baretlerini   giydiler.   Herkes   atölye içinde, çalıştıkları bölümlere dağıldı. Kimi     tornasının     başına     geçti,     kimi     elektrik     tezgâhının başına…    Kimi    tamir    için    gelen    büyük    iş    makinelerinin    başında yerini    aldı,    kimi    lastik    tamir    servisinde    lastikleri    değiştirilmeyi bekleyen     dozerlerin     yanına     gitti.     Herkeste     güne     yeniden başlamanın     sevinci,     neşesi     vardı     belli     belirsiz.     Kuru     soğuk insanların    yüz    hatlarını    silmişti.    Yüzlerdeki    çizgiler    yok    olmuş, titreten    soğuk    insanlarda    durgun    bir    hal    yaratmıştı.    Üşüyordu işçiler. Postabaşı   herkesten   önce   gelmiş;   odasından,   gelen   işçileri izliyordu.   Soğuk   havanın   yarattığı   donukluk,   durağanlık   yüzlerde belliydi    ama    bir    işçinin    yüz    hatlarındaki    aşırı    gerilme,    gözlerin iyice    kısılması;    Postabaşının    dikkatini    çekmişti.    O,    işçilerini    her sabah   süzer,   suratlarına   bakar,   onların   psikolojilerini   anlamaya çalışırdı. Üzüntülü   ve   sorunu   olan   bir   işçisi   olduğu   zaman,   O’nun   bir süre    hafif    işlerde    oyalanmasını    sağlardı.    Bunu    kendisine    ilke edinmişti.     Yılları     geçmişti     bu     atölyede.     Neredeyse     30     yılı devirmişti.   Bir   psikolog   gibi   davranır,   yanında   çalışan   işçilerinin ruh   hallerini   anlamaya   çalışırdı.   Onlara   bir   şey   olsun   istemezdi. Çocukları     gibiydi     yanında     çalışanlar;               onlara               kol-kanat                 gererdi…                Aşırı    üzüntülü    bir    işçi;    kendisini    tam    olarak    işine veremez,    her    an    üzücü,    uzuv    kayıplı    bir    iş    kazası    yapabilirdi. Çalışma yaşamında, buna benzer çok olaylarla karşılaşmıştı… Üzüntüsü     /     sorunu     yüzüne     yansımış,     ne     kadar     belli etmemeye   çalışsa   da,   durumu   hemen   fark   edilen   işçiyi   yanına çağırdı   Postabaşı.   Onunla   konuştu.   Derdini,   öğrenmek   istedi.   İşçi önce,   “yok   bir   şey”   der   gibi   geçiştirmeye   çalışsa   da,   postabaşının ısrarları   karşısında   konuştu.   Ustabaşı   onlar   için   bir   baba   gibiydi. Severler,   sayarlardı   onu.   İşçinin   ailevi   sorunları,   geçim   sıkıntıları vardı.   Ödeme   zorlukları   yaşıyordu.   Maddi   sorunlar,   onun   aile   içi ilişkilerine   de   yansımıştı.   Bunu,   kafaya   takmak   istemese   de;   ister- istemez      kafasına      takıldığını,      bunu      düşünmekten      kendisini alıkoyamadığını söyledi. Postabaşı     onu     teselli     etmeye,     sakinleştirmeye     çalıştı. Herkesin    böyle    sorunlarla    karşı    karşıya    olduğunu    söyledi,    “her sorun    kendi    içinde    mutlaka    çözümünü    de    barındırır,”    dedi. Postabaşı,    işçisine    daha    hafif    bir    işe    yönlendirdi.    İşçi    o    gün akşama    kadar    o    işte    çalıştı.    İşçi    aslında    torna    işçisiydi.    İyi    bir tornacıydı.   Kendisine   verilen   bir   işi,   en   güzel   biçimiyle   yapmaya çalışırdı.   Kafasının   içi   sorunlarla   doluyken,   çözemediği   sorunlar kafasının   içinde   çatışırken;   onun   işe   odaklanması   zordu.   Bir   kazası    yapabilir,    bir    uzuv    kaybına    uğrayabilirdi.    Tüm    bunları düşündü.   Kendisinin   durumunu   fark   eden   ve   daha   hafif   bir   işe yönlendiren ustasına, teşekkür etti. Akşamüzeri   işten   evine   giderken,   biraz   sakinleşmişti;   “Bu soruna     mutlaka     çözüm     bulmalıyım,     hiçbir     sorun     çözümsüz değildir,   her   sorunun   kendi   içinde   bir   çözümü   vardır   mutlaka!” diye     düşünüyordu.     Üzüntüleri     biraz     geçmiş,     akşama     kadar kafasında     bazı     şeyleri     netleştirmişti.     Şimdi     daha     kararlıydı. Sorunu mutlaka çözecekti… Sabah   evden   çıkarken   karamsardı;   şimdi   ise   o   karamsarlığı kafasından   atmış,   yaşama   sarılmış   bir   şekilde;   akşamüzeri   eve, kendisini      mutsuz      eden      sorunun      çözümüne      odaklanarak dönüyordu…    Servis    aracındaki    koltuğunda    rahatlamıştı.    Sorun mutlaka çözülmeliydi… Çözülecekti! Söz verdi, kendi kendine… Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ

İŞ GÜVENLİĞİ ÖYKÜLERİ / POSTABAŞI…

Nevzat Çağlar TÜFEKÇİ’nin Öyküleri (8)

www.milas.org.tr    
Facebook sayfamız yayına başladı.

NÇT’nin Milas Yazıları

NÇT’nin Öyküleri

NÇT’nin Kitapları

NÇT’nin Özyaşamı

NÇT

NÇT’nin Makaleleri

Diğer sayfalar için tıklayınız Diğer sayfalar için tıklayınız